“Kıbrıslılar acıları paylaşıp daha çok diyalog kurmalı”

Yazıma başlık olarak 26 Mayıs tarihinde “Embargolular” (Embargoed!) grubunun düzenlediği etkinlikten çıkan mesajı seçtim.

Bu etkinliği organize etmekle Embargoed! diyebilirim ki Londra’da bir ilki gerçekleştirdi.

Hem de çok cesur bir şekilde.

Birçokları tarafından “sağ” bir grup olarak nitelendirilen insan hakları grubu Embargoed!, “sol”un yıllardır yapamadığını, veya kapalı kapılar ardında, belli bir zümrenin dışına çıkamayan etkinlikler olarak yaptığını geçen haftaki etkinlikle başardı.

Onları yürekten kutlarım.

26 Mayıs tarihindeki etkinlik, Embargoed! Grubunun “50 karanlık Yıl – Doğruyu Söyle” olarak isimlendirdiği etkinlikler zincirinin bir parçası idi.

Bir yıldır süregelen bu etkinlikler dizisi Kıbrıs Cumhuriyetinin 50inci kuruluş yıldönümüne rasgetirilmişti.

Geçen haftaki etkinliğin amacı talihsiz adamızın yakın tarihindeki bazı gerçeklerin gözardı edilmeye çalışıldığını vurgulamaktı.

Burada Kıbrıslıtürklerin 1963 ile 1974 yılları arasında yaşadıkları zor yıllardan bahsediliyor ve Kıbrıs faciasının başlama tarihinin 1974 olmadığı vurgulanıyor.

Yaşayanların hiçbirzaman belleklerinden silinmeyecek zor yıllar.

1963 olayları patlak verdiğinde Lefke’de bir ilkokul öğrencisiydim.

Erenköy savaşında Türk jetlerinin Gemikonağı bölgesini bombalamalarını evimizin balkonundan izlemiştik.

O zor günlere ait her zaman bıkıp usanmadan anlattığım trajikomik bir olayı sizlerle yeniden paylaşmak isterim.

Lefke, civar Rum köyleri tarafından üç ay boyunca abluka altına alınmıştı.

Uçan kuşun Lefke’ye girmesine izin verilmiyordu.

Taş dolu ekmek yemeden anamız ağlıyordu.

Halk dağlardan topladığı ot, sebze ile beslenmeye çalışıyordu.

Evlerde her gece genç, ihtiyar konu komşu biraraya gelerek küreklerle, kamalarla, kazmalarla endişe içerisinde Rum askerinin sınırı delip kasabaya gireceği anı bekliyordu.

Tam o sıralarda Birleşmiş Milletler askerleri, sanırım İsveç ve Finlandiya birliklerinden oluşan askerlerdi bunlar, üzerlerinde iri siyah yazılarla U.N yazan beyaz araçları ile Lefke’ye girerler.

Bunu gören halk da kabını kacağını alıp sevinç ve heyecan içerisinde yollara dökülür.

Şimdi gülerek anlatılan bir olay bu ama un gelmediğini anlayan halkın hayal kırıklığı düşünülecek olunca hiç de gülünç olmayan trajik bir olay.

Yaşlı Atiyanımın İlkokula inen bir helikopterden çıkan Türk binbaşısına taş dolu ekmeği göstererek yardım istemesi de yıllardır unutamadığım bir sahne.

Tabii yine o yıllarda adanın her yanında bir yerden bir yere giderken barikatlarda Kıbrıslı Türklerin karşılaştıkları eziyetler, bazı erkeklerin barikatlardan alınıp bir daha görülmemek üzere götürülmeleri, biz çocuklara, kadınlara yaşlılara bile yapılan hakaretler, Vroisha (yağmuralan) köyünün yerle bir edilmesi, yüzlerce köyün boşaltılması, kış kıyamet gününde Hamit Mandrez ve daha birçok yerlerde çadırlarda yaşamaya zorlanan kişilerin çilesi, çapulcu Rum sürülerinin Köfünye’de, Küçük Kaymaklı’da, diğer yerlerde işledikleri cinayetler, tüm bunları unutmak nasıl mümkün olabilir?

İsmail Veli çok büyük emeklerle o yıllarda şehit edilen 400e yakın Kıbrıslıtürkün fotograflarını sergileyerek onları bir kez daha hatırlamamıza sebep oldu.

Ona da derin bir minnet borcumuz vardır.

Ama etkinlikte sergilenen fotograflar (Binbaşı İlhan’ın ailesinin banyodaki resimleri dışında) grafik, kanlı fotograflardan oluşmuyordu.

Tüm gecede değerli arkadaşım Ersu Ekrem’in sunuşu da dahil tüm Embargoed! grubunun vurguladığı nokta her iki Kıbrıs halkının da acılar çektiği, acıların hiçbir halkın tekelinde olmadığı oldu.

İşte burada Embargoed! Grubunun organize ettiği mesaj büyük önem kazanır. İki toplumun acılarını paylaşıp, daha fazla diyalog kurması.

Gecede gösterilen Elders Grubunun hazırladığı ‘Digging up the past in search of the future’belgeseli bu mesajı çok iyi bir şekilde vermiş oldu. (Kıbrıs Postası’ndaki 15 Şubat tarihli yazım bu belgeselden detaylı bahsetmektedir).

Etkinliğe katılan genç Kıbrıslı rum üniversite öğrencisi Evive her iki toplumdan aydın gençler gelecek için büyük umut vadediyorlar.

Aynı etkinlikte konuştuğum bazı kişiler bu gençlerden çok şeyler öğrenebilirler.

Tabii beyinlerinde ördükleri duvarları yıkabildikleri takdirde.

Evi şöyle konuştu: “Bu tür dengeli bir etkinliğe katılıp çatışmaların çok az bildiğim konularını öğrenmekten mutluyum.

Kendi toplumum [Kıbrıs Rum toplumu] bu konularda pek o kadar açık değil, fakat bunları konuşmaya nihayet başladık.

Ancak daha katetmemiz gereken çok yolumuz var.

Aramızda bu tür diyaloglarda bulunmaya daha fazla özen göstermemiz gerekir”.

Embargoed! Londra’da bir ambargoyu kaldırma yolunda büyük, hatırı saylır önemli bir adım attı.

Beyinlerde inşa edilen hoşgörü, anlayış, umut ambargosunu.

Umarım İngiltere’de yaşayan Kıbrıslıtürkler de aynı insiyatifi gösterirler.

Ancak bu şekilde ileriye gidebiliriz.

Heriki tarafın siyasilerinden medet umarak değil.

“Hoşgörü nedir?

Hoşgörü insanlığın bir parçasıdır.

Hepimizin hataları ve eksikleri var; gelin karşılıklı olarak birbirimizin hata ve eksiklerini bağışlayalım, çünkü hoşgörü doğanın bir yasasıdır”

Voltaire.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

twenty − 17 =