Karanlıklar nasıl çıkar aydınlığa?

Karanlıklar nasıl çıkar aydınlığa?

0
PAYLAŞ

Acaba diye düşünüyor insan, bu da bir yıldırma yöntemi mi?


Yora yora, kafaları karıştıra karıştıra yakalarına uzanan ellerden, üzerine çullanan sorulardan vazgeçirmeye çalışacaklar “Bu işte bir iş var” diyen herkesi. “Bak arkadaş, bu işlere akıl ermez” deme noktasına taşımak istiyorlar bizi.
“İddialar” ve hemen ardına yetişen “yalanlamalarla,” ortaya çıkan kaset dizileriyle bir baş dönmesinin içine çekiliyor mevzu. Başlar dönecek ve sen kendine gelip nerede kalmıştık diye sorarken açıldığı gibi içi temizlenmeden kapanacak karanlık kuyu. Bir de bakacağız ki, elimizde kalan yine yalnızca ölümüz. Geriye kalan her şey eski yerinde…


GAREZİMİZ ‘KARANLIĞA’


Sağda solda “derin milliyetçilere” sahip çıkmamız, o çocukları dışlamaktansa bağrımıza basmamız gerektiği yolunda yazılar yazılmaya, bu minvalde konuşulmaya başlandı son günlerde. Evvel emirde söylemeliyim ki bu ülkede yaslanacak bir bağıra ihtiyaç duyan en son kesim derin milliyetçilerdir. Epey makam sahibi asker ve polislerin, kısaca devletin de Hrant’ın öldürülmesinin yeniden açtığı derin ve karanlık kuyunun içinden çıkmasıyla bir kez daha perçinlendi ki (Perçin üstüne perçin… Nereye kadar?!) asıl iktidar, toprağı sevmenin ve devletin “derininden” yana olanlar. İlle de korunup kollanması gereken birileri varsa, bunlar, devlette ve memleket sevgisinde “karanlık derinlikler” aramayanlardır.


Kaldı ki kimse bu “abileri” ezmeye cüret edemez mevcut sistem içinde. En sağından en soluna, yükselen derin milliyetçiliğin, diğer bir deyişle faşist milliyetçiliğin ağzı sulandıran pastasından pay kapmak uğruna birbirlerine çalım atma yarışında olan ön plandaki siyasi partilerin iktidar olduğu, iktidara oynadığı bir ülkede, kimse o çocuklara dokunamaz zaten.
Ne ki, adam öldüren, stadyumlarda “Hepimiz Ogün Samast’ız!” diye bağıran çocuklara kimsenin bir şey yapmaya çalıştığı da yok. Bizim kızgınlığımız, sistemin ürettiği bu çocukların şahsına değil; Hrant’ın cenazesinde Rakel’in haykırdığı, “Bir bebekten bir katil yapan karanlığa” bizim bütün hıncımız. Görünen o ki, bir süre daha bu karanlığa dokunamayacağız…


BEN, SEN, BİZ…


Şimdi durup topyekün düşünmeye ihtiyacımız var bizim. Mümkünse milletçe hepimizin.
Dibe vurabiliriz; kendimizi olacağına ikna etmemizin yıllarımızı aldığı güzel şeyler bir akşamüzeri vicdansızca serilebilir yere. Umutlar iflas bayrağı çekebilir göklerine. Hem kendini yeniden yola koymak, çok kez örselenmiş bir inancın kilometresini bir kez daha sıfırlamak, bir imparatorluğu rayına oturtmak kadar zordur. Hatta kimi kez fazlası da vardır.
Ama rica ederim, yapmayınız Allahaşkına. Son olduğu konusunda söz veremem ama, kendinizi bir kez daha bu memlekete ikna ediniz, inandırınız. Bir kez daha… Bakın, üstat da yardım ediyor bize bu konuda:


 “Ben yanmazsam / Sen yanmazsan / Biz yanmazsak / Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa…”


emredasar@gmail.com


 

BİR CEVAP BIRAK