Katalunya seçimlerinin gerçek kazananları

Katalunya seçimlerinin gerçek kazananları

0
PAYLAŞ

Yunan “Hayır”ına benzer şekilde bir ulusun kendi kaderini belirlemesinin sembolü olan bu Katalan “Evet”i, aslında olası bir bağımsızlık referandumuna, daha doğrusu 2014 yılının 9 Kasım (9N) günü yapılması planlanmış ancak İspanyol Anayasa Mahkemesi tarafından ışık hızıyla yasadışı ilan edilerek engellenmiş olan bağımsızlık referandumuna atıfta bulunularak kullanılmış bir ‘evet’. Yasaklanan bu referandumun, yasal bir çerçevede kullanılacak halk oyları ile yapılabilmesi için bulunan formül, Katalunya Parlamentosu erken seçimlerinin pratikte bir referandum oyuna çevrilmesiydi. Uluslararası medyaya göre seçimin kazananı bağımsızlıkçılar olmuş olsa da, bir referandum olarak tasarlanmış bu seçimlerden bağımsızlıkçı oyların yüzde 50’nin altında çıkması, İspanyol basını tarafından başarısızlık olarak tanımlanırken, Katalunya’nın bağımsızlıkçıları arasında da moral bozukluğu ve Katalunya politikasında belirsizlik yaratmış oldu.

Dikkatli bakıldığında seçimin en önemli kaybedenlerinden biri, Katalunya’da 2010’dan beri iktidarda olan CiU (Convengència i Unió, Uyum ve Birlik) ve genel olarak Katalan sağı oldu. Bunun bu şekilde değerlendirilmesinin en önemli nedenlerinden biri, Hıristiyan demokrat Unió’nun, bağımsızlık konusu nedeniyle neoliberal Convergència’dan ayrılarak girdiği seçimlerde yüzde üçlük barajının altında kalmasıydı. Diğer bir nedeni ise, Artur Mas başkanlığındaki Convergència’nın “Evet için hep beraber” platformu içinde erimesi oldu. Aslında bu, Franco sonrası 1978 geçiş (transición) döneminde “milli” çözümün bir parçası olmuş Convergència’nın tarihsel prensiplerinden sapması nedeniyle sembolik olarak da partinin sonunu temsil ediyor.

Bağımsızlık Katalunya tarihine yabancı bir konu olmasa da, Katalan halkının kutlamaları çoğunlukla geçmiş yenilgilerle ilgili. Bunlardan en önemlisi 11 Eylül, Katalunya’nın 1714’teki İspanyol hanedanı geçişi sırasında İspanya’ya direnişinin ve yenilgisinin yıl dönümü. Son yıllarda artan bağımsızlık desteği de 2011 yılındaki 11 Eylül kutlamasına ve beklenenden kat kat daha fazla insanın sokaklara inmesine dayanıyor. Bu hareketlilik tabii ki krizle ve İspanya ulusal yönetiminin merkezi ekonomi politikalarından duyulan rahatsızlıkla doğrudan bağlantılı. Bu değişimi gören Artur Mas’ın ve Convergència’nın da bağımsızlık macerası bu şekilde başlamıştı.

CiU’nun seçim platformuna bağımsızlığı da katarak 2012’de yaptığı erken seçim çağrısının sonucunda oylarını yükseltememesi bir yana, bu seçimler Parlamento’ya yeni bir partinin girmesine de vesile olmuştu. Bu parti bağımsızlıkçı, alternatif sol aday bloğu CUP (Candidatura d’Unitat Popular, Halk İttifakı Adaylığı) oldu. Jeneolojisini diktatörlük sırasındaki silahlı mücadeleye dayandıran CUP’un ideolojisi, aynı zamanda yerel yönetimciliği ve halk konseyciliğini savunması nedeniyle demokratik konfederalizmle çok büyük ortaklıklar taşıyor. Bu prensibe dayanarak, önceki seçim dönemlerinde sadece yerel yönetimlerde seçime girmiş ve temsilcilikler kazanmış olan CUP, başlamış olan bağımsızlık süreci vesilesiyle de, ilk kez 2012’de Katalan Otonomi seçimlerine girme kararı alarak, 3 temsilciyi Katalunya Parlamentosu’na sokmayı başarmıştı.

Bu süreç içerisinde ana akım medyada da görünürlük kazanan CUP, 2015 yılına geldiğimizde Parlamento’ya 10 vekil sokarak seçimlerin en önemli kazananlarından biri oldu. Nicel olarak parlamenterlerinin sayısı az gözükse de, CUP’un temsilcileri olmadan “Evet için hep beraber” bloğunun iktidar olamaması, bu partiyi gelecek dönemde çok kilit bir noktaya koyuyor. Bunun en önemli nedeni, Avrupa Birliği ve NATO karşıtı olan CUP’un, diğer yandan da Artur Mas’ın, PP’ye paralel olarak, uyguladığı kemer sıkma politikalarına açıkça karşı olması. CUP’un bağımsızlıkçı olmasına rağmen “Evet için hep beraber” platformunun içinde yer almamasının temelinde de bu yatıyordu. Şimdi edindikleri kilit oyları da, Artur Mas’ın otonomi başkanlığına getirilmesi için kullanmayacaklarını açıkça belirtmeleri, Parlamento’daki şu an sahip oldukları gücü örneklendiriyor. Bu açıdan CUP örneği, İberya’nın sol siyaset açısından Podemos’un ötesinde ne kadar geniş bir zenginliğe sahip olduğunu gösteriyor.

Diğer yandan Podem (Podemos Katalunya) ve beraber seçime girdikleri Yeşiller ve Birleşik Sol grubu (Iniciativa per Catalunya Verds – Esquerra Unida i Alternativa) da seçimin bir diğer kaybedenlerinden oldu. Bu yıl Barselona’da yerel seçimlere, seçimin galibi “Müşterek Barselona” (Barcelona en Comú) bloğu içinde giren bu gruplar, Otonomi seçimlerinde yine benzer bir şekilde ortaklık kurmak isteseler de, “Müşterek Barselona”nın başını çeken sokak hareketleri bu bloğun içinde yer almadılar. Sonuçta kurdukları “Catalunya sí que es pot” (Katalunya başarabilir”) hareketi, geçen seçimlerde sadece Yeşiller ve Birleşik Sol’un aldığı oy oranının altında kalarak, belki de iki grup için de çok ciddi bir yenilgi aldı. Bunun en önemli nedenlerinden biri “Katalunya başarabilir” hareketinin, bağımsızlık için öncelikli olarak İspanya Anayasası değişikliğini savunmalarıydı. Bu nedenle ne bağımsızlıkçı ne de ulusalcı seçmenden oy almayı başarabildi.

Podem ve Yeşiller bloğunun yenilgisi, en fazla oy alan ikinci parti olarak aslında seçimin gerçek kazananı olan Ciutadans’ın (Vatandaşlar) başarısıyla karşılaştırıldığında durumun vahameti ortaya çıkıyor. Tarihsel olarak sol seçmene sahip emekçi mahallesi Nou Barris’in bu seçimlerde çoğunluklu olarak neoliberal, merkeziyetçi ve zenofobik Ciutadans’a oy vermiş olması da bu vahametin en önemli göstergelerinden biri.

Kısacası gelecek aylarda Katalunya siyaseti, sadece ulusal bağımsızlık konusunda değil aynı zamanda sosyal adalet ekseninde de büyük mücadelelere gebe gözüküyor. Yerel örgütlenmeci, antikapitalist sol bir hareketin, bir yandan bağımsızlıkçı bloğun neoliberal liderliği ve diğer yandan teknolojileri verimli bir şekilde kullanan, genç ve dinamik yeni bir sağ ana muhalefetin karşısında, ne kadar etkin bir mücadele yürütebileceğini göreceğiz.

Evrensel / Baybars KÜLEBİ

BİR CEVAP BIRAK