Kentsel dönüşüm ya da hafıza kaybı

Kentler mimari, iktisadi, sosyal tarihleriyle varolur, anlam kazanırlar. Hafızanızdaki anıları koruyamazsanız tarihsiz ve geleceksiz kalırsınız. Geçmiş bazen siyasi tercihlerle bilerek silinir. Geçmişin mimarisi, insan ilişkileri bilerek yıkılır ve yerine yeni yapılar, sosyal dokular oluşturulur. Değişim kaçınılmazdır ancak zorlamayla olursa sonuçta içeriksiz bir yığın ortaya çıkar. İstanbul’da bir kentsel dönüşüm denen süreç yaşanıyor. Agresif bir süreç. Yıkılanın yerine ne geleceğinin öngörülemediği bir dönüşüm süreci. Bu sürece yalın duyarlılıkla tanık olan belgesel fotoğrafçı Nejla Osseiran’ın bir sergi için yazdığı yazı önemli bir kayıt. Sizlerle paylaşmak istedim.

Canım Sulukule…

Sulukule’ye ilk kez 2007 yazında gittim. Budapeşte’de ERRC’de (European Roma Rights Center) çalışan bir arkadaşım, internetteki haber bülteninde yayımlanmak üzere Sulukule’de birkaç fotoğraf çekmemi istemişti benden. Gittiğimde, orada bana etrafı gezdirmeyi teklif eden iki tatlı kızla tanıştım. Fotoğraflarını çektim, biraz lafladık, bana etrafı gezdirdiler. Sonra beni sokak ortasındaki bir doğum günü partisine davet ettiler. Çok güzel vakit geçirdim, gitme vakti geldiğinde kızlar tekrar gelmemi ve çektiğim fotoğrafları getirmem için ısrar ettiler. Geleceğime söz verdim…

Araya bir sürü şey girdi, oraya ancak birkaç ay sonra dönebildim. Tatlı kızların resimleri de tabii ki yanımdaydı. Mahalleye vardığımda herşey bana o kadar farklı göründü ki… Bazı evler yerle bir edilmişti. Sessizliğin ve acının hakim olduğu sokaklarda pek kimseler görünmüyordu. Benim kızların evine gittim, ama yoklardı. Neyse ki sonra geldiler ve resmen üstüme atladılar. Beni gördüklerine çok memnun olmuşlardı ama değişen şeyler de vardı, hissediliyordu bu. Doğum gününe katılmış olduğum bebeğin genç annesi çıkıp gelene kadar durumu tam kavrayamamıştım. Kadın çok farklı görünüyordu, yaşlanıvermişti. Fotoğraflarda kocasını aradı. Kızlar daha sonra bana, ben doğum günü partisinden ayrıldıktan sonra sabaha karşı adamın bir kavgada öldürüldüğünü anlattılar.

Kimse neşeli görünmüyordu. Çocuklar bile artık sokakta oynamıyorlardı. Kısa bir süre içinde Allah bilir nereye taşınmak zorundalardı… Kızlara yakında tekrar geleceğime dair söz verdim. Yılbaşından sonra bizi burada bulamayabilirsin dediler. Neler olacağını anlamışlardı. Küçük hediyeler verdiler bana: Bir kalem ve plastikten pembe bir bilezik. Oradan nemli gözler ve kalbimde bir ağırlıkla ayrıldım.

Ayrılırken oraya artık defalarca gideceğimi biliyordum aslında. İlk zamanlar insanlar bana sakınarak yaklaşıyordu: Hah, gelip resimlerimi çekecek ve toz olacak diye düşünüyorlardı. Bir sonraki gelişimde çektiğim resimleri bastırıp getireceğime söz verdim. Her seferinde de tuttum sözümü. Kimisi yadigar olarak istiyordu resimleri, kimisi de asker ya da tutuklu kocasına yollamak için. Daha çok da, yakında terk etmek zorunda kalacakları sevgili mahallelerine dair bir anı olsun diye…

Sulukule’ye her gidişimde birkaç ev azalıyordu, birkaç aile eksiliyordu birçok da çocuk… Yıkıntılar arasında bazı aileler taşınacakları yer konusunda daha ümitli görünüyorlardı. Bazılarıysa, özellikle çocuklar, taşınma fikrinden nefret ediyorlardı. Resim çekmeye gittiğimde bir evin yerinde yeller estiğini gördüğüm, ya da evin sakinlerinin taşınmış olduğunu anladığım oldu sık sık… Gidip gelmelerim sırasında onlardan çok şey öğrendim. Bu arada onların “Necla ablası” olmuştum. Beni görünce seviniyorlar, evlerine davet ederek poz veriyorlardı. Her seferinde bir önceki resimlerini ya da tanıdıklarının resimlerini dağıtıyordum ben de. Öte yandan her gidişimde içime daha fazla ağırlık basıyordu. Mahalle yavaş yavaş bir felaket bölgesi haline dönüşüyordu. Evlerin çoğu ya yıkıntı halindeydi ya da toptan yıkılmıştı. Her seferinde daha çaresiz daha ümitsiz hissediyordum kendimi.

Gitmeye devam ettim. Gitmemek onları yarı yolda bırakmak gibi geliyordu bana. Resimlerini beklediklerini biliyordum. Gözlerindeki ışık, yoksulluğun ve çaresizliğin zulmünü gölgede bırakıveriyordu sanki. Uzak durmaya, kendimle onlar arasına mesafe koymaya çalıştımsa da başaramadım. Bu insanları bir kez tanıyınca unutmak kolay olmuyor. Görüntüleri aklımdan çıkmıyor; neşeleri, gülüşleri hep gözümün önünde… kahkahaları, küfürleri kulaklarımda çınlıyor.
Hayatımda ve yüreğimde bu kadar geniş yer tutabileceklerini hiç düşünmemiştim. Onlar için çok fazla şey de yapamadım.
Tek tesellim onlara fotoğraflarını verebilmekti. Yanlarında götürebildikleri bir fotoğraf çok önemliydi onlar için. İşte belki de asıl büyük Sergi, onların yanlarında götürdükleri fotoğraflardan oluşuyor. Bu gördüğünüz sergi, o asıl serginin olsa olsa soluk bir kopyası.

• İlgili belgesele linkten ulaşabilirsiniz
http://vimeo.com/najlaosseiran/videos

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

nineteen + 3 =