Kaş’ta 70 yıllık rant savaşı!

Kaş’ta 70 yıllık rant savaşı!

0
PAYLAŞ

Ankara Gazeteciler Cemiyeti’nin Kaş Çukurbağ Yarımadasında ‘doğal park’ statüsünde bulunan arazisinde imar revizyonu talebi Kaşlıları kızdırdı. Geçmişte cemiyetin avukatlığını yapan Ümit Veznecioğlu talebi yeni çıkar sağlama amacı olarak değerlendirirken, Avukat Salim Cengiz ‘zorlama rant arayışı’ olduğunu, cemiyetin Kaş’taki eski vekili Mehmet Gülseven iyi niyetli bulmadığını belirtiyor. Araziyi 1971 yılında cemiyete satan ailenin ferdi olan Mehmet Yıldırım ise ‘bu kadar da olmaz!’ diyor. Cemiyet Başkanı Nazmi Bilgin, talebin bir ‘hak arama girişimi’ olduğunu söylüyor. İşte bugün trilyonluk villaların boy gösterdiği Çukurbağ Yarımadasındaki 70 yıllık rant savaşının öyküsü.

Çukurbağ yarımadasının bir kısmı orman sayılmayıp villalarla dolarken bir kısmı orman olarak bırakılmış

Ankara Gazeteciler Cemiyeti’nin Kaş Çukurbağ Yarımadasında doğal park statüsünde bulunan arazisinde revizyon imar planı yapılması talebi Kaş’ta tartışma yarattı. Geçtiğimiz yıl da benzer başvuruyla Kaş Belediyesi’nden “zayiat fazlalığının çözülmesini” isteyen ve belediye meclisinden geçen cemiyetin bu talebi, 3. Derece Doğal Sit Alanı olan Çukurbağ Yarımadasının, “doğal yapısı ve silueti bozulacağı” gerekçesiyle Antalya Koruma Bölge Kurulu tarafından reddedilmişti. Kaşlı hukukçular ikinci kez yinelenen talebin yeni rant kazanmayı amaçladığını iddia ederken, Ankara Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin, taleplerinin imara yönelik olmadığını, geçmişte yapılan imar planında cemiyetin haksızlığa uğradığını ve hukuki yollardan haklarını aradıklarını söyledi.

KÖMÜR OCAĞINDAN TRİLYONLUK VİLLALARA

Kasım ayındaki belediye meclis toplantısında gündeme alınan cemiyetin revizyon imar planı talebi Kaş Belediye Meclisi İmar Komisyonu’na havale edildi. Ancak, cemiyetin bu talebiyle birlikte Kaş’ta başlayan tartışma, Çukurbağ Yarımadasının tarihiyle ilgili çarpıcı ayrıntıları da ortaya çıkardı. Cemiyetin 1971 yılında satın aldığı yarımadadaki arazi yüzünden devlet ve cemiyet arasında yıllarca süren bir hukuk savaşı yaşandığı ortaya çıkardı. Kaş’ın eski belediye başkanlarından Süleyman Yıldırım, Çukurbağ Yarımadası Üçadalar mevkiinde kömür yaktığı düzlüklerin de içinde olduğu 183. 860 metrekare “zeytinli tarla”yı, 21 Mayıs 1940’ta adına tescil ettirip tapusunu cebine koyar. Süleyman Yıldırım’ın oğlu Ali Yıldırım, babasından intikal eden araziyi, 25 Aralık 1971’de Ankara Gazeteciler Cemiyeti’ne satar. Ancak cemiyet 1974 yılında sahibi olduğu arazinin yüzölçümünün “düzeltilmesi” istemiyle dava açar. Kaş Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen davanın ardından, cemiyetin sahibi olduğu 183.860 metrekarelik arazinin yüzölçümü, 1. 121. 250 metrekare olarak “düzeltilir” ve karara bağlanır.

1981’DE BELEDİYEYE TERKEDİLDİ

Açılan dava sonucu yaklaşık altı kat büyültülen arazinin, 1981 yılında Kaş Belediye Meclisi kararı doğrultusunda ifrazı yapılır ve tescillenir. 12 Şubat 1981 tarihli ifraz işlemine göre cemiyetin sahibi olduğu arazinin 157.860 metrekarelik kısmı yol, 241. 998 metrekarelik kısmı ise yeşil alan olarak Kaş Belediyesine bedelsiz olarak terk edilir. Arazinin geriye kalan kısmı ise önce 337, daha sonra 400’den fazla parsele ayrılarak bir kısmı tatil köyü yapılmak üzere Ankara Gazeteciler Cemiyeti’ne bırakılır, bir kısmı da şahıslara satılır.

ORMAN BAKANLIĞI DAVA AÇIYOR

Ankara Gazeteciler Cemiyeti, o yıllardaki başkanı Beyhan Cenkçi’nin öncülüğünde Kaş’ta yapmayı planladığı “Dünya Basın Sitesi” projesini hayata geçirmek için kolları sıvar. Çukurbağ yarımadasının, Yunan adası Meis’e bakan yamaçlarına inşa edilmesi düşünülen site için devletten kredi bile alınır. Ocak 1986’da projeyi tamamlayıp askıya çıkaran cemiyet, Kaş Orman İşletme Müdürlüğü’nün itirazıyla karşı karşıya kalır. Kaş Orman İşletme Müdürlüğü, yarımadada yapılan şehir kadastrosunun iptali ve söz konusu taşınmazların “orman” olarak tespit dışı bırakılması istemiyle dava açar. 21 Nisan 1987 tarihli duruşmadan, “mahallinde keşif yapılması” kararı çıkar. Yapılan keşfin ardından yarımadanın “orman olmadığı”na karar verilir ve orman idaresi davayı kaybeder. Bu süreçte hem Kaş’ta hem de Antalya’daki orman müdürlüğü yöneticilerinin görev yerleri birbiri ardına değişir. Bazı uzmanlara göre yarımada gerçekte “orman” niteliğindedir ve bilirkişilerin raporu gerçeği yansıtmamaktadır. 2002’de Yargıtay’dan çıkan örnek bir kararda, bölgenin “orman” olduğu belirtilir ve geçmişteki bilirkişi raporlarında yer alan ifadeler “yanlış değerlendirme” olarak vurgulanır. Davalar sürecinde cemiyet üyeleri ve orman görevlileri arasında zaman zaman yumruklaşmaya kadar varan sert tartışmalar da yaşanır.

Darbecibaşı Kenan Evren 1987’de Kaş ziyaretinde

‘KENAN EVREN KAŞ’A YERLEŞECEKTİ’ İDDİASI!

Uzun yıllar Ankara Gazeteciler Cemiyeti’nin Kaş’taki adli işlemlerini vekâleten takip eden Kaşlı Öğretmen Mehmet Gülseven, cemiyetin revizyon talebine yönelik tepkilerini dile getirirken, 1987 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in cemiyetin önerisiyle Kaş’a yerleştirileceğini iddia etti. Geçmişte cemiyetin yarımadaya otel, yüzme havuzu ve liman yapmayı tasarladığını anlatan Gülseven şunları söyledi: “Proje bitti, tam askıya çıkacakken, Orman idaresi itiraz etti. Cemiyet yönetimi toparlandı. Bakanlarla falan görüştüler. Bu arada Kenan Evren Paşa bu olaydan dolayı Kaş’a geldi. Evren Paşa’ya ‘sizi Kaş’a yerleştirelim’ dedi cemiyet yönetimi. ‘Size bir köşk yapacağız, tam tepede Meis’in karşısında’ dediler. Evren Paşa geldi, köşk yapılması düşünülen araziyi gördü. Üç tarafı denize bakıyordu arazinin. Bugünkü Aquapark Otel’in üstünde, yarımadanın tam ucundaydı. Orman dava açmasaydı, Evren Paşa’nın köşkü oraya yapılacaktı.

EVREN PAŞA’YA ‘SEKSİ’ ESPRİ

Sonra ‘Evren Paşa’ya ne ikram edelim’ diye sordular. Ben Üçağız köyünden harnup pekmezi getirttim. Küçük likör şişelerine doldurduk pekmezi. Evren Paşa, Cemiyet Başkanı Beyhan Cenkçi’ye pekmezi göstererek ‘bu nedir?’ diye sordu. Cenkçi, ‘bu etkisini Marmaris’te gösterir devlet başkanım’ karşılığını verdi. Birkaç gün sonra bir yazı çıktı gazetede, Evren Paşa kendi ağzından anlatıyordu, ‘Kaş’ta bana bir şey içirdiler, Marmaris’te etkisini gösterdi’ diyordu yazıda. Harnup pekmezinin etkisi, seks! Cinsel gücü arttırıyor. Sonra bu dava konusu meclise taşındı. Meclisten geçti, imara açıldı. Hâkim, ‘burada gölgesinde oturacak ağaç yok, burası orman olmaz’ diye kararını verdi. Sonra yol açıldı, inşaatlar başladı. Sonuçta cemiyet bu davayı kazanınca, üyelerine arsaların tapularını dağıttı. Cemiyete de üç dört parsel kaldı. Geriye kalanını yeşil alan ve yol olarak terk etti.”

TALEP İYİ NİYETLİ DEĞİL

Ankara Gazeteciler Cemiyeti’nin revizyon imar planı talebinin ardından başlayan tartışmalara da değinen Gülseven, söz konusu arazilerin belediyenin tasarrufunda olduğunu anımsatarak şöyle konuştu: “Burası imara açılabilir mi? Ben şimdi belediyeye 370 metrekare bedelsiz yer verdim. Cemiyet de aynı şekilde bu araziyi belediyeye terk etmiş. Ben cemiyetin talebinin iyi niyetli olmadığına inanıyorum. Cemiyet önce elindeki yatırımları yapsın. Bir de o yapılacak basın sitesinin kredisi çıkmıştı bakanlıktan. Bu dava işleri olunca yapımına sıra gelmedi. Öylece kaldı. Şimdi cemiyet buradan yer talep edemez. Kaş’a Beyhan Cenkçi’nin dışındaki cemiyet yönetimi bir şey yapmış değil. Yaptıkları bir tane iş varsa gelip burada söylesinler.”

DAVAYA BAKAN HÂKİME ‘BEDELSİZ’ ARSA VERİLDİ İDDİASI

Ankara Gazeteciler Cemiyeti’nin 1974 yılında açtığı ve “tapu büyütme davası” olarak anılan davaya bakan Hâkim ve Kaş’ın eski belediye başkanlarından ikisinin de aralarında olduğu altı kişiye “bedelsiz” olarak arsa verildiği yönündeki iddialara da açıklık getiren Gülseven, kendi adının da geçtiği iddialarla ilgili şunları söyledi: “ Bana cemiyetin Kaş’taki bütün işlerini takip etmem için Noter’den yetki verdiler. Hem adli hem de mahalli işleri ben takip ediyordum. Ancak ben bir karşılık bekleyerek yapmadım bu işleri. Bir tek Kaş’a hizmet olsun diye yaptım. Vallahi biz çalıştık ama para almadık. Arsa verilen Avukat para almadan çalıştı. Biz burada bekçilik yaptık. Bunun için verdiler burayı.”

DEVLETİN ÇUKURBAĞ İKİLEMİ…

Bugün üzerinde yüzlerce villa ve otelleri barındıran Çukurbağ Yarımadası’nda geçmişte yaşanan hukuk savaşındaki taraflardan biri de hazine. Milli Emlak Genel Müdürlüğü Stajyer Milli Emlak Kontrolörü Bekir Aydınlı’nın 1989’da hazırladığı Çukurbağ raporuna göre, 1940 yılındaki mahkeme kayıtları ‘kesin hüküm’ niteliğinde değildir. Araziler ise ‘devlet malı’ niteliğindedir. Rapora göre dava açılması gerekir. Ancak 1991’de Milli Emlak Genel Müdürlüğü Baş Hukuk Müşaviri ve Muhakemat Genel Müdürü Aysel Akoğlu, Bekir Aydınlı’nın ‘dava açılmalı’ yönündeki 80 sayfalık raporunu, “50 yıl sonra dava açılırsa devletin itibarı sarsılır, dava açılmamalı” görüşünü de ekleyerek bir üst yazıyla dönemin Maliye Bakanı’na bildirir. Bunun üzerine Milli Emlak Kontrolörü Bekir Aydınlı, Aysel Akoğlu’nun ‘dava açılmamalı’ yönündeki yazısına; “bu endişeyi dile getirmek, hazinenin haklı olduğu pek çok davadan şahıslar lehine feragat etme dileği anlamına gelmektedir. Orman idaresince açılan davalarda devletin itibarı sarsılmamıştır” ifadelerini içeren yeni bir basit raporla karşılık verir ve dava açılması gerekliliğini yineler. Ancak devletin Çukurbağ çıkartması zamanla unutulur.

BAKANLIK GAZETECİLERDEN ÇEKİNİP DAVA AÇMAKTAN VAZGEÇTİ!

Maliye Bakanlığının üst düzey bir yetkilisiyle yaptığımız görüşmede Çukurbağ yarımadasıyla ilgili ilginç ayrıntılar ortaya çıktı. Orman Bakanlığı’nın kaybettiği davalardaki bilirkişi raporlarında “bu arazilerin kamu mülkü olarak kalması gerekir” yönünde ifadeler bulunduğunu hatırlatan üst düzey yetkili, 1988 ve 1989 yıllarında aynı bölgede hazinenin şahıslara yönelik açtığı davaları kazandığını söylüyor. Hazinenin dava açma girişimleri başladığı dönemde cemiyetin çıkardığı Bayram Gazetesi’nde “tapuya saldırı başladı” şeklinde yazılar çıktığını anımsatan yetkili, bölgede kadastro çalışması yapıldıktan sonra “en geç on yıl içinde dava açılmalıydı” diyor. Ancak hukuki anlaşmazlığa konu olan kamu malları açısından on yıllık sürenin gerekli olmadığına hükmeden Yargıtay kararı geçtiğimiz yıl değiştirilmiş. 1991’de Milli Emlak Kontrolörler Genel Müdürlüğü’nün hazırladığı Çukurbağ Raporu’yla ilgili görüşlerini de sorduğumuz yetkili, “bu rapora göre dava açılmış olsaydı kazanma olasılığı çok yüksekti. Çünkü aynı bölgedeki emsal davaları hazine kazanmıştı” yanıtını veriyor. Davanın neden açılmadığı yönündeki sorumuza ise “parsel sahiplerinin gazetecilerden oluşmasından dolayı bakanlık geri adım atmış olabilir. Benim yorumum bu yönde” diyor.

‘EŞEĞİ VERDİK, YULARINI DA VERELİM!’

Kat’ta yaşanan Çukurbağ yarımadası tartışmasıyla ilgili olarak görüşünü aldığımız eski Belediye Meclis Üyesi Avukat Salim Cengiz ise şunları anlattı: “1985 yılına kadar cemiyet bizim Ankara’daki sıkıntılarımız için yardımcı oluyordu. Ancak bu sürecin ardından, imara yönelik istekler gelmeye başladı. Cemiyet, önce imarda ‘emsal artırımı’ dediğimiz, inşaat alanının arttırılması talebiyle geldi. Aklımda kaldığına göre koruma imar planında inşaat alanı yüzde 15’ti. Cemiyet yönetimi ‘bu evler çok küçük olacak, oturamayız. Gazeteciler yazda kışta burada dinlenirse daha rahat eder’ diyerek Kaş belediyesinden inşaat alanının yüzde 25’e çıkarılmasını talep ettiler. Ben o dönem belediye meclisinde iktidar grubunun sözcüsü olarak ‘bizim cemiyete ihtiyacımız var, istediklerini verelim ve gazeteciler daha geniş evlerde otursunlar’ sözleriyle cemiyeti savundum. Ardından inşaat emsal oranını %15’ten, %25’e çıkardık. Birkaç ay sonra cemiyet yöneticileri yeniden geldiler ve ‘biz inşaatları yapmak için kredi alacağız. Kredi alabilmemiz için de inşaatların belirli bir büyüklükte olması gerekiyor. % 25’lik oran yetmiyor. % 5 daha verin’ dediler. O dönem belediyenin CHP’li bir meclis üyesi, ‘vermeyelim, bunlarım istekleri bitmiyor. Verdikçe istiyorlar’ sözleriyle cemiyetin talebine karşı çıktı. Ben de ‘eşeği verdik bari yuları da verelim’ demiştim o zaman. Sonra yüzde beşi de verdik. Böylece ilk rantı ANAP döneminde verdik biz.”

Ankara Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin

AGC BAŞKANI NAZMİ BİLGİN: ‘HAKKIMIZI SAVUNUYORUZ’

Kaş’taki tartışmalar hakkında görüşlerine başvurduğumuz Ankara Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin, taleplerinin imara yönelik bir girişim olmadığını söyledi. Türkiye’nin binalarla kirletilmesine karşı çıktıklarını dile getiren Bilgin, “buraya inşaat yapılması, bu alanın daha da rezil hale gelmesi gibi bir talebimiz yok. Kaş Belediyesi’nden bir düzeltme talebimiz oldu. Bize cemiyet olarak orada bir takım yerler teslim edilmiş. Bizim de yönetim olarak onları savunmak gibi bir hakkımız var.” diye konuştu.

Geçmişte bu alanda kamuya terk edilen yerleri olduğunu doğrulayan Bilgin, yarımadanın doğal sit alanı olması için talepte bulunduklarını da anımsatarak “Hem kadastro çalışması sırasında hem de imar planının geçirildiği dönemde bazı haksızlıklar olmuş. Cemiyetten gereğinden fazlası alınmış bir sistem varsa bununla ilgili hak korumak çok doğal bir şey. Burası cemiyetin parayla satın aldığı bir mülk. Bunun üzerinde de belirli tasarruflarda bulunmuşuz. Bu tasarrufla ilgili bir hak kaybımız olursa eğer, hakkımızı aramaya mecburuz” dedi.

BÖYLE SAÇMALIK OLMAZ!

Cemiyetin önerisiyle 1987 yılında dönemin Cumhurbaşkanı’nın Kaş’a yerleştirileceğine yönelik iddialarla ilgili sorumuzu, “böyle saçmalık olmaz. Buna yanıt vermem. Cumhurbaşkanı kim o zaman, niye Kaş’a yerleşsin? Ben kırk yıldır gazetecilik yapıyorum, yedi tane cumhurbaşkanı gördüm, böyle bir şey duymadım” sözleriyle yanıtlayan Bilgin, “Eğer cemiyet olmasaydı Kaş’ın yolu, suyu, elektriği olmazdı. Kaş’ın Atatürk anıtını bile cemiyet yaptırmıştır” şeklinde konuştu.

Av. Ümit Veznecioğlu ( AGC’nin eski Avukatı)

ÇUKURBAĞ’IN TANIKLARI ANLATIYOR…

Av. Ümit Veznecioğlu ( AGC’nin eski Avukatı):
KARŞIDAN KEŞİF YAPTIK!

“O yıllarda yarımadaya gitmek mümkün değildi. Motorla bile gitseniz arazide yol yoktu. 1974’teki tapu büyütme davasında, bugünkü Olimpos Mocapm’ın bulunduğu bölgeye keşif düzenini kurduk ve karşıdan keşif yaptık. Ama fen memurlarını yarımadaya gönderdik. Bir haftalık bir çalışma yaptılar. Ölçtüler, biçtiler ona göre bu yer büyüdü. Şimdi bu yer senin benim olsa, 183’se 184 olmaz. Çünkü üç tarafı deniz bu arazinin, sabit hudut yok. Büyütülen arazinin tamamının geçmişte tapu sahibi olan Süleyman Yıldırım’ın işgalinde olduğunu iddia ediyordu cemiyet. Tanıkları ben buldum. Yerin tamamı Süleyman Yıldırım’ın zilyedinde olduğunu söyledi tanıklar. Söylettik. O yıllarda cemiyetin karşısında duracak bir güç yoktu.”

Kenan Evren’in Kaş’a yerleştirilmesi düşüncesine yönelik iddiaları sorduğumuz Veznecioğlu, “ben görmedim o zaman ama böyle bir şey duydum. Evren’i Kaş’ta iskân ettireceğiz diye konuşuldu” diyor. Evren’in Beyhan Cenkçi ile yakın dostluğunun bulunduğunu belirten Veznecioğlu, gezinin bu dostluk çerçevesinde yapılmış olabileceğini söylüyor.

TAPU POSTAYLA GELDİ

Cemiyetin tapu büyütme davası sırasında altı kişiye karşılıksız arsa verildiği yönündeki iddiaları da yanıtlayan Veznecioğlu, arsaların dava sonrasında kendilerine verildiğini anımsatarak “bizim bundan haberimiz yoktu. Kendileri postayla gönderdiler tapuyu. Tapuya gidip imza attık sonra. Tapu ücretsiz gönderildi ama ben cemiyetten avukatlık ücreti almamıştım. Yaklaşık altı kişiye verildi. Fazla değil” diyor ve ekliyor: “Ben bu arsayı ücret karşılığı olarak aldım. Diğerleri de iş takibi yapıyorlardı. Ali Eriş’in lokantasında yenilip içiliyordu. Gazeteciler oraya gelirdi hep.”

HALK YARIMADADA HİZMETÇİLİK YAPIYOR ŞİMDİ

Cemiyetin revizyon imar planı talebini de değerlendiren Veznecioğlu, şunları söylüyor: “geçmişte yeşil alan olarak ayrılan yerler ayrıldı. Zaten büyüyeceği kadar büyümüş burası. Şimdi yeniden bir çıkar sağlamak istiyorlar. Aslında cemiyet Kaş’la kötü bir ilişki kurmadı geçmişte. Ben bir Kaşlı olarak, yardımcı oldum. Yer sahibini buldum, keşfini yaptık vs. Arazi büyüdü, tapuyu aldılar. Fakat cemiyetin bize çok vaatleri vardı. İşte şunu yapacağız, bunu yapacağız vs. Ancak 1981’den sonra maalesef hemen bu arazileri parselleyip satmaya başladı cemiyet. Sonuçta cemiyetten beklediğini bulamadı Kaş. Yerli halk yarımadadan yararlanamadı. Yerli halkın bir kısmı yabancılara da satılan bu arazilere yapılan villalarda bekçilik, hizmetçilik yapıyor şimdi. Kaş o yıllarda dışa açık değildi. En uyanık biz olacağız okumuş kimseler olarak, biz bile uyanık değilmişiz.”

Ayhan Sabuncu ( Emekli Hâkim- 1986’dan sonra Cemiyetin avukatlığını yapmış):

TAPU SINIRINDA BOŞLUK YOKTU

1974 yılında cemiyetin açtığı tapu büyütme davasına bakan Hâkim olarak bilinen Av. Ayhan Sabuncu, cemiyet lehine karara bağlanan davayla ilgili şu görüşleri dile getirdi:
“Eskiden Türkiye’de tarımdan vergi almak daha yaygın olduğu için herkes arazilerini küçük gösterir, ancak sınırlarını normal yazdırırdı. Böyle bir anlayış vardı. Burada da böyle bir durum var. Biz buna hukuk tabiriyle, ‘sınırları sabit’ diyoruz. Ama miktarı küçük. Sınırların küçük olduğunu da şöyle ispatlarız; eğer benim (a) sınırım, sizin (c) sınırınızla çakışıyorsa, o sınırda ihtilaf yok demektir. Ama benim (b) sınırımın karşısı boşluksa, ya da hazine arazisi vesaireyse, bu sınır ‘oynak sınır’dır. Her zaman için değişebilir demektir. Burada cemiyetin aldığı arazinin üç sınırı deniz. Yarımadanın doğu kısmına uzanan araziyse o zaman Veli Tomruk’a aitti. Hatta bir de “Kaklık” diye bir yer adı daha geçer. Cemiyetin aldığı bu arazinin sınırı, Veli Tomruk ve Kaklık, Veli Tomruk’un arazisinin sınırı da Süleyman Yıldırım’ın arazisi. Yani sınırda bir boşluk yok. Sınırlarda bir boşluk olsaydı bu durumda işgal edilen alan değil de tapu kayıtları esas alınırdı. Yargıtay’ın içtihadı da bu yöndedir.”

ARSAYI CEMİYETİN ÖDEDİĞİ AVUKATLIK ÜCRETİYLE ALDIM

Cemiyetin arsa verdiği iddia edilen altı kişi arasında adı geçen Ayhan Sabuncu’ya bu konudaki iddiaları sorduğumuzda şunları söyledi: “Ben 1986’da cemiyetin avukatıydım. Tapu büyütme davasından yaklaşık 12 yıl sonra. Cemiyet üyelerinin de hemen hemen yüzde sekseninin avukatıydım. Cemiyet, avukat ücreti olarak üyelerinden onar bin lira toplama kararı almıştı o zaman. Ancak bu para çok cüzi bir rakamdı. Ben de ‘bu işi 10 bin liraya yapmam, karşılıksız yaparım’ dedim. Hatırladığım kadarıyla sonrasında cemiyetten 40 milyon civarında bir avukatlık ücreti aldım. Bu parayla da 1990 yılından sonra yarımadadaki arsayı satın aldım.”

BELEDİYE TAHSİS DIŞINA ÇIKARSA MÜLK SAHİBİ GERİ ALABİLİR

Kaş’ta başlayan revizyon imar planı tartışmasına ilişkin görüşlerini de dile getiren Sabuncu, İmar Kanununa göre bir yerin yeşil alan ilan edilmesi durumunda belediyelerin bu alanı kamulaştırma paraları olmadığı için bedelsiz olarak belediyeye terk etme zorunluluğu olduğunu söylüyor. Aksi durumda belediyelerin imar izni vermeyeceğini belirten Sabuncu, “Bedelsiz olarak araziyi verdiğiniz zaman da, belediyenin burayı mutlaka yeşil alan olarak kullanması gerekiyor. Belediye tahsisin dışına çıkarsa, araziyi terk eden kişi dava açıp terk ettiği alanı geri alabilir. İmar Kanunundan doğan böyle bir süreç vardır. Burada plan değişikliği yetkisi de görünüşte belediye meclisinindir ancak bunu Kültür ve Tabiat Varlıkları koruma Kurulu’nun onaylaması gerekiyor.

Mehmet Yıldırım

Mehmet Yıldırım ( Turizmci- Cemiyet’e araziyi satın aldığı Ali Yıldırım’ın oğlu):

GAZETECİLER KÖTÜ ÖRNEK OLUYOR!

Mehmet Yıldırım, Çukurbağ Yarımadasındaki araziyi cemiyete satan Ali Yıldırım’ın oğlu. Turizmle uğraşan Yıldırım, Kaş’taki tartışmayla ilgili şunları söyledi: “ Bu sosyal bir dernek olarak gazetecilerin büyük bir ayıbı. Ben bu girişime tamamen karşıyım. Zaten bu işte baştan bir yanlışlık var. Burası tatil merkezi olacaktı, kooperatif yeri oldu. Olay budur. Kaş’a herhangi bir katma değer yaratılmamıştır burada. Gelenler on beş gün kalıp gidiyorlar. Gazeteciler örnek olacakları yerde kötü örnek oluyorlar. Sokaktaki insan söylese bunu normal karşılarım ama gazeteciler söyleyince ayıp buluyorum. Bu kadarı da fazla.”

ÜNLÜLER ADASI ÇUKURBAĞ

Çukurbağ yarımadasında birçok ünlü işadamı, siyasetçi ve gazetecinin parseli bulunuyor. Bu gün bir kısmı el değiştiren yarımadadaki parsel sahipleri arasında, Yavuz Donat, Güneri Civaoğlu, Fikret Otyam, Altan Öymen, Erol Simavi, Teoman Erel, Necdet Evliyagil, Mete Akyol, Cüneyt Arcayürek, Beyhan Cenkçi, Gülten Kavur, Oktay Ekşi, Metin Toker, Bedii Akan, Muammer Yaşar Bostancı ve Mustafa Kemal Ararat gibi isimler bulunuyor.

_________________

* Yusuf Yavuz- yusuf_yavuz2004@yahoo.com

BİR CEVAP BIRAK