Karanlık korkusu

PAYLAŞ

Tabii burada en önemli husus karanlığa yüklemiş olduğumuz anlamdır. Ya da karanlığın ruhumuzdaki çağrışımları… 


Çocukluğumun en büyük korkuları karanlıkla alakalı olanlarıdır. Hiç unutmam bir gece babamla bir yerden eve dönüyorduk. Henüz 4-5 yaşlarındaydım. Yanımda babamın olması ve onunla konuşuyor olmam bana karanlığı unutturuyor ve korkumu bastırmama yardımcı oluyordu. Fakat bir ara babam adımlarını hızlandırdı ve kayboldu. Babamın yanımda olmadığını anladığım an hayatımın en büyük korkularından birini yaşadım. O korku beni öylesine etkilemiş ki aradan 40 seneye yakın bir süre geçmesine rağmen o geceyi bütün detaylarıyla hatırlıyorum. Ruhumun ta derinliklerine kadar beni etkileyen bir korku… 


Gözlerim karanlıkta babamı ararken gözyaşlarım yanaklarımı ıslatıyordu. Evimizin yakınındaki askeri karakolun bağlı köpekleri bana at büyüklüğünde gelmişti. Avazım çıktığı kadar bağırdım. O an babamı karşımda görünce ona öylesine sarıldım ki onun sıcaklığını hala hatırlıyorum. Babam belki beni karanlığa alıştırmak için yalnız bırakmıştı fakat ben o günden sonra karanlıktan daha fazla korkmaya başladım. Niyetim babamı eleştirmek değil zira insanın karanlıktan korkması onun insan olmasının bir gereği. İnsan karanlıktan korkmalı ki gerçeğin aydınlatıcı ışığını arasın. Beni gerçekle yüzleştiren ve her daim samimi olmaya yönelten yine bu karanlık korkusudur.  Uzun bir süre bu korkuyla mücadele ettim. Geceleri geç saatlerde yalnız başıma sokaklarda dolaştım. Issız yerlerde yalnız başıma oturabildiğim kadar oturdum. İnsanların gece geçmeye cesaret edemedikleri yerlerden geçme teşebbüsünde bulundum. Sonunda kısmen de olsa atabildim o korkuyu içimden.


Şimdilerde ise gecenin karanlığı beni pek korkutmuyor hatta çoğu zaman sığındığım bir liman oluyor gece. Evet, yine karanlıktan korkuyorum ama yıldızların parlaklığını arttıran gecenin karanlığından değil. Zira gecede ortaya çıkan yıldızlar bana geleceğin aydınlık gündüzlerini haykırarak ümidimi perçinliyor. Benim asıl korkum gecede yıldızların görünmesine engel olan yapay ışıklar misali insanların vicdanlarını örten karanlık düşünceleridir. Bencil ihtirasları ve menfaati için tüm insanları helake sürükleyecek derecede kabaran hırsları, arzuları ve egolarıdır. Gerçek karanlık insanın vicdanını örten karanlıktır. Egosunu tatminden başka her şeyi perdeleyen bir karanlıktır o.


Gecenin karanlığında parlayan yıldızlar geleceğin güneşinden dünyanın damına sızan ümit ışıklarıdır. İnsanlık için gelecek aydınlık yarınların müjdesidir onlar. Her gün gökten yere yağarak çiçeklerin yüzünde ümidi gülümser yıldızlar. Çiçeklerin, kelebeklerin ve masum çocukların yüzünde ümidi dokur ilmek ilmek. Yaşam o ümitle anlam kazanır. Hayat o ümitle yaşanılır olur.


İnsanın dünyadaki hali gözleri kapalı iken tatmış olduğu olağan üstü lezzetli ve tadanı kendisine âşık eden ve olmazsa olmaz bir ihtiyaç halini alan gizemli yemişi arayan adamın hali gibidir. Her yerde onu arar. Her tattığını onunla kıyaslar ve ona ulaşma arzusuyla ölümü bile hiçe sayar. İlginçtir ki o lezzetten ne kadar uzaklaşırsa ona olan özlemi ve açlığı o ölçüde artar. Hiçbir şey onun yerini tutamaz. Ve ona ulaşmadan huzuru bulamaz insan. 


Evet, insan göklerde uçan kuşlardan işitmiştir özgürlüğün türküsünü ve o türkü kulaklarında çınlamaktadır. Yine o çocuk saflığında tatmıştır masumiyet iksirini ve kötülüğün elini uzatamadığı saflığı, samimiyeti. Ruhu hürdür çocukların ve hiçbir şeye karşı şartlanmış değildir. Kimseye kötülük düşünmediği gibi kimseyi de kötü görmez. Sınır yoktur onun dünyasında, sevgiye engel tanımaz kalbi. Evet, insan çocuk kalbine tattırılan bu iksirin etkisiyle bir ömür arayıp durur. Kimi ümidini yitirir ve kalbindeki aydınlığı karartır. Kimi de egosunun inadına onu aramaya devam eder. Ümitle yaşar, ümidi yeşertmeye çalışır. 


Kendimize dönüp bakalım. Biz nerede duruyoruz? Kalplere korku salan ümitsizlik karanlığının tarafında mıyız? Yoksa her şeye rağmen ümit diyen, hayatı yaşanılır kılan tarafta mıyız? 


Gecenin karanlığı bana insanın bencilliğini ve ümitsizliğini hatırlattığı için korkuyorum. Ben aslında insanın içinde yaşattığı karanlıktan korkuyorum. Yıldızları aydınlatan gecenin karanlığından değil. Zira o bana çocuk masumluğunda tattığım mutluluğu anımsatıyor.


Sahi hangi karanlık daha korkutucu?


abdresid@hotmail.com

CEVAP VER