Kıbrıs’ta nereye gidiyoruz?

Kıbrıs’ta nereye gidiyoruz?

0
PAYLAŞ

“Xenides-Arestis” davasında, bayan Arestis’in, Maraş’ta Vakıf malı üzerinde inşa edilen, ancak Tapu Dairesi’nde kayıtlı herhangi bir koçanı olmadığı için, GKRY’nin İçişleri Bakanlığı’ndan aldığı, gerçekle ilgisi olmayan resmi bir belge ile, sözde mal varlığını kanıtlayarak, AİHM’de Türkiye’ye karşı dava kazandığını ve bu davanın sonucunun Kıbrıs’taki mülkiyet rejimini ne denli etkilediğini çok iyi hatırlıyoruz.

Müzakere sürecinin en zor ve oldukça karmaşık maddesi olarak bilinen mülkiyet sorununun çözümü konusunda, Kıbrıs Türk ve Rum liderlerin öngördüğü formüllerin uygulanması halinde, pratikte yaşanabilecek ciddi sorunları büyük bir dikkatle ve ivedilikle değerlendirmek gerekir.

Örneğin, mülkiyet haklarımızın ihlali konusunda, yapacağımız herhangi bir başvuruda, gerek ulusal, gerekse uluslararası mehkemelerin bizden talep edeceği ilk şey, mülkiyetimizin kanıtıdır. Bunu somut belgelerle kanıtlayamadığımız durumda, başvurumuzun başarılı olamayacağını çok iyi bilmemiz gerekir. Söz konusu mülkiyetin yasal mirasçısı olmamız, davamızın başarılı olması için yeterli bir neden değildir, çünkü mülkiyetin hissemize ait koçanını kanıtlamamız gerekecek.

Koçan almanın ilk yolu, varisi olduğumuz merhum mal sahibinin vefat ettiğini kanıtlayan “Ölüm Kayıt Belgesi” almakla başlar. Daha sonra, tüm varislerin bir araya gelip, tereke kurmaları ve kurulacak terekeyi mahkemede yemin vererek teyit etmeleri; Tapu Dairesi’nden merhum mal sahibine ait “Taşınmaz Mal Araştırma Belgesi” alıp, vergiler de ödendikten sonra, koçanların hazırlanması için uzun zaman beklemeleri; koçanlar çıktıktan sonra, tekrar mahkemede bir araya gelip, hakim önünde, isimlerine kaydedilen koçanları hakkında bir itirazları olmadığına dair belgeler imzalayıp, terekeyi kapatmaları gerekir.

Yağmuralanlıların AİHM’e gitmeden önce, bu prosedürü tamamlamak için Güney Kıbrıs’ta nasıl mücadele verdiklerini, GKRY bürokratları tarafından senelerce nasıl süründürüldüklerini, sadece Yağmuralanlı Kemal İsmail Maşera ailesinin, koçanları alana kadar Rum tarafında nasıl tam 8 yıl kesintisiz bir mücadele vermek zorunda kaldığını, köy merkezindeki altı hisseli ve köyün ayrı bir bölgesinde, iki ayrı tam hisseli, yarı müstakil, kocaman evleri bulunmasına rağmen, 1964 yılında köyle birlikte tüm bu evler de Rumlar tarafından yakılıp yıkıldığı ve işlenen devlet suçunun Rum hükümeti tarafından yazılı olarak inkâr edildiği için, Rum Tapu Dairesi tarafından, ev koçanlarının kesin bir tavırla reddedildiğini; yani sadece bir aileye ait sekiz ayrı ev üzerinde oluşması gereken yasal mülkiyet hakları Rum Tapu Dairesi tarafından tamamen inkâr edilerek, bu aile fertlerine karşı büyük haksızlıklar yapıldığını ve 8 yıllık mücadelenin sadece İngiltere’de yaşayan Tereke Memuru’na en az £100 bin Sterlin’e mal olduğunu üzülerek belirtmek durumundayım.

Güneyde kalan Türk mallarının yasal sahiplerinin ezici çoğunluğunun yıllar önce vefat ettikleri de düşünüldüğünde, çok sayıda varisleri bir araya getirip tereke kurmanın pratik ve ekonomik nedenlerden dolayı imkânsız olacağı ve bu konunun Türk Toplumu için çok ciddi bir tehdit oluşturacağı da bilinmelidir.

Mahkemeler, mülkiyet ihlallerinden kaynaklanan haklar için yapılan bireysel başvurularda belgeli kanıt isteyecekleri gibi, Kategoriler altında oluşturulacak Komiteler de ayni şeyleri talep edeceklerdir. Bunun sonucu olarak, güneyde kalan mallarınız için GKRY’nin kucağına düşüp, onların insafına kalacak ve Yağmuralanlıların psikolojik ve ekonomik baskılardan kaynaklanan mağduriyetini siz de yaşamış olacaksınız!

Mülkiyet sorunlarının, bireysel başvurularla çözümlenmesi düşüncesi Rumlara ait büyük bir tuzak ve çok akıllıca üretilen, etkin bir stratejidir. Buradaki temel amaç, güneyde kalan mallar için hak aranırken, Kıbrıslı Türkleri kendilerine bağımlı bırakmak, gerçek mal varlıklarını gizlemek, mağduriyet haklarını engellemek ve bürokratik süreci istedikleri gibi yönlendirerek, insanlarımızı psikolojik ve ekonomik baskılarla ezmektir.

Rumların diğer bir amacı ise, mülkiyetin kanıtlanması ve paylaşımı konusunda doğabilecek pratik, ekonomik ve bürokratik komplikasyonlardan kaynaklanacak nedenlerden dolayı, mülkiyet hissedarlarını karşı karşıya getirerek, kardeş ve akrabalar arasında nefret, düşmanlık ve kaos yaratmak; yani bizi içten parçalamaktır!

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Sayın Barış Burcu, 21 Eylül 2015 tarihinde yapmış olduğu çok önemli bir açıklamada, kompleks durumda olan mülkiyet davalarının uzayacağını bizzat kendisi itiraf etmiştir. Sayın Burcu çok doğru konuşmuştur ancak yapmış olduğu açıklama çok düşündürücüdür, çünkü sürecin belirsizliğinden dolayı bu tür mallarla ilgili davaların nasıl bir zaman dilimi içinde sonuçlandırılacağına ilişkin somut bir örnek verememiştir. Bazı araştırmacılar, mülkiyet sorunlarına ilişkin başvuruların öngörülen uygulamalarla sonuçlandırılabilmesi için, yüzyıllara ihtiyaç duyulacağını iddia etmektedirler.

Bu konuda somut bir örnek vermek gerekirse:

7 kişiden oluşan ve Rumların mülkiyet talepleriyle ilgilenen Taşınmaz Mal Komisyonu (TMK), faaliyete geçtiği 17 Mart 2006 tarihinden günümüze kadar, yani 9.5 yılda, 6,223 başvurudan sadece basit davaların 730’unu karara bağlamıştır. 10 yılda ortalama 800 davanın sonuçlandırıldığı varsayıldığında, sadece 80 bin davanın orantılı olarak tam 1000 yılda sonuca bağlanması demektir. Kıbrıslı Türklerle Rumlardan oluşacak davaların tahminen yarım milyon olacağı düşünüldüğünde, ortalama olarak bu davaların ancak 6,250 yılda tamamlanabileceği anlamına gelir. Bu pratik sorunun üstesinden gelebilmek için, Komite sayısının 100’lerden oluşması gerekecektir. Ancak Komite/Komisyon sayısının 100 olması durumunda bile, bu davaların orantılı olarak 62.5 yılda tamamlanması demektir. Mevcut sorunlara güneydeki malların kanıtlanması ve karmaşık mallardan oluşan belirsizlik sürecinin de eklenmesi durumunda, mülkiyet sorunlarının ne denli artacağı ve kaçınılmaz olarak çıkmaza gireceği ortadadır. Böyle karmaşık bir ortamda mülkiyet sorunlarının asla çözümlenemeyeceği ve yaratılacak kaosla yeni bir mağduriyet ortamının özellikle Kıbrıs Türk Toplumu tarafından kabul edilmesinin mümkün olmayacağı çok iyi bilinmelidir!

Güneyde bulunan Türk mallarının sadece %5’inin bugün hayatta olan mal sahiplerine ya da varislere kayıtlı olduğu düşünüldüğünde, halihazırda çok ciddi boyutlara ulaşan bu sorunu anlamak hiç de zor olmayacaktır.

“GLOBAL TAKAS” tezini savunanların, çözüme de karşı olduklarını iddia etmenin çok büyük bir haksızlık olduğuna inanan ve bireysel başvurular konusunda çok ciddi endişeleri olan Yağmuralan Derneği, Kıbrıslı Türklerin ambargolarla izolasyonlardan kurtulabilmesi ve uluslararası toplum ile entegre olabilmesi için çözümün kaçınılmaz olduğuna; ayrıca, Diaspora’da yaşayan ve yarım asırdan uzun bir süreden beri mülkiyet haklarını kullanamayan göçmenler için, çözümsüzlüğün kesinlikle çare olmadığına ve mülkiyet haklarının ancak siyasi bir çözüm neticesinde kazanılabileceğine inanan ve çözümü en çok arzulayan sivil toplum kuruluşlarımızdan biri olmasına karşın, öngörülen çözüm formüllerinin adapte olması durumunda, mülkiyet sorunlarının Komiteler tarafından çözümlenemeyeceğini, günümüz şartlarında bunun ne pratik, ne teorik, ne de ekonomik bir çözüm yolu olduğunu düşünüp, bu tür bir uygulamanın yürürlüğe girmesi durumunda, Kıbrıslı Türklerin astronomik kayıplarla karşı karşıya geleceğine kesin gözle bakmaktadır.

52 yıl önce mağduriyet yaşayan ve halihazırda hayatta olan Yağmuralanlıların ezici çoğunluğunun koçanları olmadığı ve bu insanların Komiteler/Komisyonlar karşısında hangi temele dayanarak güneydeki malları için hak talebinde bulunacakları düşünüldüğünde, tatmin edici bir çıkış yolunun mevcut olmadığı ortadadır.

Rumlar, uluslararası toplum tarafından tanınan “Kıbrıs Cumhuriyeti” devletini tam olarak gaspettikleri için her türlü devlet imkânlarına da sahip olup, Xenides Arestis davasında da görüldüğü gibi, sahte belgeler de alabilirler, sahte koçanlar da, ancak geçmişten de örnek alarak, unutulmaması gerekir ki, Kıbrıslı Türkler bu konuda Rum bürokratların insafına bırakılacak ve güneydeki dairelerde yıllarca süründürüleceklerdir.

Kıbrıslı Türklerin güneyde kayıt altına alınmayan birçok malları bulunduğu ve yıllar önce, kayıtlı ve kayıtsız topraklar üzerinde inşa edilen ancak Tapu Dairelerinde kayıtlı koçanı olmayan binlerce evlerin bulunduğu da düşünüldüğünde, sorunun boyutunu da, Rumların esas niyetini de anlamak hiç de zor olmamalıdır.

Rumlar, Mülkiyet sorununun bireysel başvurularla çözüme kavuşmasını kendi menfaatleri için istiyorlar: Esas amaçları, güneydeki gerçek mal varlığımızı gizlemek ve yıllarca uyguladıkları maddi, manevi, sosyal, kültürel, ticari, akademik, sportif ve ekonomik ambargolardan kaynaklanan zararları örtbas etmektir.

Mülkiyet sorununun çözümü için öngörülen formülün bir tuzak olduğunu düşünerek, Cumhurbaşkanımız Sayın Akıncı’ya ve Müzakere Heyetimize ivedilikle sesleniyorum: Lütfen Rumların hazırladığı bu korkunç tuzağa düşmeyiniz ve çok geç kalmadan, daha pratik, daha etkili ve daha adaletli çözüm yolları arayınız!

Alternatif bir çözüm önerisi olan “GLOBAL TAKAS” nasıl gerçekleşebilir?

1. Bu konuda öncelikle güneyde bulunan ve Osmanlı İdaresi Dönemi’nden kalan Kıbrıslı Türklere ait, Vakıf Malları da dahil, kayıtlı ve kayıtsız; koçanlı ve koçansız bütünlüklü mal varlığımız tam olarak tespit edilmeli ve bu malların tümünün bugünkü değeri, örneğin, Birleşmiş Milletler tarafından atanacak ve denetlenecek “Bağımsız Komisyonlar” tarafından uygulanacak adil ve etkin formüllerle hesaplanmalıdır. Bu tür çalışmalar ayrı ayrı, her köyde, her kasabada ve her şehirde yapılmalıdır.
2. 21 Aralık 1963 yılından günümüze kadar, güneyde kalan ve Rumlar tarafından zarara uğratılan mallarımız tespit edilerek, maddi zararın (kullanım kayıpları da dahil) bilançosu hesaplanmalıdır.
3. 21 Aralık 1963’ten 20 Temmuz 1974’e, hatta daha sonraki tarihlere kadar, göçe zorlanan tüm mağdurlarımızın her türlü manevi zararları tespit edilip, zararın toplamı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne uygun olarak tespit edilmelidir.
4. Eşdeğer mal bulunduran tüm vatandaşlarımızın mülkiyet hakları AİHM’in “Demopoulos ve Diğerleri” kararına uygun olarak tespit edilmeli ve mal üzerinde yapılan tüm yatırımlarla diğer iyileştirmelerin değeri de hesaba katılarak, mevcut kullanıcıya ait toplam tazminat miktarı ortaya çıkarılmalıdır.
5. Rum göçmenler için de buna benzer bir çalışma yapıldıktan sonra, Türklere ait reel değerlerle Rumlara ait reel değerlerin farkı hesaplanmalıdır.
6. Kurulacak yeni bir mülkiyet rejimiyle, AİHM’in Demopoulos kararı referans alınarak, yeni bir mağduriyet yaratılmamalı, sosyal düzen bozulmamalı ve muhtemel bir toprak düzenlemesi kapsamında yerinden edilecek göçmenler için, alternatif yerler gösterilmemesi ya da tatmin edici tazminatlar ödenmemesi durumunda, mevcut kullanıcılar yaşadıkları evlerden asla kovulmamalıdır.
7. Mağdurlara ödenecek tazminatlar için, uluslararası alanda çalışmalar başlatıp, ihtiyaç duyulan para miktarı önceden hesaplanmalı ve ihtiyaç duyulan tazminat fonları önceden oluşturulmalıdır.
8. Çözüm konusunda, taraflar arasında tam bir mutabakat sağlanması durumunda, hem eski mal sahibinin hem de mevcut kullanıcının mülkiyet haklarının karşılanması gerekeceğinin bilinciyle hareket etmeli ve ortaya çıkacak astronomik rakamlardan oluşacak tazminat fonları temin edilmeden, toplumlara boş vaadlerde bulunulmamalıdır.
9. Referanduma gitmeden önce, Kıbrıs sorununa bulunacak muhtemel bir nihai çözümün ekonomik boyutu çok iyi hesaplanmalı; mağdurlara ödenecek tazminat miktarı garanti altına alınmalı ve mağduriyet yaşayanlar, Mülkiyet Komiteleri/Komisyonları kapılarında yıllarca bekletilmemelidir.

_________________________

* Esat Mustafa
Vroişa (Yağmuralan) Derneği Başkanı; araştırmacı; yazar
İngiltere
Tel: 0044 (0) 7949 924 728; E-posta: vroisha@gmail.com
26 Ekim 2015

BİR CEVAP BIRAK