Kendimle tanıştım, tanıştığıma memnun oldum

Dünya tiyatrolar gününden iki gün sonra bir oyun eleştirisini okurken, aklıma iki hafta önce Şanlıurfa’da izlediğim iki perdelik bir oyun geliyor. Şanlıurfa’nın ilk ve tek özel tiyatrosunun oyunu. Vergi dairesine kayıtlı biletleri, bilet satış stantları, oyun afişleri gibi birçok detayı görünce hem şaşırıyor, hem seviniyorum. Mühim bir gelişme, gözden kaçamayacak büyüklükte.

Sonra tiyatro ekibiyle sohbetlerim oluyor. Onlar da farkındalar ki tiyatro Şanlıurfa da çok da elinden tutulmadan yürüyebilecek bir sanat değil henüz. Emekleme devrelerinde. Ama onlar o kadar güzel ebeveynlik yapıyorlar ki. İlk olarak yerel yayıncılığı eleştiren iki perdelik oyunlarını izliyoruz. Yerel motiflerle bezenmiş oyunu Şanlıurfa’yı çok iyi tanıyan, yaşadığı yerin tadını bilen bir Şanlıurfalı yazar yazmış: “Mustafa Acar”.

Provalarını yapmaya dahi yer bulamayan, kendi sahneleri olmayan, şehrin belediye tiyatrosunun hazıra konmuşluğuna direnen bir oyunculukla yaşam mücadelesi veriyorlar. Duymuyor değilim, duymuyor değiller; “tiyatroya para vereceğime sinemaya giderim oğlum” sohbetlerini. Ama biletsiz de olsa gelin buyurun izleyin diyen bir tavırları da var ekibin. Siz yeter ki izleyin, bize güç olun, destek olun; hep beraber tiyatroyu yaşatalım diyorlar. Farkında olmalılar zorluğunun. Uzaktan bakarken bile benim içime işliyorsa, onların yaşadıkları bunu çoktan yüzlerine vurmuş olmalı.

Elbette kendi iç savaşları da var, kararsızlıkları, çıkmaz yolları. Ama direniyorlar. Bir şehri eleştiriyorlar zaten yanındakilerin az olduğu bir kentte, olanları da uzaklaştırabilecek bir işe yelteniyorlar. Biliyoruz ki hepimiz kimse eleştiriye sıcak bakmayacak. Ama tiyatro ironisiz de yapamayacak. Ruhunda var elemek, eleştirmek. Onu besleyen bunun ta kendisi.

Bazı yerlerde sanat yapmak olabildiğince zor oluyor. Çünkü sanat diyince ilk akla gelenleri farklılaşıyor, bazı kentlerin. Taş oymacılığı, sıra geceleri, hoyratları derken; tiyatro sıralamada altlara doğru kayıyor. Üvey evladı oluveriyor, sanatçı ruhlu bir kentin.

Adları: “USTA”. “Urfa Sanat Tiyatro Atölyesi” oluyor, “USTA” açılınca. Belki de hiçbiri usta değil henüz. Bu işin ustalarını hayranlıkla izliyorlar. Çünkü yalnızlar, onları usta yapacak şeyin seyircileri olduğunun belki farkındalar, belki değiller. İzlendikçe ustalaşacaklar.

Yolları uzun önce tiyatroyu tanıtacaklar Şanlıurfa’ya. Sonra kendilerini. Tiyatrodaki yerlerini yapacaklar. Neden onları izlemeye gittiklerini bilecek insanlar. Oyunlarına güvenecekler, baktıkları yerlere. Zamanla ardında durmaya başlayacaklar, dillerine, tadlarına alışacaklar.

Anlattığım gibi işte, Şanlıurfa’da yaslanıp koltuğuma oyunlarını izledim. Yok değildi eksikleri. Karasızlıkları, iniş çıkışları. Ama bana bir his, ikici seansı da izlettirdi. Aynı oyunu yeniden izlerken, arka koltuklara oturdum. Bu defa izleyenleri de izleyebilmek için. Nerede güldüler, nelere güldüler, neye nasıl tepki verdiler bir bir notunu tuttum. Gayet mutlu oldum. Şanlıurfa’da tiyatro izledim, kendimle tanıştım, tanıştığıma memnun oldum. Biri bana beni anlattı. Tanıştım kendimle, şehrimle.

Asıl güzel olan ne biliyor musunuz, kendinizle her karşılaştığınızda, hatta tanıştığınızda, kendiniz için yapabileceklerinizi de görüyorsunuz. Ve kendiniz için yaptığınız ne varsa, yaşadığınız yere de yansıyor. Kim kendi için bir şey yapsa, bize de pay düşüyor. Ben de kendim için bir şey yaptım ve yapacağım. Tiyatro izleyeceğim. Bunu Şanlıurfa’da yapabildiğim için kendimdeyim. Kendime getirenlere de teşekkürü borç bilirim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

3 × two =