Kaybedilmiş Cennetin Yanık İlahisi

Kaybedilmiş Cennetin Yanık İlahisi

0
PAYLAŞ

Dünyada bu kadar mesele varken, şimdi, durduk yerde başımıza Paskalya Adalarını çıkartma diyeceksiniz; biliyorum, lakin deyiniz…

Paskalya Adaları , Pasifik Okyanusu’nda, koordinatları yazılı olmasa ancak tesadüfen bulunacak bir yerdedir.

İspanyol denizciler de rastlantı eseri bulmuş, adayı işgal edip, Kraliyet armasıyla bayrağını dikivermiştir.

Paskalya, İngilizcede, ¨In the middle of nowhere!¨ dedikleri, hiçbir yerin ortasındadır…

Bir süreden beri Batı Basınının ilgi alanı içine giriverdi; halbuki oraya gitmeye meraklı turistler dışında akla pek gelmezdi.

Bu birden bireliğin arkasında komplo teorisi arayacak değiliz, ancak Şili’nin kolonyalist-sömürgeci İspanyol dönemlerinden kalma toprağı-adaları olan Paskalya, Isla de Pascua, küreselleşmekle uluslararası sermayeyi daha çok merkezileştiren-temerküz ettiren büyük ve uluslararası kapitalizmin, insanı-coğrafyayı-doğa ve çevreyi nasıl gözden çıkardığına dair bir örnek olarak önümüzdedir; biz Okurumuzla bunu paylaşıyoruz.

Geçtiğimiz haftalarda BBC ‘den CNN’e kadar Dünyanın Basını Isla de Pascua’yı konuşmaya, yazıp çizmeye başladı.

Paskalya’ya gitmişliğimiz yok: Göze alınacak seyahat gibi görünmüyor, masraflı!

Fakat insan kuş misalidir, gün olur bakarsınız oradayız!

Şili’den, Güney Amerika Kıtasından 3 bin 600 km.uzaktadır, uçakla 6 saat sürer…

Şili’nin İspanyol sömürgeciliği dönemlerinden kalmış en uzaktaki tek toprağıdır.

Paskalya’lılar, Şili vatandaşıdır, ada dışına Şili pasaportuyla çıkabilir.

Isla de Pascua’nın hepi topu nüfusu 6 bindir; halkı Polinezya yerlisi, Okyanus halklarındandır, Rapa Nui diye adlandırılır.

UNESCO ‘nun Dünya Kültür Mirası diye etiketlendirdiği bu ada ve halkı, 1772’de İspanyol gemiciler gelip ¡Hola! demezden evvel burada, karınca kararınca yuvarlanıp gidiyor, tıngır mıngır yaşıyordu.

Sömürgeciler gelince hastalıklarla, salgınlarla, köle ticaretiyle tanışıp Uygarlığın ne olduğunu anladılar.

Tarih sahnesi hızlı değişir: Sonunda İspanya küçüldü, yerini Latin Amerika’daki ülkelere bıraktı.

Bunlardan birisi, Şili, hâlen yerlilerin yaşadığu bu adalar üzerinde egemenliğini sürdürüyor.

Fakat adaların sorununu çözmekte lagar davranıyor. İşte şikâyet, sanırım, buradan çıkmaktadır.

Paskalya’ya Batılı turist gelmezse adanın bütün mali masrafı Şili’ye, başkent Santiago’daki muhasebe kayıtlarında borç yazılmaktadır. Zira ada halkının sanayi, üretim, tesis falan gibi lakırdılardan haberi yoktur; balık avlar, ot toplar, ağaçlardan beslenir; turizm hariç. Dolayısıyla adanın geçimi ya turistten ya da Santiago’dandır.

Santiago da santiagoluğunu göstermekte hiç tereddüt etmez; para yoksa yoktur… Hele faşist diktatör Pinochet zamanında para muslukları tamamen kısıldığı günler olmuş, Paskalya sefalete düşmüştür.

Ama katil olduğu açıkça belirtilen Pinochet, adayı gezmeye gelince halk alkışlamıştır; ah, bu halk!

Şili’nin son elli yılda yaşadığı tüm çalkantıların etkisi Paskalya’da haydi haydi yaşanmıştır.

Neyse ki, küreselleşmeyle insan-nüfus hareketliliği artış göstermiş ve Isla de Pascua’ya, yılda 80 bin yabancı turist gelmeye başlamıştır.

Sevinelim mi?

Hayır!

Çevre kirliliğiyle başlayan birçok sorun Paskalya’yı teslim almıştır ve Santiago, pek oralı değildir.

Bizim Trakya’dan 6 misli büyüklükteki, bomboş arazilerin yerleşim yerleri, günde 25 ton çöple baş edemez durumdadır; çöpü çaktırmadan Okyanus’a boca ederler…
Turistlerin içtiği meşrubat ve içkinin şişesi ayda 60 bin adedi geçer; bu kadar artığı yeniden-dönüşüm yapacak tesis yoktur, depolarda şimdilik biriktirmektedirler. Çöp ve atıkların artışı fareleri, böcek ve sürüngenleri çoğaltmış; sivrisineklere gün doğmuştur.

Hele fareler! Fare ve sıçandan illallah denilmektedir; çare bulunamıyor.

Çevre kirlenmesi bir yana, Paskalya’nın meşhur heykelleri de erozyon ve bakımsızlık tehdidiyle karşı karşıyadır.

Volkanik kayaların elde işlenerek yapıldığı bu Tanrı heykellerinin yaşı, muhtemelen 3 bin yıl civarındadır; yok olmak üzeredir.

Gerçi buraları IŞID bir gün ele geçirirse, dibine dinamit koyup berhâva edecektir ama henüz İslamcı terörizmin Okyanus geçecek teknesi yoktur.

Bu sorunlara karşılık Santiago, Paskalya’ya daha fazla turist getirmek, elde edilecek hasılatla sorunları çözmek yöntemini tercih ediyor. Önümüzdeki yıl Paskalya’ya 100 bin civarında turist gelmesi, bu durumda sorunların yüzde 25 oranında artması bekleniyor.

Paskalya’nın Yılkı Atı olarak tabiatın içinde serbest dolaşan atlarına ise kıran girmiştir. Şili’den gelen tarımsal ilaçlar, tohumlama ve organik olmayan bitki yapısı kısa sürede adayı ele geçirmiş bulunuyor; atların sindirim sistemleri buna hazır olmadığından her gün Belediye, at mezarlığına kamyon kamyon hayvan leşi taşıyor.

Dünya Cenneti diye bilinen bir yerin içine nasıl edildiğine dair iç karartıcı bu yazıyı burada kesmemiz gerekecek.

Zira mesele sadece Isle de Pascua’ya ait değil, paranın-gücün-yalancı şöhretin- görgüsüzlük-kabalığın hakim olduğu küresel kapitalizmin acımasız kuralllarına aittir; anlat anlat, bitmez.

Acınası bir başka şeyi eklemeden bu yazıya son verirsem, Dünyada dillere-lisanlara duyduğum sevgiye ihanet etmiş olurum.

İspanyollardan sonra, Şili İspanyollarının egemenliğinde, Paskalya adalarının konuşulan yerli dilini bugün sadece 500 civarında kişi konuşabilmektedir.

Bu gidişle yakın gelecekte, zaten bugün isteniz dahi öğrenemeyeceğiniz, merak dahi etmeyeceğiniz, fakat orada, bu güzel adalarda konuşulmasından mutlu olacağınız bir yerel dilin tamamı yok olacaktır.

Bize de Kaybedilmiş Cennetin Yanık İlahisini okumak düşüyor…

________________________

msenol34@yahoo.com

BİR CEVAP BIRAK