Kendini taşıdığın yerler…

Olumluyu da olumsuzu da daha net görürsünüz… Kendi insanınızın da insan sarrafı olursunuz sılada…


Kıyas bilginizin yaşayarak genleşmesidir belki bu… Belki de vizyonunuzun, ufkunuzun, rüyalarınızın kısır döngüsüdür ulaşıp çarptığınız arş… Belki de dış tesirlerden soyut, ön şartlanmışlığı daha az, çarpıklıklara bilenmişlikten uzak, olumsuzlukları daha objektif değerlendiren, içine hafif duygusallık katılmış şekilde karşılaştırdığınız arayışlarınızın  en çarpıcı açıortayını buluverirsiniz irdelerken sılayı yaban ellerde… Bazen yüzünüze çarpıcı, bazen duvara… Bazen de tavana…


Bulunduğunuz ülkenin olumlu ve olumsuz  tarafları ile kendi ülkenizin olumlu ve olumsuz taraflarını devamlı kıyaslar durursunuz… Terazilerde tartarsınız durumu, dengeyi bulma arayışı ile… Ama daraları hep unuttuğunuzu görürsünüz sonunda… Dışarıdayken ülkenizi, ülkenizdeyken de dışarıyı özlersiniz… Bunu ne ülkenizdeki yakınınız anlayabilir, ne de dışardaki dostunuz… Bu ikilem artık kaderinizdir…


Mesela İngiltere’de uzun seneler yaşamışsanız, bu turistik seyahat için bir kaç haftalığına İngiltere’ye gelmiş olan kendi vatandaşlarınızın o hayran davranış biçimlerine akıl erdiremezsiniz… Onların ballandıra ballandıra anlattıkları güzellikler sizin bağışıklık kazandığınız olağan yaşanmışlıklardır… Oysa onların hepsi, daha olumsuzlukları görme fırsatı bulmadan dönmüşlerdir ve hayatları boyunca ah Avrupa ah der dururlar… Oysa sizin açıldığınız derin sular çoktan sığlaşmıştır belki de… Zaten bir med cezir değil midir hayat? O zaman anlarsınız batı hayranlığının ülkenizde kısa ve dar açılarla nasıl abartıldığını… Size o anda kasabanızın tozlu yolları, şehrinizin bağıran çağıran sokak satıcıları, hatta çılgınca çalınan klaksonlar bile daha çekici gelebilir…


Sizin bilinçaltınızda birikmiş özlem, ülkenizdeki kaybolan güzelliklerin verdiği acıya galip gelir, oraların artık sizin bıraktığınız ülke olmadığını bilseniz de sıla hasreti ile, görseniz de her gidişinizde gidişatı, sınırsız hoşgörü ile, görmemezliğe gelirsiniz çarpıklıkları… Ülkenizin dünyadaki itibarı ile ilgili bir kıvılcım gururlandırırken, çoğunlukla yerin dibine geçirici görüntüleri göğüsleseniz de toz kondurmazsınız ülkenize, içinizden isyan edip bas bas bağırsanız da sessizce…


Belki de gemileri yakıp ta kaçıp geldiğiniz, gerilerde bıraktığınız yerleri dev aynasında görürsünüz… Belki adam olmaz dediğiniz memleketten sonra cicim aylarına sığındığınız yeni dünya rüyalarının mekanik olduğunu kavradığınızda belirir elinizde o dev aynası…


Türkiye’de çevirin yolda alalade bir genci, yutdışında mı Türkiye’de mi yaşamak istersiniz diye sorun. Yüz kişiden 90 ı yurtdışı diyecektir… Hatta bu ülke olmasın da neresi olursa olsun demeye başlayanlar çoğalmıştır ne yazık ki… İşsizlikten, mutsuzluktan, tedirginlikten, gelecek kaygısından dolayı…


Peki gelip te mutlu olan kaç kişidir acaba? Çevirin yoldan yüz gurbetçiyi, bir parça ümit bulunsa bir yerlerde ülkeye dönmek ister misin diye sorun… Sizce kaç kişi hayır diyecektir?


Oysa mutluluk ne mekandadır ne maddede… Kendinizi de taşırsınız gittiğiniz yere… Mutluluk sizin içinizdedir… Umudun peşinde koşarken bile dışarılara doğru, mutluluk hala daha içinizde sizi bekler… Dışarılarda aramaya hiç gerek yok…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

three × four =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.