Çıkar ilişkileri

PAYLAŞ

Olağan koşullarda kedinin köpekle uzlaşması epeyce vakit alır, hatta bu uzlaşma hiç olmayabilir. Çünkü kedi başka bir dünyanın yaratığı köpek başka bir dünyanın yaratığıdır. Çıkarları ortak değildir onların. İnsan uzlaşmacıdır. İnsanlar dünyayı yüce değerler açısından değil de çıkarlar açısından ele aldıkları zaman uzlaşmalara girerler. Bir çıkar noktasında buluşamayanların çeşitli hesaplarla birbirlerine düşmanca davranmaları olağandır. Şaşırtıcı uzlaşmalarla karşılaştığımız olur: aklı başında görünen birinin densizliği dillere destan biriyle pek güzel anlaştığını görürüz. Bu doğrudan doğruya bir çıkar anlaşmasıdır. Kadın erkek ilişkileri de çok zaman bu tür uzlaşmaları akla getirir. Kadın bir erkeğim olsun diye önüne çıkan bir hödüğe yalandan gönlünü kaptırıverir. Bu gönül kaptırma işi bir zaman sonra çekilen bıçaklarla kesilen boğazlarla bavula yerleştirilen üyelerle yani baş gövde kol ve bacaklarla tam bir sefalete dönüşür. İşi çıkar uzlaşması düzeyinde tutanların başlarına istenmeyen bir takım işlerin gelmesi hiçbirimizi şaşırtmaz. Herkes kendi bilinç yapısına göre davranır. İçeri aldığın çomar gider koltuğa kuruluverir. Vay efendim bunu nasıl yapar bana diye kıyametler kopar istersen.
Yarar değerlerine ilgisiz görünenlerin büyük bir bölümü de yan cebime koy anlayışıyla yarar peşindedir. İnsanoğlu çıkarlarını tehlikeye düşüren bir durum yoksa rahattır. Böyle biri sokaktan ıslık çalarak ve gaz çıkararak geçer. Çıkar konuları kendini gösterdiği zaman durum değişir. Çıkarla ilgili bir sorun insanı kendine getiriverir. Çıkar hesaplarına göre düşünme eğilimi vardır insanın. Bunun temelinde bencillik dediğimiz güç yatar. Tembelliği besleyen de bencilliktir. Çok susamamışsak uzaktaki çeşmeye gitmeyi düşünmeyiz. Buna göre herkes kendi açısından bir yaşam biçimi tutturmuştur. Kendini yüce değerler üzerinden insanlığa adamış olan enayileri bir yana bırakırsanız insanlar genel olarak bencilce yaşamanın güzelliğinde karar kılmışlardır. Bencilce yaşayan kişi bazı istenmeyen sonuçlara katlanmayı bilecektir. Bu yolda başımıza gelecek olumsuzluklara aldırmamamız gerekir. Soğan yiyen kokusundan yakınmaz derler. Herkesin kendine en uygun olanı bulduğu bir dünyadır bu, kimse elde ettiklerinden hoşnut görünmese de. Yaşamın çok zaman olumluya doğru gelişmeyişi özellikle bu yerini bulmuşlukla ilgilidir. Dayak eşeğe doğal görünür. Onun dayaktan yakınmaları arabesk bir üstünlük gösterisinden başka bir şey değildir: var mı benim gibi dayak yiyebilen biri daha?
Çıkar ilişkisini Sait Faik Bir takım insanlar adlı romanının başlarında şöyle somutlaştırır: “Bulgar sütçü Pandeli’nin kuru fasulye ile pilav kaynayan tencerelerine kavuşmaya en kestirme yol Dimitro’nun berber dükkanından geçtiği için dükkanın her iki kapısı da gelen geçene açıktır. Kalabalık günlerde insanlar, dükkanın içinden, birbiri arkasından adeta sokaktan geçermiş gibi lakayt geçerler. Dimitro istese dükkanından kimseyi geçirtmeyecek kadar can sıkan söz söylemesini bilir bir adamdır. Daha olmazsa deniz kenarındaki kapıyı açık bırakıp sütçünün dükkanı sokağına açılanı kapayıverir.” Dimitro bunu yapar mı? Yapmaz. Dimitro bu yolu açık tutarak müşteri kazanmaktadır. “Bu gelip geçenlerden uzamış sakalını Dimitro’nun usturasına vermeyen yoktur.” Bu ilişki bir çıkar ilişkisi olarak pek de sorun yaratacak bir ilişki değildir. Onu ahlak sorunu ortaya koyan bir ilişki olarak göremeyiz. Ancak öyle çıkar ilişkileri vardır ki bunlar doğrudan ahlak sorunları yaratırlar. Çıkarcılıkla ahlak bozukluğu arasında sıkı bir bağ vardır.
Cervantes “Onur ve çıkar aynı yatakta yatamazlar” der. Her çıkar hesabı bir başkasını ya da başkalarını zor durumda bırakacak koşullar yaratır. Böyle hesaplarla insanların dünyasını zedelemek işten bile değildir. Yararla çıkar arasında ince bir ayrım vardır gerçi ama Yarar sokağında biraz daha ilerlerseniz Çıkar caddesine çıkarsınız. Kolay değildir insanın çıkardan uzak durabilmesi. Emeksiz kazanç insana hoş görünür. Düşünün, bir köprünün başını kendiniz gibi birileriyle bir güzel tutmuşsunuz. Deli Dumrul gibi de yapmıyorsunuz, siz adalete inanan bir insansınız, geçmeyenden kırk akça istemiyorsunuz, yalnızca geçenden otuz akça rica ediyorsunuz. Kolunuzu salladınız da kolunuz mu yoruldu? İnsanların yüce değerlerle pek işi yoktur. Yarar değerleri onların iyiden iyiye gözünü kamaştırıyor. Bir yarar elde edildiği anda anlamını yitirir. İnsana insan olmanın güzelliklerini yaşatan yüce değerlerdir yani ahlak değerlerdir ve estetik değerlerdir. İnsanlar ahlak sorunlarını bir takım kendini bilmez insanların dikkatine bırakmış görünüyorlar. Estetiğe gelince onunla sanat yapanların ya da sanat yapmaya çalışanların bile bir ilgisi yok. Başınızı çevirip şöyle bir bakın, estetik diye bir şey görebilecek misiniz?

CEVAP VER