Kavuşacak aşıkların kulesidir Galata

Kavuşacak aşıkların kulesidir Galata

0
PAYLAŞ

“Boynu bükük, öksüz kulem” adlı yazıma gelen maillerden birkaçı, İstanbul’un gözbebekleri sayılan kuleleri arasında ayırım yapmamın doğru olmadığı, hepsinin ayrı ayrı önemli olduğu şeklindeydi. Aslında ben o yazımda Beyazıt Kulesi’nin diğerlerinden daha önemli ve güzel olduğunu değil, daha fazla unutulmuş, kıyıda köşede kalmış olduğunu anlatmaya çalışmıştım. Yoksa elbette ki İstanbul’un üç kulesi de birbirinden özel ve güzeldir. Aksini kimse iddia edemez zaten.
 
Beyazıt Kulesi’ni yazdıktan sonra diğerlerini yazmamam haksızlık olacaksa eğer, bu haksızlığı ve yanlış anlaşılmayı ortadan kaldırmak için  hemen işe koyulup, Galata Kulesi’ne geçelim ve oradan İstanbul’u seyredelim derim. Siz ne dersiniz?


Çocukken seyrettiğim siyah beyaz eski Türk filmlerinden birinde Galata Kulesi için “bu kule sadece kavuşacak aşıkları kabul eder, kavuşamayacak aşıkları almaz içine” deniliyordu. Yanlış hatırlamıyorsam Göksel Arsoy, Belgin Doruk’a söylüyordu bu sözü. Filmde, iki sevgili Galata Kulesinde buluşmak üzere sözleşmişlerdi, fakat Belgin Doruk buluşma yerine gelirken yolda kaza geçirmiş ve randevuya gidememişti. Göksel Arsoy, o zamanki İstanbul’un Kuledibi’nde Belgin Doruk’u saatlerce boşuna beklemişti.


Filmin sonu nasıl bitti hatırlamıyorum. Mutlu sonla mı, yoksa kavuşamamayla mı, bilemiyorum ne yazık ki? Maalesef ki, filmin adını da çıkaramıyorum. “Bir Yaz Yağmuru”nda mıydı bu sahne, yoksa beraber oynadıkları diğer oniki filmden birinde mi, inanın hatırlamıyorum.


Galata Kulesi o filmden sonra benim aklımda Kız Kulesi’nin aksine kavuşan ya da kavuşacak aşıkların mekanı olarak kaldı.


Çocukluğumda kavuşan aşıkların kulesi olduğuna inandığım Galata Kulesi’ni ilk kez gördüğümde oranın başka bir özelliğini de fark ettim. Orası büyülü bir yerdi. Beni hem içine çekiyordu, hem de dışına atıyordu. Hem oraya ait gibiydim, hem değildim. Galata Kulesi’ni sevmiştim ama, bir o kadar da orada olmaktan ürpermiştim.


Galata Kulesini sevmiştim çünkü, orada hem gökyüzü hem de yeryüzü olanca güzelliğiyle gözlerimin önündeydi. Elimi uzatsam gökyüzüne dokunacak gibiydim. Aslında oradan görülen İstanbul’un güzelliğinin bir yansımasıydı. İstanbul gerçekten de en güzel oradan seyrediliyordu.


Galata Kulesi beni ürpertmişti, çünkü onun yüzyıllardır yüzlerce sırrı sinmişti taş duvarlarına. Bunu iliklerimde hissetmiştim.


Gerçekten de kulenin çözülmemiş pek çok sırrı vardır. Örneğin kulenin ne zaman yapıldığı bile kesin olarak bilinmemektedir. Galata Kulesi’nin yapımı hakkında birkaç iddia ortalarda dolaşır. Bir iddiaya göre burayı Bizans imparatorlarından Anastasuis Dilazus, 507 yılında yaptırmıştır. Genel kabul gören diğer bir iddia ise, kulenin 1349’da Cenovalılarca Galata’yı çevreleyen surların baş kulesi olarak inşa edilmiştir.


Kulenin hangi amaçla yapıldığı ve ne için kullanıldığı hakkında da çeşitli söylentiler vardır. Yaygın inanışa göre başlangıçta, Cenevizliler tarafından savunma amaçlı olarak kullanılan kule, 16. yüzyılda tersanede çalıştırılan esirlerin barınağı olmuştur. Kulenin daha sonraları 1874’ten itibaren yangın gözetleme ve haber verme mevkii olarak kullanıldığı bilinmektedir.


Kule günümüzde müze olarak kullanılıyor ve kulenin üst katı lokanta ve lokal olarak işletiliyor.


Peki kule günümüze kadar değişmeden mi gelmiş? Değil elbette… Günümüze gelinceye kadar çeşitli sebeplerden tamir görmüş. En büyük restorasyonu II. Mahmut yaptırmış. 1794 yılındaki büyük Galata yangınından harap çıkan kuleyi, 1832’de yeniden hayata kazandırmış. Bu yapım sırasında kuleye iki kat daha ilave edilmiş. Yanan 4 cumbalı salon yerine 14 büyük kagir kemerli bir salon yapılmış. Bu salonun ortasına kulenin üst katına çıkan 40 basamaklı bir merdiven eklenmiş. Kurşun kaplı külah da bu üst katın üzerine kapatılmış.


Gerçi kulenin bu konik tepesi, 1875 yılında bir fırtınada uçmuş ve  daha sonraki restorasyon sırasında yenilenmemiş. Bundan sonra kule 1964’e kadar yangın kontrol istasyonu olarak kullanılmış. 1964 yılında başlayıp üç yıl süren  restorasyon çalışmalarının sonunda kule bugünkü halini almış. O dönemin belediye başkanı Haşim İşcan tarafından yaptırılan restorasyon sırasında Osmanlı döneminde yapılan değişiklikler de göz önüne alınarak Cenevizliler dönemindeki yapıya daha uygun olması için konik tepe kuleye tekrar eklenmiş.


Bugün kuleye asansörle çıkılıyor. Asansör sizi doğrudan yedinci kata çıkarıyor. Asansörden inince ahşap merdivenlerden çıkıp restoranın olduğu yere ulaşıyorsunuz. Hani dışarıya çıkıntılı ve pencereli olan yer var ya, işte oraya. Kulenin en üstüne çıkan merdivenler de o kattan terasa çıkan kapının yanında. Ama ne yazık ki kulenin en üst katı ziyarete kapalı tutuluyor.


Yerden, çatısının ucuna kadar 77,25 metre yükseklikte olan kulenin ihtişamı sadece uzunluğundan değil, duvarların kalınlığından da geliyor. Duvarlarının kalınlığının 3,75 metre olduğu söyleniyor. Kulenin dıştan ölçülen çapı 16, 45 metredir, iç çapı ise zemin katında 8,95 metre olarak ölçülmüştür. Yapılan statik hesaplamalara göre kulenin ağırlığı ise yaklaşık 10.000 tondur.


Galata Kulesi hakkında bildiklerimiz, bilmediklerimizin yanında çok azdır. Örneğin kulenin altında bir tünel vardır ve bu tünelin nereye gittiği bilinmemektedir. Bir rivayete göre bu tünel, diğer kuleler ve merkezler arasında bağlantı sağlayan gizli bir yoldur. Diğer bir rivayete göre ise bu tünel, şehrin kuşatılması sırasında gerekli olan suyun depolanması için bir dehliz olarak yapılmıştır. Kulenin ortasındaki 4,20 metre derinliğindeki çukurun altında olan bu tünelin ne için yapıldığı ve kullanıldığı bilinmiyor. Bilinen bir şey var ki, o da bu çukurda çok sayıda insan iskeleti bulunduğudur.


Galata Kulesi deyince akla IV. Murat zamanında yaşamış Hezarfen Ahmet Çelebi de geliyor hiç kuşkusuz. Hezarfen, tahtadan yaptırdığı kartal kanatlarını iki tarafına takarak Galata Kulesi’nden Boğaz’ın öteki yakasına, Üsküdar Doğancılar’a doğru süzülmüştür ve tarihe geçmiştir.


Galata Kulesi kim bilir böyle neler görmüştür? Bu kule yüzyıllardır İstanbul’u seyreder, İstanbul da yüzyıllardır bu kuleyi. İstanbul’un kule için söyleyecekleri bir ciltse, kulenin İstanbul ve İstanbullular için söyleyecekleri yüz ciltlik bir eser olur elbette.


 

BİR CEVAP BIRAK