Kaybettiklerimiz…

Kaybettikten sonra
daha çok acı verir sevilerimiz…
Kırdığımız kalpler
Ağlattığımız gözler
Onun için
kaybetmeyi göze alamayacak
kadar sevelim…

Değerli Okurlar, bu hafta babası hayatta olanlar babalarını öpüp hediyelerini verdiler ve babalar gününü kutladılar…

Ya babası olmayanlar…
Ya yıllardır babasını göremeyenler…
Baba diyemeyenler…

Bu yüzden babalar gününü sevmiyorum ben… En hüzünlendiğim günlerden biridir babalar günü benim için…

Başkaları sahip oldukları babalarının kıymetini bile bilmezken, “tüh yine geldi o gün, şimdi babama ne alacağım” diye hayıflanıp dururken, biz babasını kaybedenler, yıllardır onu görebilmeyi özleyenler, imrenerek bakarız babalar gününde babalarına koşan, babalarının ellerini öpen, boynuna sarılan  babalı insanları…

Sevgi dolu, sıcak bir kucaktır özlediğimiz…Bazılarımız için ise başımızı yaslayıp ağlayabileceğimiz güvenli bir omuz…

Onların yerinde olmak isteriz… “Keşke” deriz “şimdi babamız hayatta olsaydı da dünyaları verseydik… Yaşasaydı bunu yapar mıydık, bilemiyorum ama böyle hissederiz işte…

Herkesin babasına akın akın koştuğu bu günde babasızlığımızın acısı daha bir  yakıcıdır…Koşacak babamız, çalacak bir kapımız yoktur bizim…

Bu yüzden onu kaybetmek hayat boyu eksikliğini hissedeceğimiz bir boşluk açar yüreğimizde…

Her babalar  gününde olduğu gibi bugün de, başta babam olmak üzere çok  sevdiğim ama artık hayatta olmadıkları için özlediğim bir çok insanı hatırladım hüzünle; babaannemi, anneannemi, amcamı, dedemi, yakın bir zamanda kaybettiğim sevgili dostum Ayşe Nil Tahralı’yı…

Ama bugün en çok yokluğunu hissettiğim şüphesiz bıyıklarını batırarak yanaklarımı öpüşünü hiç unutmadığım babamdı… Ve biliyor musunuz bıyıklı olarak sevdiğim tek erkekti babam…

Bugün siz okurlarımla küçük bir kız çocuğunun babasının ölümü ile yüzleştiği acı dolu bir anıyı paylaşacağım. Böylece babaları hayatta olanlar bunun kıymetini daha iyi anlayabilirler ve sımsıkı sarılabilirler babalarına…

Bir babanın kaybı erişkin bir insanın istese de algılayamayacağı tahribatlar yaratır çocuk dünyasında…

O eksilmiştir artık, herkeste olan bir şey onda yoktur… Bir kolunu, bacağını kaybetmek gibi bir şeydir bu… Sakatlanmıştır, böyle hisseder çocuk ve  utanır eksikliğinden…

Ben böyle hissetmiştim. Babamın ölümünü takip eden haftalar boyunca yanıma baş sağlığına gelenlere karşı kendimi kusurluymuşum gibi hissetmiş ve bu  kusurumu yüzüme vurdukları için de onlara kızmıştım içten içe…

Bu yazıyı biraz da bu yüzden yazıyorum. Çocukları aynı kaybı yaşayan ebeveynlere bir şekilde yardımım dokunabilir diye düşünüyorum. Böylece  çocuklarının bu süreçteki duygularını anlayabilirler ve bu zor dönemlerini atlatmalarında yardımcı olabilirler…

Her şey anlamakla başlar öyle değil mi?… Ancak anlayabildiğimiz insanların duygularını paylaşabiliriz…

Deneyimlerimiz çok önemlidir bu anlamda…

Tam da bu yüzden  anneler, babalar, aynı kaybı yaşayan çocuklarınızın böyle bir kayıp sonrasında yüreklerinde, çocuk dünyalarında neler olup bittiğini anlayabilmeniz için paylaşıyorum bu çok özelimi sizlerle…

Evet yıllar önce, henüz 11 yaşında iken, gözlerimin önünde babamın ölümünü yaşadım ve o günden sonra çok şey değişti iç dünyamda; bu değişimi tam anlayamasam da artık aynı olmadığımı biliyordum…

Dediğim gibi kolunu ya da bacağını kaybetmiş sakat bir insan gibi hissediyordum kendimi… İnsanın bütün uzuvlarının tam olması gerektiği gibi annesi babası da olması gereken bir şeydi ve bunlardan biri  bende  yoktu artık. Ben sakatlanmıştım… bu duygudan bir türlü kurtulamıyordum…

Ailem bulundukları yörede iyi tanınan, orta halli, yörenin deyimine göre iyi soylu, ağa sülalesinden bir aileydi. Evlendiklerinde, annem yörenin en güzel kızlarından, babam da en zengin ailelerindendi.

Kalbinde doğuştan bir hasar olduğu için, çocukluğu ve gençliği hep yoksunluklarla geçmişti babamın. Diğer çocuklar gibi koşamamış, ağır işlerden ya da hareketlerden ailesi tarafından hep korunmuş, sakınılmıştı.

Çok başarılı bir öğrenci olmasına rağmen, sağlığının iyi olmaması, sık sık tedavi için büyük şehirlere gitmek zorunda kalması ve uzun süreli hastanelerde kalması yüzünden derslerine yeterince devam edememiş ve öğrenim hayatı yarım kalmıştı.

Oysa  ailesi onu okusun diye Sarp’tan  Zonguldak’a, zamanın en iyi liselerinden birine, Çelike Lisesi’ne göndermişti…

Annemle severek evlenmişler ama mutlu olamamışlardı. Tedavi dönemlerinde uzun ayrılık dönemleri yaşamışlar, hep gelecek kaygısı içinde olmuşlardı. Son zamanlarda belirtiler iyice artmaya başlamış ve doktorlar ameliyat olmazsa babamın  fazla yaşayamayacağını söylemişti.

Doğu Karadeniz’de Artvin İline bağlı Hopa İlçesinde yaşıyorduk ve burada bir kriz anında ya da hastalığının kötüleşmesi durumunda müdahale edecek ne iyi bir doktor ne de donanımlı bir  hastane vardı.

Aslında  topu topu bir hastane vardı ve o da kısıtlı imkanlarıyla bir sağlık ocağından farksızdı. Bu yüzden babam her ne zaman rahatsızlaşsa bütün ailenin eli ayağına dolanır, onu kaybetme korkusu içinde çırpınıp dururdu herkes.

Bu arada dünyada kalp hastalıkları konusunda bayağı ilerlemeler olmuş, Türkiye’de çok başarılı operasyonlar yapılıyordu bu alanda,. Sonunda babam ikna olmuştu, ameliyat olacaktı. Ama önce biricik kızının, yani benim, okul birincisi olmam nedeniyle, beni temsilen Okul aile birliğinde yapması gereken konuşmayı yapacak, sonra gidecekti Ankara’ya tedavi olmaya.

Düşünüyorum da babam benden bahsederken hep “Benim kızım cindir cin” diye söz ederdi dostlarına ve ben çok kızardım onun bu sözlerine o zamanlar, nerden cin oluyormuşum diye…

Oysa şimdi  o sözleri duyabileceğim bir babamın olmasını ne çok isterdim…

 Nihayet beklenen gün gelmiş ve o Pazar günü babam, Okul Aile Birliğindeki konuşmasını yapmak üzere evden çıkmıştı. Konuşma sırasında, salondaki  herkesi paniğe kapılmasına neden olan bir şey olmuş ve babam önündeki bayanın sırtına yığılı vermişti  bir anda… Derhal ambulans çağrılmış ve hastaneye kaldırılmıştı. Akşama doğru ambulansla eve getirilmişti. Çünkü ertesi gün Ankara’ya gitmesi gerekiyordu ameliyat için…

Hepimiz tehlikeyi şimdilik atlatmasına sevinmiştik.  Ama asıl Ankara’ya gittiğinde iyileşeceğini biliyorduk…

Bu arada ben, babamın beni temsilen konuşma yaparken rahatsızlanması nedeniyle olanlardan kendimi sorumlu tutuyor ve suçluluk hissediyordum. Bu yüzden fazla ortalıklarda dolaşmıyor, kimseye görünmemeye çalışıyordum.

Herkes telaştan bizi unutmuştu zaten., bu da işime geliyordu…
Sanki birileri suçluluğumu suratıma haykıracak, “ senin yüzünden oldu her şey, her şey senin suçun” diye beni azarlayacaktı…

Sürekli bunları düşünüyordum “Eğer babam o toplantıya katılmasaydı ve o konuşmayı yapmasaydı…  Ankara’ya birkaç gün önceden gitseydi ve o ameliyatı olsaydı” Sürekli bu düşünceler içinde kıvranıyor ve bir yandan da delicesine dua ediyordum, ‘babam ölmesin’ diye…

Sonra garip bir telaş oldu evde… Annemi ve biz çocukları içeriye, babamın yattığı odaya aldılar. Bütün aile babamın baş ucuna toplanmıştık. Sanki herkes konuşmasa da gerçeği biliyor ve boğazlarına düğümlenmiş çığlıkları koy vermek için misafirin gitmesini bekliyordu…

Azrail pençelerini uzatmış, tavandan sırıtarak dakikaları sayıyordu,gerçekten görebiliyordum bunu; bir, iki , üç… Soluğunun yaklaştığını hissediyordum, gittikçe babama yaklaşıyordu… 

Çocukluk işte, Azrail diye bir şeyin  varlığı öylesine somutlaşmıştı ki o an zihnimde, sanki capcanlı karşımdaydı;  “git” diyordum içimden, “git, defol babamın başından,  rahat bırak onu. O bizi terk etmeyecek, gitmeyecek o, bizimle kalacak”… sürekli bunları sayıklıyordu bir ses beynimin içinde…

Babam sanki bu hislerimi anlamış gibi bir ara uzun uzun bakmıştı gözlerimin içine. Ya da öleceğini anladığı için hepimize son kez öyle bakmıştı da ben içimdeki suçluluktan dolayı sadece bana  öyle baktığını sanmıştım…

Babamın o bakışları hala asılı durur hafızamda… En son anneme  baktıktan sonra, gözlerini tavandaki avizeye dikmiş ve yanağından süzülen göz yaşlarıyla son nefesini vermişti… İstemeden gittiği o kadar belliydi ki…

Çılgına dönmüştüm, delicesine haykırıyordum… Beni zorla çekip çıkarırlarken odadan, var gücümle  bağırıyordum, “ne olur ölmesin babam” diye… Sürekli tekrarlıyorum “Tanrım onu bizden alma, tanrım onu bizden alma, tanrım onu bizden alma…” Böyle ne kadar haykırdığımı hatırlamıyordum, bir süre sonra kendimden geçmiştim, sakinleştirici vermişlerdi…

Annemin durumu da içler acısıydı, kendini camdan atmaya çalışmış, zor zaptetmişlerdi. Sonunda onu da sakinleştirici vermiş ve uyutmuşlardı…

Gecenin bir yarısı, ilk anda yabancı gelen bir odada gözlerimi açtım. Yukarılarda bir yerlerden hala ağlama sesleri geliyordu. Kabus mu görüyordum, neredeydim, neler oluyordu,  bütün bu yaşadıklarım, daha öncesi yaşananlar ve her şey, rüyada mıydım, neler oluyordu anlamak istiyordum…

Çok geçmeden buranın bizim evimiz olmadığını anladım. Matem ortamından uzaklaştırmak için ben ve kardeşlerime önce sakinleştirici vermişler sonra da uyumamız için alt komşumuza getirmişlerdi.

İlacın etkisi ile hemen uyumuş olmalıyım; atılan çığlıklar, kendi çığlığım ve odadan zorla çıkartılışım, bunlar dışında hiç bir şey hatırlamıyordum.

Ama sonrası çok netti hafızamda…  Kardeşlerimi uyandırmamak için parmak uçlarıma basarak bir üst kata, bizim dairemize çıkmıştım. Kapı ardına kadar açıktı ve içerden zayıf da olsa hala ağlama sesleri geliyordu… Artık orası bir matem eviydi ve o saatte bile baş sağlığı için gelen gidenle dolup taşıyordu ev. Özellikle uzaktan beklenen yakınlar geldikçe çığlıklar artıyordu…. Duyan geliyordu, Ankara’dan, İstanbul’dan, Samsun’dan, Zonguldak’tan, bütün akrabalar, yakınlarımız akın akın geliyordu. Babamın ölürken yattığı oda dışında bütün odalar  tıklım tıklımdı.

Sadece giriş, hol ve hemen oradan babamın yattığı odaya açılan kapı sessizlik içindeydi. Diğer odalardan ise kah konuşma, kah ağlama sesleri yükselip alçalıyordu.

Babamın yanına sokulmak için yakıcı bir istek vardı içimde. Sanki içeri girersem bütün bunların bir kabus olduğunu anlayacak ve babamın sıcaklığını hissettiğim an kabus bitecekti…

Bu arada kimse planıma müdahale etmesin istiyordum. Babamla buluşma ve onunla sımsıcak kucaklaşma anımızın büyüsünü kimse bozamasın diye sessizce, ayak uçlarıma basa basa süzülmüştüm yattığı odaya…

Gördüklerim karşısında yaşadığım şoku ifade edebilmem mümkün değil…Öylesine boğucu bir andı ki o an; bugün bile hatırladığımda nefesimin kesildiğini hissediyorum…

Hiç kefene sarılmış bir ölü görmemiştim daha önce. Doğrusunu isterseniz hiç ölü de görmemiştim. Üstelik korkardım ölülerden. Çocukken yakınlarda birinin öldüğünü duysam korkudan geceleri tek başıma tuvalete gidemezdim,  ölen kişinin ruhunun sürekli arkamdan kovaladığını hissederdim…

Ama babama yaklaşırken hiç korkmadım. O orda, karşımda  bembeyaz, paketlenmiş gibi duruyordu…

İpnoz edilmiş gibiydim… Amacım babamın yaşadığını, her şeyin kabus olduğunu kanıtlamaktı… Bugün düşündüğümde olanları, bunun böyle olduğunu şimdi daha iyi kavrayabiliyorum… O beyaz örtüyü açtığımda kabus bitecek ve babam geri dönecekti.

Örtüyü soğukkanlılıkla açtım ve yüzündeki o beyazlığa, o beyazlıkta kurumuş bir çalı gibi kaskatı duran bıyıklarına dikkat kesildim. Yaşamdan izler arıyordum o donuk, soğuk yüzde… Bir zamanlar bıyıklarını batıra batıra öpen babacığımın yanağıma kondurduğu o sıcacık öpücüğü arıyordum…

Çekiştirdikçe elimi acıtıyordu ama o diken diken olmuş bıyıklar şimdi…

Yanağını öptüm, soğuk temas içimi ürpertti ama yılmadım, devam ettim, ne pahasına olursa olsun onu hayata döndürecektim. Göz uçlarına dokundum, bıyıklarına, yanaklarını öptüm tekrar, tenini ovdum… Olmuyordu, ısıtamıyordum onu… Bu kez göğsünü açtım ve üstüne sarılarak yattım. Isınsın istiyordum, ısınsın babam, hayata dönsün…

Ölme  babacığım diyordum sürekli, ölme babacığım…

Bütün vücudum soğuktan titremeye başlayana kadar kendimi tutmuştum, ama sonrasında gök gürlemesi gibi bir çığlık inletmişti tüm apartmanı…

“Sana inanmıyorum Allahım” diyordu çığlık “sana inanmıyorum…

Duaları kabul edilmeyen, kendisi yüzünden öldüğüne inandığı babasının ölümüne isyan eden küçük bir kızın çığlıklarıydı bunlar…

Evet o gün çok şey değişmişti hayatımda… Eksilmiştim ve bir daha hiç tamamlanmayacaktım…

___________

* Yard. Doç.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

10 + 15 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.