KÜBA’DA MÜZİK VE SANAT (II) : Müzik ve dans, yaşamın...

KÜBA’DA MÜZİK VE SANAT (II) : Müzik ve dans, yaşamın kendisi

0
PAYLAŞ

Müzik ve dans, Habana’da yaşamın ayrılmaz bir parçası. Hatta yaşamın kendisi. Okyanus’a karşı, ABD’nin ambargolarına karşı. Fakirler, yaşam standartları düşük. Ancak, yaşama gülümseyerek bakan, danseden bir halk. Belirli yerlerde değil, her yerde. Eğer kulağınıza bir müzik sesi geliyorsa, mutlaka dansederek kendini müziğin akışına kaptırmış insanlarla, hatta dansederek yürüyen insanlarla karşılaşabilirsiniz.

Müzik ve dans burada yaşamla özdeşleşmiş. Otel’de akşam üzeri sizi, 5 kişilik bayanlardan oluşan bir müzik grubu karşılıyor. Güney Amerika ve Küba Müziği çalınıyor. Solist kızın elinde, değişen perküsyonlar. Ama sadece o solist değil, diğer üyeler de, hem eşlik ediyor, hem ayı ayrı söylüyor. Ve dans, müziğin ayrılmaz bir parçası. Ritme kendinizi kaptırmamanız adeta imkansız.

Sokağa çıkıyorsunuz, Küba fıstığını, küçük huni şeklindeki kağıtlara doldurarak satan yaşlı kadın, şarkı söyleyip, dansederek, sokak satıcılığını sürdürüyor. Bağırmıyor. Rahatsız etmiyor. Satmak için zorlamıyor. Almıyorsanız. gülümseyerek şarkısını ve dansını sürdürerek, yanınızdan ayrılıyor.

Bir cadde boyunca, değişik bar ve cafelerde, öğleden sonradan itibaren, değişik müzik grupları, sürekli program yapıyor. Gruplar ve katılanların sayısı bazen değişiyor. Ama müzik devam ediyor. Sadece, bir cadde ile de sınırlı değil, değişik yerlere yayılan, bu tür bar, cafe ve otel lobilerinde, müzik grupları eksik değil. Hatta, orkestrasını sokağa kuranlar bile var. Guantanamera ve Che Guevera, hemen hemen her grupdan dinlediğimiz, devamlı çalınan parçalar. Mikrofon yok. Bu şarkıları, hep çıplak sesle dinliyorsunuz.

Otelinize dönüyorsunuz, bu kez değişik bir grup. Üç gitar ve bir bayan solist. Ama elde mutlaka bir perküsyon da var. Ritim eksik değil. İsteklerinizi soruyorlar. Bahşis verirseniz alıyorlar. Çoğalttıkları kayıtları da, size satmak için aralarda sunuyorlar.

Devrim Müzesindeyiz. Batista’nın önemli yerlerinden . Resterasyon çalışmaları sürüyor. Korolar konseri var. Müzenin ortasında, açık alan. Hava sıcak. Önce, yaş ortalamaları 6-7 olan, 1 i kız, diğerleri erkek çocuklar korosu. Öylesine neşeliler ki. Şarkıları söylerken, el ve kol hareketleriyle ve vücut dilini kullanarak, oyun oynar gibi, neşe içinde şarkılarını söylüyorlar.

Sonra, profesyonel bir Opera korosu gibi, bir örnek siyah kıyafet ve tuvaletleriyle, 40 kişilik, yaş ortalaması, 60’ın üzerinde olan koro, sahne alıyor. Kanada’dan geliyorlar. KORO ‘VOKAL LEO.’ Biraz önce, ilgi ile çocukları izlediler. Güney Amerika’dan, Küba’dan ve Güney Afrika’dan, sevgi üzerine şarkılar seslendiriyorlar. Solo ve düet parçalara da yer veriyorlar.

Bu kez, 8 i bayan 5 i erkek, Küba’lı genç bir grup sahne alıyor. Onların kıyafetleri, bir iki bayan dışında günlük kıyafetler. Küba şarkıları seslendiriyorlar. Ancak, opera eğitimi almış gibiler. Bir tenor ile sopranonun düeti ise, sözlerini anlamasanız dahi, bir aşk düeti olduğunu çıkarıyorsunuz. Sonra, bir bas, şarkısını söylerken, adeta Opera sahnesindesiniz. Son şarkılarını, kareografik bir düzenleme ile sunarlarken de, bir müzikal izliyor gibisiniz.

Final de, iki koro birlikte, Kanada’lılar va Küba’lılar bu kez beraber söylüyorlar. Ve Guantanamera ile iki saate yaklaşan program sonlanıyor.

Yerel rengarenk giysileri içinde, elinde çiçek sepeti, aşırı makyajlı, dudaklarını kıpkırmızıya boyamış bir Kübalı kadın. Yoldan geçenlerle, fotoğraf çektiriyor. Sizi yanağınızdan öperken, notalı sesler çıkararak öpüyor. Bu sesler de bile bir müzik var. Daha da ilginci, bu seslerdeki müzik ve ritim, öptüğü insanlara göre değişiyor. Yanağınızda, koskoca bir dudak ruju izi ile dolaşmaya devam edebilirsiniz. Sizi sadece gülümseyerek seyrediyorlar.

Akşam üzeri Panorama Otel’e geldiğimizde, lobide yine müzik var. Bu kez yine gitarlar eşliğinde, flüt çalan bir bayan, aynı zamanda şarkıları söylüyor. Bıkmıyorsunuz bu müzikden. Seslerdeki ve enstrümanlardaki tınılar, farklı güzellikleri içeriyor.

Ve Küba’da Caz. Gittiğimiz, bir Caz kulübü. Önce, mekan olarak değişik. Okyanusun kıyısında. İkinci katta, Yükek tavanlı, etrafı tamamiyle cam. Bir gözünüz sahnede, bir gözünüz Okyanus’a bakarak, müziği dinliyorsunuz. Mohitonuzu içebilir. Hatta çorba ve makarna ile akşam yemeğinizi de alabilirsiniz. JAZZ CAFE’de, her akşam değişik bir caz grubu. Bizim gittiğimiz akşam, Saksafoncu EL CHEWY ve grubu sahne almıştı. 6 kişilik grup, iki saate yakın sahnede kaldı. Onlara ikinci bir trompetle, konuk olarak, solo ve bazende grupla beraber çalınana parçalara eşlik etti. Afrika ağırlıklı tınılar hakimdi. El Chewy’nin, kendi bestesi Afrika’da, adeta farklı bir caz dinletisindesiniz. Zaman nasıl geçiyor. Gece, yeni bir güne devrilmiş, farkında bile değilsiniz. Çıkınca, Okyanus’un sesine, başka sesler karışıyor. Geceler burada farklı. Viyana’da da caz dinledim. Ama Küba’da caz bir başka.

Sahil yolu. Uzun. Okyanusun dalgaları kıyıyı dövüyor. Hatta bazen, yola da dalgalar erişiyor. Yol boyu çiftler. Herşey özgürce, doya doya, Okyanus’a bakarak yaşanıyor. Kimse, kimseyi rahatsız etmiyor. Bazen bir gitar, değişik yerlerde, size, çiftlere, müzikle eşlik ediyor. Akşamın olduğu yerde, bekle diyorsun diyen yok. Yaşanıyor. Az da, olsa gruplar da var. Güneş batmak üzere. Bir genç, trombonunu almış gelmiş. Batan güneşe karşı, aşk serenadını yapıyor. Az ilerde ise iki gitar. Yürüyüşünüzü sürdürüyursunuz, bu kez bir trompet, güneşin batışını selamlıyor. Müzik ve dans, kıyı buyunca devam ediyor. Okyanusun dalgaları bile, bu müziğe uyuyor.

Gece, bu kez Otelin teras katına çıkıyoruz. Müzik, Okyanus’a karşı, orada da devam ediyor. Bu kez iki gitar eşiliğinde, perküsyonları ile iki bayan solist. Sizi Küba’dan alıp, başka yerlere götürüyorlar. Başka zaman dilimine taşıyorlar. “Besame Muço”

Girdiğiniz bir çok barda, Hemingway’in fotoğrafı ile, o barda bıraktığı bir anı yazısı ve imzası ile karşılaşıyorsunuz. Hemingway, buralarda yaşamış, mohitoları içmiş ve yazmış. İster istemez aklınıza, Attila İlhan takılıyor. Burası, Attila İlhan’ı tanımamakla eksik kalmış. Attila İlhan, Paris’den buralara da uzanabilseymiş, bu barları ve kadınları görseymiş, ” Barda ki kadın” lar üzerine, bir kitap dolusu şiir olurmuş doğrusu. Kadınlar üzerine destan da yazabilirdi. Ya da, Yahya Kemal burada Büyükelçi olsaymış, “Zil, şal ve gül”dizeleri gibi, edebiyatımız neler neler kazanırmış.

Küba, müzik ve dans bitmiyor, bitmeyecek de. Ama biz bitirmek zorundayız. Artık, bu yazıya da, bir nokta koymak gerekiyor. Müzik ve dans ise hala sürüyor…

________________________

* KÜBA. HABANA. 11 Mayıs 2013. ismail.bayer1@yahoo.com

BİR CEVAP BIRAK