Kayıp Cennetin canlıları…

PAYLAŞ

Lüksemburg ülkesi büyüklüğünde, ilginç bir bölge keşfedildi bilim adamlarınca, son günlerde…  


Bu keşif, gazetelerin köşelerinde ve bazı TV haberlerinde sıradan bir haber olarak geldi geçti… 40 tan fazla memeli türü içinde, hiç bugüne kadar bilinmeyen 6 tür kanguru , 25 ten fazla yeni kuş türü içinde, bir tanesinin kafasında 10 ar cm.lik 6 adet rengarenk tüy olan yepyeni bir tür kuş, bir tanesi de bilimin ilk defa tanıdığı uzun gagalı ve yumurtlayan bir kuş türü olmak üzere, bugüne kadar hiç rastlanmamış 13 cins cennet kuşu, 60 tan fazla kurbağa türü içinde, bilimin şimdiye kadar tanımadığı 20 tür kurbağa, bir tanesi dev bir açelya bitkisine benzeyen, hiç bilinmeyen 20 tür bitki, yepyeni palmiye türleri, 150 tür kelebek içinde, hiç bilinmeyen 4 yeni tür kelebek ve birkaç alt tür yeni kelebek, bu gizemli bölgede bilim adamlarının çok yüzeysel olarak yaptıkları ön araştırmada şok edici yepyeni bulgular olarak gözler önüne serildi… Ne güzel…


Kaşif bilim adamları çok az araştırma yapabildiklerini ve bu yıl içinde kapsamlı bir araştırma için donanımlı olarak döneceklerini, daha yükseklerde, daha bir çok yeni tür canlı ile karşılaşmayı umduklarını açıkladılar… Bu çok dikkat çekici bir konu…  Şimdi bilimin ilk araştıracağı konu şu… Acaba bu türler çok çok eskilerden beri vardı da, insan eli değmeyen bir bölge olduğu için mi yitirilmeden ve nesli kurutulmadan ve bir şekilde tesadüfen bulunamadan gizli kaldılar?  Yoksa bunlar yeni yeni ortaya çıkan canlılar mı?


Bence her ikisi de çarpıcı soru… Birinci sorunun cevabını vermek güç… Bunca milyar yıllık nesilleri ve yaşamları barındıran dünyada, bunca bilim gücüne, bunca iletişim teknolojisine rağmen nasıl olur da bilinmeyen bir bölge kalabilir ve o bölgenin içinde gizemli canlılar bilinmeden nasıl yaşamlarını sürdürürler? Eğer böyleyse, insanoğlu oraya ulaşamadığı için bu türler korunmuş demektir ki, bu ne güzel bir derstir bu en vahşi yaratığa, eğer mesajı alırsa… Ve şimdi keşfedildiği ve ne yazık ki yeri açıklandığı için nelere gebedir o bölge, bilinmez… Doğal bir çevre koruma bilinci olan ilkel yerliler ! o bölgeye girmeye, bir nevi tabu gibi, cesaret mi edemezlerdi? Yoksa bekaretini ve orjinaliteyi bozmamak için bilinçli olarak mı girmezlerdi acaba? Zaten ilkel yerlilerin duyarlılıklarındaki medeniyet, medeniyetin duyarsızlığına kapak olabilseydi, en başta dünya beşeri, bunca ahlaki mutasyona uğrayıp ta öğütücü bir canavara dönüşmezdi belki…


Ama ikinci soru tüyler ürpertici… Korku anlamında değil, gizemli bir umut anlamında heyecan verici… İnşallah hepsi yeni türeyen canlılardır… Dünya bir taraftan şuursuzca tüketirken, bir taraftan da kendi çapında bir üretim halinde demektir bu… Varoluş savaşında dahi yenilikçi ve üretken demektir… Güçlü demektir, katili insana karşı…  Her gün kaybolan nesilleriyle, günde yüzlercesi yokolan tür tür canlısıyla, yavaş yavaş ölüme terkedilmiş dev bir organizma görünümünde olan bu dünyanın, sanki böylelikle, ölürken tek tek hücrelerini yitirmesi gibi bir acı yaşanırken, birden, bir yerlerde, keşfedilmemiş yeni hayat türlerinin izine raslanması , sanki doğal bir hücre yenilemesi ve bir dokunun kendiliğinden gençleşmesi gibi, insanın içine, pek tarif edilemeyen, adı konulmamış bir ılık sevinç, bir derin coşku ve bir sıcak ümit veriyor, bizden sonraki nesiller adına… Bence bu kayıp cennetin yeni canlıları, son yılların en güzel haberi…


Sanki orda bir labaratuvar kurulmuş gibi… Belki de yepyeni bir dünyanın yepyeni canlıları orada dünyaya adaptasyon öncesinin denenme sürecinde… Gidenlerin, yokedilenlerin yerini doldurmaya çalışacaklar belki… Yayılıp, dünyayı yeniden güzelleştirmekle görevliler belki de… Doğa canavarı insanın korumadığı, kıydığı, yokettiği, neslini tükettiği, sadece kendine tahsis edildiğini sandığı gezegeninde barındırmadığı, ve tabiattan sildiği onca canlı türünün yerine böyle güzel, sevimli, cana can katan dünya ümitlerinin doğması ne kadar anlamlı aslında… Düşünün, bu yepyeni bir heyecan değil mi? Bu, bataklığa dönen, hergün binlerce vahşetin, karanlık olayların puslandırdığı, sislere, dumanlara gömülmüş, her insan öldürülüşünde insanlığın daha da yokolduğu, barut kokan dünyadan ümitlerini kesip, kabuklarına çekilmiş bir yılgınlıkla sonlarını bekleyen idam mahkumları gibi donuklaşmış bir yeni nesil için, yaşayacakları gezegenin yeni hücreler üretebiliyor olması, ne kadar yaşam sevinci aşılayıcı bir gelişme… Ölüme terkedilmiş dev bir yaşlı ağacın tomurcuk vermesi gibi… Kışın ölen tabiatın, her baharda cemrelerle canlanması gibi… Kuyruğu kopartılmış bir bukalemunun azimle ve sebatla yeniden aynı kuyruğu yerine koyabilmesi gibi… 


Kutuptan her kopan buz parçası için, hergün milim milim genişleyen ozon gediği için, okyanusun derinliklerinde kurumakta olan sıcak su akıntısı için, kirlenen her su kaynağı için,  biçilen onca insan için, barıştan korkusundan silahlanan bunca medeniyet ! için, orjinallerinde,  birleştirici olmak adına ve erdemli nesillere yol gösterici bir amaca hizmet etmek için var oldukları halde, orijin karekterlerini çağlar boyunca tamamen yitirip metamorfoza uğramışçasına birer kin kutbuna dönüşmüş ve dünyayı kamplaştıran üç büyük din için ve yeni doğan masum bebek için ne güzel bir haberdir bu… Bu, doğanın insanı affıdır belki de…  Belki de,  bir şans daha vermesidir bu planete…


Niye dünyanın diğer hiçbir yerinde bugüne kadar görülmemiş canlı türleri sadece orda toplanmıştır sizce? Hani tek bir yeni tür bulunsa bu kadar üzerinde durmaz geçersiniz. Ama aynı yerde bunca hiç bilinmeyen türün birarada ortaya çıkması son derece ilginç mesajlar vermiyor mu insana? Belki de hassas varlıkların, acımasız insanoğlundan kaçarak sığındıkları ve böylece nesillerini koruyabildikleri kutsal bir yer orası… Belki de o süreç, dünyanın küllerinden yeniden doğması…


Dünya nefes alıyor demek ki… Gezegenimiz hala yaşıyor demek ki… Ve belki yepyeni altın çağına hazırlanıyor onu hakeden yarenleriyle… Belki kaşarlaşmış ve acımasız deformasyon sürecinin izlerini taşıyan türler yerine, hayat dolu, cıvıl cıvıl yeni türler, yepyeni yaşam koşulları, yeni dünyalar  gelmekte sıfırdan… Belki aynı süreçte, negatif ruhlar da ayıklanır, gider… Ne dersiniz ?


Kaybedilmeye yüz tutmuş bir cennet olan dünyamızın içinde hala daha kayıp cennetlerin kalabilmesi insanlara bir nefes, bir umut, bir yaşam sevinci olsun… Ama güzelliklere duyarlı olan insanlara… Ne olur o kadarcık ayrıcalıkları olsun duyarlı insanların… O kayıp cennette, dünyanın kötülüklerinden uzakta yaşayan, yeni keşfedilmiş ayrıcalıklı bitkiler gibi…


İhtirastan arınmış, öğütücü olmayan, hesabını veremeyeceği mal varlığı peşinde koşmayan, doğaya duyarlı, paylaşıcı, adil, hassas, yalın, vizyon sahibi, insan gibi insanların, arsız ortamlardan ve maddeye bağımlı küçük insanlardan soyutlanması zamanı gelmedi mi hala? Tıpkı kendi el değmemiş soyut dünyalarında, bozulmadan yaşayagelen bu yeni canlı türleri gibi…


Ben artık dünyayı bozanlarla aynı havayı solumak, bozdukları doğayı onlarla paylaşmak, deldikleri atmosferlerde, saldıkları barut kokuları içinde yaşamak, yarattıkları ihtiras sellerinde boğulmak, çalıntı hayatlarını izlemek ve suni zenginliklerle kurutulmuşların yanında yanmak istemiyorum…


Ben artık, benim diyebileceğim bir dünyamda, benimle aynı duyarlılıkları paylaşan, aynı güzellikleri hisseden, gelecek nesiller için sorumluluk alan, aynı yalın yaşam sevinçlerini duyabilen doğal insanlarla, doğayla barışık şekilde ve gönül zenginliği ile yaşayabilmek istiyorum…


Metin Sözüçetin metinsozucetin@yahoo.co.uk

CEVAP VER