Kıbrıs anlaşmazlığı

 Benim asıl konu etmek istediğim husus nihai bir anlaşmanın şu ve bu şekilde kayda alınması değil, konuların tümünde tam uyuşma sağlansa dahi, 1960 Cumhuriyet anlaşmalarının ‘Beşli’ tarafının tam katılımı olmadan Talat- Hristofyas ikilisinin varacağı neticenin görüşmelere katılmayan diğer ‘Üç’ tarafın da onayını alıp almayacağıdır. Örneğin İngiltere’nin çıkarlarını Talat – Hristofyas görüşecekler midir yoksa Ada meseleleri Cumhuriyeti doğuran ama 1963’te askıya alınan ama İngiltere’nin kendi çıkarlarına dokunmadığı müddet Garantörlük yükümlülüklerini göz ardı eden eski kazanımlar yeni anlaşmalara parafe mi edilecektir? Eğer 1963’te bozulan Kıbrıs Cumhuriyeti anlaşmaları bazı hususları ile geçerli, bazı hususları ile sil baştan olacaksa inanın Ada’nın iki cemaatı boşuna uğraşıyor masa başında…! 


Bana göre her şey ‘Sil baştan’ olmalıdır. Türkiye’nin veya Yunanistan’ın 1960 anlaşmalarında elde ettikleri kazanımlar görüşmelere açık olacak ama o anlaşmalardan doğan İngiliz hakları ( elde ettiği Üsler ve diğer Retained Sites) tartışmaların dışında kalacaktır. Talat ve Hristofyas İngiliz’in 1960’taki kazanımlarını masaya yatırmazlarsa Kıbrıslı halka büyük ihanet etmiş olacaklardır. Varılması özlenen nihai bir anlaşma 1962’lerde olduğu gibi İngiliz diplomasisinin kurbanı olacak ve halklar yine kavgaya tutuşacaklardır. Huzurun sürekli sağlanması için Ada, nifaktan kazanç elde edenleri de durdurmayı şimdi bu görüşmelerde hedeflemelidir.  Bu sağlanmazsa, müstemlekeciliğin çıkarları Ada’lıların çıkarları ile bir gün gele yine çatışacaktır. İngilizler Christofyas ile yaptığı son anlaşmada zaten ‘Bölücülüğe Devam’ niyetlerini bariz bir şekilde ortaya koymuşlardır bile!


‘Aman Efendim İngiltere büyük ve güçlü bir devlettir rahatını bozmayalım’ diye düşünülüyorsa ileride çıkacak huzursuzluğun günahı Türkiye ve Yunanistan hükümetlerine de ait olacaktır. Ne demek yani koskoca iki devlet ve ilaveten ‘Kıbrıslılar’ isteyecekler ama İngiliz kendi haklarının törpülenmesine yanaşmayacaktır. Öyle bir yanaşır ki….! Yeter ki ‘Kıbrıslılar’ istemekten çekinmesinler. İşte ‘Tek Ulus’ gibi davranmanın ilk imtihanı da burada başlar. Bizim C4C’lerin kulağı çınlasın diye yazıyorum.


Türkiye’de Çok Şeyler Olacak!


Son günlerin haberleri AK Parti hükümetinin başı ile Doğan Medya Grubu’nun başının kavgalarını içermektedir. Eğer perde arkasında bir anlaşma yapmazlarsa göreceksiniz çok kirli işler serilecektir iplere. Ha gayret efendiler bekliyoruz.


Ama daha önce de yazdım yine yazayım. Demokrasi yoktur Türkiye’de. Önce Partilerin kendi içlerinde demokrasi kurulmalıdır. Siz Anayasayı istediğiniz kadar değişin, bir partinin lideri Parti Tüzüklerinden gelen imkanlarla koltukta ebedileşmeyi sağlama almışsa bilin ki bırakıp gitmeyi kendisi için ‘Namus’ meselesi yapar ve ‘Namussuzca Entrikalar’ çevirmeye başlar. Oralarda elde ettiği entrikalar tecrübesini de Devlet Yönetiminde uygulamaktan kaçınmaz. 


‘Tek Adam’ görüntüsünü sergileyen Parti Meclisi toplantılarını gözlemliyorsunuz muhakkak. ‘Tek Adam’ konuşur da konuşur. Hiçbir Meclis üyesi ayağa kalkıp ‘Aman Başkan sen ne diyorsun, seçmenimizin duymak istediği derdinin devasıdır’ diye ifade koyamaz ortaya çünkü biliyor ki onun orada olması seçmenin oyuna göre değil ‘Tek Adam’ın takdirine göre kısmet kazanmıştır!


Maalesef Türkiye’mizde hatta bizim şu mini KKTC’de de işler hep ayni yürütülmektedir. Kişisel çıkarlar üstüne gizli ve özel işler düzenlenir. Bazı hallerde bir yanlış anlaşılma kavga başlatır ve kirli çamaşırlar dökülür ortaya. Medya Grubu ile Başbakan arasındaki çekişme de galiba öyle bir hatanın ürünü…


Görelim bakalım kim kazanacak?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.