Karakol ve mahkeme öyküsü…

Ben bazı yüksek mahkeme kararlarına bayılmışımdır.
Bazı yüksek mahkeme başkanlarının hukuk açısından verdikleri demeçlere de..
Mesela Yargıtay Ceza Genel Kurulu Başkanı Osman Şirin’in Türk Ceza Kanunu’nu değerlendirirken sarfetttiği “Yasada bir hükmü nasıl ifade ederseniz edin, bununla ilgili uygulamada, kanun metni yüzde 5, yargıtay ise yüzde 95 belirleyicidir”demesi gibi..

Hatta yargıtay eski başkanlarından Sabih Kanadoğlu’nun Anayasa’nın cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili maddelerini değişik yorumlamasına da hayranım.
Yani Sabih Kanadoğlu’nun ilkokulda okurken, idarenin kendisine verdiği nonun 357 olduğuna inanıyorum.
Çünkü bu rakam Cumhuriyet dönemine damgasını vuran, siyaset sosyologlarının üzerinde durup gözlerinin faltaşı gibi açıldığı rakam olacaktır.
Nedeni, TBMM’de cumhurbaşkanlarının seçilebilmesi için 357 kişinin genel kurulda bulunması gerektiğini savunmuş bir hukukcudur kendileri.
Bundan böyle de bu rakamla hiç kimsenin seçilemediğini siyası tarihimiz yazacaktır.
Neticede CHP bu görüşe sarılarak konuyu Anayasa Mahkemesine taşımıştır.
Bu yüksek mahkeme de CHP’i haklı bulmuştur.
Aslında Yargıtay Onursal Başkanı Kanadoğlu’nun tezini yerinde gördü.
Anayasa Mahkemesinin, yani bu yüksek mahkemenin de değişik zamanlarda, değişik biçimde verdiği ve hukuk alanında tartışmalara yol açan bir çok kararına da pek aklım ermiş değildir.

Bunun nedeni, bazı hukukcuların kararlar karşısında ortasından eşit veya eşite yakın şekilde bölünmüş olmalarındandır.
Son kararda Anayasa Mahkemesinin 9 üyesi 367 rakamını uygun gördü. İki üye buna uymadı. Yani burda bölünme yarı yarıya veya ortadan değil.
Ama dışardaki anayasacılar, üniversitelerdeki bilim adamları aynı düşüncede değiller. Yüzde 51’i (en az) CHP’nin itirazı Anayasa Mahkemesi’ne gelmeden önce 357’ye karşı çıktı.

Ama Anayasa prof.larının ikiye ayrılmaları önemli değilmiş meğer.
Anayasa Mahkemesi son sözü söyledi.
Gerekçelerini daha sonra öğreneceğiz ama cumhurbaşkanlığı seçimleri kilitlendi ve erken seçim kararı alındı.
Şimdi gelin yine eğri oturalım ama doğru konuşalım.
Anayasa Mahkemesinin aldığı karar salt hukuk kararı mı, yoksa siyasi karar mı?
Aslında böyle bir soru sormak bile abes.
Çağdaş demokrasilerde, demokrasi ile yönetilen ülkelerde anayasa mahkemeleri rejimin sübaplarıdır. O açıdan ağızlarından çıkan sözler, verilen kararlar “yüce yargının değişmez ve hassas terazisinde tartılmış sonuçlardır” diye bilinir.
Yani bu kararlar öylesine  rasyonel, yani akılcıdır, sosyaldir ve toplumu ikna eder ki, çatlak seslere rastlanmaz.

Bir yani daha,  toplumun tüm katmanları bu kararın en doğrusu olduğuna inanır ve tartışmazlar. Tartışanlar da marjinal kalırlar o toplumda.. Kimse onlara itibar etmez yani.
Şimdi bir tesbit ve teşhis zamanı.
Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi laik kesimin korkusu, endişesi önce Ankara’da Tandoğan’daki mitingle dile getirildi. Şunu gördük ki, toplumun bir kesiminde en yaygın korku, beş yıldır yaşam tarzımıza müdahale etmeyen, bu yönde herhangi bir kuşku uyandırmayan AK Parti yönetimi, Çankaya’yı ele geçirirse laik kesimin yaşam alanında değişikliklere gidebilir.
Neden 5 yıldır yapmadı da, kendisinden biri Çankaya’ya çıkınca yapar, o ayrı bir tartışma konusu.

Sokaklar, milyonlarca kişinin laikliğe karşı olanların tepkisi ile çınladı.
Yetmedi.
Genel kurulda birinci tur oylamada 367 bulumamadı. CHP bunu Anayasa mahkemesine taşıdı. Aynı gece yarısı Genel Kurmay Başkanlığının web sayfasına bildiri, ya da muhtıra düştü.
Yetmedi.
Ertesi gün Çağlayan mitingine 4 milyon insan katıldı.
Yetmedi.
CHP Lideri Baykal “Anayasa Mahkemesi 367 aleyhine karar verirse ülke tehlikeye sürüklenir” dedi.
İşte bu yetti.
Anayasa Mahkemesi CHP’nin itirazını yerinde gördü ve 2’ye karşı 9 oyla birinci turu iptal etti.

Akılda kalan şunlardı:
Yedi yıl önce aynı anayasamıza, aynı TBMM içtüzüğüne göre cumhurbaşkanı seçilen Ahmet Necdet Sezer’ın aldığı 330 oy muteber sayılmış, Çankaya köşküne taşınmıştı.
Yedi yıl sonra bırakın Sezer gibi üçüncü turu, ilk turda 352 oy alan Abdullah Gül’ün aldığı oylar muteber sayılmadı, çöpe atıldı.
Yani Sezer’in aldığı 330 rakamı, Gül’ün aldığı 352’den büyük çıktı.
Akılda son kalan ise 2’ye karşı 9 oydu
Anayasa Mahkemesinin 9 üyesi Cumhurbaşkanı Sezer döneminde bu yüksek mahkemeye üye olarak seçilmişti.
Aleyhe oy veren 2 üye ise eski dönemlerden kalmaydı.

Anayasa Mahkemesinin kararı siyasi midir, hukuki midir diye tartışma açmanın anlamı var mı yani?
Ayıp oluyor hanımefendiler, beyefendiler.
Gerçekler ortada…
Kafaları karıştırmanın zamanı mı yani?
NOT:Yazının başlığı “karakolda doğru söyler, mahkemede şaşar” şarkısınden esinlenerek kullanılmamıştır. Önemle duyurulur.

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.