Kasiyer Catherine’in Saba Tümer kahkahası!

Catherine’i, Indiana Eyaleti’ndeki Purdue Üniversitesi’nin bulunduğu W.Lafayette kentine giderseniz, alışveriş mağazası Walmart’ta bulursunuz; akşam mesaisinde çalışıyor…

Catherine Josephin, 3M-Migroslar’dan daha irice olan Walmart kasiyerlerinden biridir. Daha otuzunu devirmemiş olmakla beraber, onunla kasa başında yaptığım kahkahası bol söyleşiden öğrendiğime göre, henüz ömrünün baharındayken bugünlerde üçüncü kocasını denemektedir. Yaşam uzundur, bu sefer de olmadı, ötekine nikâhı basıverirmiş… Catherine öyle diyor, ardından bir Saba Tümer kahkahası salıveriyor. Catherine’ni Walmart’a bilmem kaçıncı gidişimde, alışverişlerimin hep aynı saatlere denk düşmesiyle her zaman aynı kasiyer kuyruğuna girince orada tanıdım. Tanımamak olası mı, o kendisini ne yapıyor ediyor müşterisine tanıtıyor. Allah için, kahkahasının ve söyleşisinin kuyruğuna girenler çok! Catherine bir süredir Walmart’ta çalışıyor, daha öncesinde garsonluk dahil türlü işlere girmiş çıkmış, fırça batırılmadık boya bırakmamış. Şimdi Walmart’ta…

Asgari ücretten maaşı var, ama parası garanti; ne de olsa Walmart… Garantili çalışan Catherine bozuk florasan lambası gibi fıkır fıkır bir kadın, vardakosta bir bedeni olmakla beraber sesindeki kahkahadan dolayı bana Saba Tümer’i anımsatıyor. Saba’yı Walmart’a kasiyer yapın, biraz da genç irisi Alman bedeni ekleyin, alın size işte Catherine!
Catherine, bir yandan ürünleri kasadan geçirirken ona buna lakırdı yetiştiriyor, bir yandan başka bir kasiyer kızcağızın baş ağrısına köşesinden tavsiyede bulunuyor. Öteki kasiyer, bizimkinin adını “Keitriin” gibi telaffuz edince, ukalalığım tutup karışıyorum: “Adınız öyle değil, Fransız aksanıyla Katerin gibi söylenmeli” diyorum. Samimiyeti kurduk ya, kulağıma eğiliyor, “Doğru diyorsun, zira Fransız kökenliyim, soyadım da Josephin’dir” diyor, ne gereği varsa bir Saba kahkahası daha patlatıyor, sonra ekliyor: “Ama buradakiler bilmez! You know what! Fransız aleyhtarlığı, you know! İki kuşak evvel Fransa’dan, Toulon’dan göç etmişiz.”

Cümle bitti; ardından bir Saba kahkahası daha geliyor…

Fransa tarihini anımsayıp, “Josephin, Napolyon’un karısıydı” diye bilgiçlik taslıyorum. “Nerden biliyorsunuz bunları” diye şaşkınlığını ele veriyor, Amerikalılar hiç bilmezmiş… “O-hooo”diyorum, “Bu da bir şey mi? Bizde, orta okul talebesi şakır şakır hepsini ezbere bilir…”

Catherine’nin işten yana bir sıkıntısı yok, kasa kuyruğunda toplaşan müşterilerle söyleşerek günün nasıl geçtiğini anlamıyormuş bile… Yalnız, son global krizde işten artmaz dişten artar mantığındaki kapitalist cimrilikler yüzünden icat olunan ek işlere, uzayan mesailere, kesintilere çok bozuluyor.

Kasaya ödemeyi yaparken, “Bayım, lütfen” diye ekliyor, “çıkışta, evi yanmış muhtaç kardeşimize yardım yapmadan geçmeyin, sevaptır!” Catherine söyleyecek de ben hiç boş geçer miyim? Zaten sadaka vermeye bayılan bir toplumdan geliyorum, kapıda dilenci görünsün sağ omzumdaki sevap meleği kâğıdı kalemi ele alıverir. Catherine’nin kapıda görmemi önerdiği kişi, iki ay evvel, kampüse 20 dakika mesafedeki bir mahallede evi yanan bir Amerikalı’dır. Yangından geriye, raslantı eseri kurtulmuş olan bir ahşap çerçeve kalmıştır. Çerçevede İsa peygamberin koyun ve kuzuları severken resmedilmiş bir görüntüsü vardır. Çıkışta, ayaza bağrını açmış bu Amerikalı yoksul beyazla burun buruna geliyoruz. Elindeki çerçeveyi uzatarak külü savrulmuş yangından kalan tek şeyin bu olduğunu tekrarlıyor. Adı Jim, Jim Rocky; elli beşinde, işsiz, sosyal güvencesiz. Bir evi varmış, şimdi o da yok… Ama elinde Hıristiyan müminlere göre çok önemli ve onu âdeta evliyalık mertebesine taşıyacak ilahi kanıt var: İsa’nın resmi…

Jim’in o günkü sadakası bolca:Zira, elli bin öğrencisiyle ABD’nin ilk 10 üniversitesinden birisi sayılan Purdue’nin ertesi gün ikinci yarıyılı başlayacaktır ve Walmart mağazasını dolduran binlerce öğrenci rafları talan etmektedir. Çin malı ne kadar ucuza ürün varsa bugünlerde raflardan iniyor, öğrenci yurtlarına, odalarına taşınıyor. Çıkışta Jim’in çerçevesine bozukluk para bırakmak, sevap işleyip derslerde not almaya iyi gelecektir.

Aslına bakarsanız, şu sıralarda ABD’deki alışveriş merkezi önleri yardım toplama yeridir… İsa çerçevesinin o nedenle rakibi çok: Haiti’deki depremzâdelere yardım toplayan birkaç Hıristiyan misyoner ise öteki çıkış kapısına yerleşmiştir. Hepsinin rakibi var, ama kahkahasına Kazanova merakıyla hayran kalınan Catherine’nin yok; Saba Tümer’i saymazsak…
Şimdi, eşim tekrar bir alışveriş listesi yapsın diye dört gözle bekliyorum. Listeyi Sinem’in elinden kaptığım gibi, ver elini Walmart: Girdim mi Catherine’in kuyruğuna sohbet tamamdır, kahkahası da bedava…
Taşrada Amerikan yaşamı böyle gelir, böyle geçer!

______________

* Yazarımızın bu yazısı Cumhuriyet’te de yayınlandı

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.