Kazan kazan da, nereye kadar?

Hayat her zaman kazan-kazan üzerine kurulmamalı.
Bu konuda çok iddialı olursanız sıkca da tökezleyebilirsiniz.
Aslında herkes kazanmak ve durumunu düzeltmek için hedef koyar önüne.
Daha fazla kazanmayı kim istemez.
Sınırsız ihtiras hastalığı  kurbanı değilseniz bir yere kadar hedef koyarsınız.
“Fazlası haram” diyerek değil.
Bu fani dünyada elde edebileceği kadarına ulaştıysanız, çevrenizdekilere yönelmeniz gerekir diye düşünmelisiniz.
Fazlası için “Bundan sonrası artık kazancımın bir bölümü olmayanlara…” diye bir başka hedef koyarsınız önünüze..
Bu fakirlere yönelik olur.
Bu yaşlılara ait olabilir.
Bu özürlülerin hayata daha sıkı sarılmaları için olabilir.
Bu yetenekli çocukların eğitimine yönelik olabilir.

Rahmetli Özal “Ben zenginleri severim” diyerek bir anlamda haksız kazança gözünü dikmiş olanlara gaz verdi.
Yoksa bu ülkenin petrolü yok, yer altı kaynakları kısıtlı.
Bu ülkede nasıl zengin olunur ki?

Olunur da tek yolu vardır.
Devletle iş yapacaksın.
Devlet işi adamın başına devlet kuşunu kmonduruyor çünkü.
Bakın etrafınıza son 50-60 yıl içinde ortaya çıkan zengin sayısı iki ya da üçtü.
Kundakdaki çocuk dahi ezbere sayardı zenginleri.
Gelin şimdi sıralayın bakalım zenginlerin, hatta dünya zenginleri listesine giren muhteşen yurdumun altın adamlarının ismini.

Bütün bunları bana Aydın Doğan ve Başbakan Erdoğan arasındaki çatışma hatırlattı.
Başından beri yazdım ve ifade etttim. Yapılan tartışmanın içeriği ortada.
Tamamen rant-menfaat çatışması.
Bu ne  “Basın özgürlüğünü kısıtlamaya hakkın yok ey başbakan” suçlaması yapan Aydın Doğan’ı haklı çıkarır.
Ne de “Senin can suyunu kestim, onun için üstüme geliyorsun ey Aydın bey” diyen Başbakan Erdoğan’ı…

Bu şunu ortaya çıkarır.
Devlet destekli varlık sahibi olmak “defolu” zengin olmak demektir.
Özelleştirmelerle, güzelleşebilirsiniz ama biri gelir beklemediğin anda yağmur yağdırır ve makyajın bozulur, boyan akar.
Üstelik arkandan laf çakan Başbakan da olabilir, aportta bekleyen rakiplerin de.

Onun için zenginlik bir yere kadar …
Dur demesini bileceksin.
Frene basacaksın.
Koç gibi, Sabancı gibi, Eczacıbaşı gibi.

Başbakanlığa gelince.
Başbakanların uluorta basınla dalaşması ilk defa görülüyor.
Ne diyeyim.
Hazmetme kapasitemiz düşük.
Avupalılar bizi zaten “hazmetme kapasitenizi yükseltin, ondan sonra sizi aramıza alabiliriz” diyorlar ya…
Bence buna Erdoğan’dan başlamak lazım.
Erdoğan’dan sonra gelecekler başbakan adayları da önce  “hazım” testinden geçirilmeli…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.