İki Atatürk filmi üzerine…

Pazartesi akşamı usta yönetmen Halit Refiğ’in yazdığı “Gazi İle Latife – Mustafa Kemal’in Yaşamından Bir Kesit” adlı kitabın tanıtım kokteyli vardı. Kitap roman ya da araştırma değil, bir senaryo. Halit Refiğ’in Kültür Bakanlığı’nın isteği üzerine 18 yıl önce kaleme aldığı ve o günden bugüne filme çekilmemiş bir senaryo. “Gazi ile Latife” yeni bir kitap olmamasına rağmen, ben okumamıştım. Atatürk filmi üzerine kafa yoran biri olarak bu kitabı okumamam ayıptı ama, ilk iki baskısı Kültür Bakanlığı tarafından yapıldığı için okuyucuya rahatça ulaşan bir kitap değildi. Bu yüzden yıllardır görmezden gelinen, hasıraltı edilen bu senaryonun Alfa Yayınlarından okuyucuya ulaşması bence önemliydi.


Kitap çok önemli bir dönemi anlatıyor. Cumhuriyet tarihinin belki de en kritik dönemini. O yıllar Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarıdır ve devrimler kendini hissettirmektedir. Bu zaman diliminde Atatürk’ün yanında Latife Hanım vardır.


Atatürk Türk kadınına örnek olması için evlenmiştir Latife Hanımla. Latife Hanım zekası, görgüsü ve bilgisiyle Türk kadınına örnek olmuştur belki ama, Gazi Mustafa Kemal’i mutlu edememiştir.


Halit Refiğ, bu çok kısa süren ama bir o kadar da tartışmalı olan evliliği, ilk kez 1974 yılında İsmet Bozdağ’ın “Atatürk ve eşi Latife Hanım” adlı kitabını okuduğu zaman fark ettiğini söylüyor. Bir sinemacı olarak da bu konudan çok güzel bir film çıkacağını düşünüyor. Nasıl düşünmesin ki,  İstiklal Savaşı’nın başkumandanı, Cumhuriyetin kurucusu Atatürk’ün kısa evlilik hayatı, olağanüstü tarihi olaylarla örülü olduğu kadar, olağanüstü insani ve dramatik boyutlara da sahip bir dönemin hikayesidir.


Bu dönem bir sinemacı olarak Halit Refiğ’i heyecanlandırsa da hiçbir zaman bu filmi çekmek için girişimde bulunmamış.


Neden diye soranlar bundan 15 – 20 yıl önce Atatürk filmi çekmenin bir tabu olduğunu bilmeyenler olabilir ancak.


Çünkü bir zamanlar değil, Atatürk filmi çekmek, bunu düşünmek bile  imkansızdı. Bu yüzden Türk sinema tarihine geçmiş eli yüzü düzgün bir Atatürk filmi yoktur.


Ziya Öztan’ın TRT’ye çektiği “Kurtuluş” ve “Cumhuriyet” filmlerinin tarihi 1996 ve 1998’dir. Gerçi “Kurtuluş”a Atatürk filmi denemez. Çünkü Atatürk’ün etkin olmayacağı bir Kurtuluş Savaşı filmi olamaz. Oysa “Kurtuluş” filminde Atatürk, büyük bir kumandan değil, sıradan bir asker gibidir. Filmin bol figüranlarından birisidir. Bu filmde Atatürk’e etkin bir karakter vermeyen Ziya Öztan, “Cumhuriyet” de bu yanlışından dönmüş, Atatürk devrimlerini Atatürk’ü göstermeden anlatmanın imkansız olmasa da gereksiz olduğunu anlamıştır. Atatürk’ü Rutkay Aziz’in canlandırdığı “Cumhuriyet”in Mahir Günşıray’ın başrolünü oynadığı “Metamorfoz”dan sonra çekilmiş ikinci Atatürk filmi olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Tabii Cumhuriyetin 10. yıldönümünde Sergey Yutkoviç’in çektiği  belgesel filmi, Cumhuriyet’in 50. yılında Fransız yönetmen Claude Lelouch’un çektiği belgesel filmi ve Halit Refiğ’in 1981 yılında, Atatürk’ün doğumunun 100. yıldönümünde çektiği “Atatürk ve Sanat” adlı belgesel filmini saymazsak…


“Metamorfoz”un öyküsü Halit Refiğ’in “Gazi ile Latife”siyle aynı. 1988 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı “Atatürk Filmi” diye bir panel düzenlemişti. Bu panelde “Atatürk filmi neden yapılmalıdır?” sorusuna cevap aranmıştı. Konuşmacıların bir kısmı Atatürk filmi yapmanın büyük bir sorumluluk gerektirdiğini ve bu durumun sakıncalarını açıklamış; Atatürk filmiyle Atatürk’ü somut bir biçime getirmenin tehlikelerini ve sakıncalarını anlatmıştı.


Panelin sonunda ise Atatürk’ün devrimci ve çağdaş kişiliğinin Atatürk filminde yaşatılması için bu filmin yapılması gerektiğine karar verilmişti.


Panel, senaryo için Atatürkçülüğe, Atatürk düşüncesine ve Atatürk’ün kişiliğine ait malzemeler toplamak, bu malzemeleri hazırlamak ve en sonunda  da yazmak gerektiği kararıyla sonuçlanmıştı.


Bu panelden bir yıl sonra Kültür Bakanlığı, içinde Halit Refiğ’in de bulunduğu bazı yazarlara Atatürk filmi için senaryo sipariş etti. Halit Refiğ de bu teklif üzerine “filme çekilse ne güzel olur” diye düşündüğü Atatürk’ün evliliğini anlatan “Gazi ile Latife” senaryosunu kaleme aldı.


Atatürk filmi senaryosu yazması istenen kişiler arasında Metin Erksan, Lütfü Akad, Atıf Yılmaz, Tarık Buğra, Necati Cumalı, Refik Erduran, Turan Oflazoğlu, Neziha Araz, Orhan Asena Güngör Dilmen, Recep Bilginer gibi isimler de vardır. Metin Erksan böyle bir girişime karşı çıkar ve senaryo yazmayı reddeder.


Halit Refiğ bu teklifi reddedemez. Çünkü Atatürk düşmanlığı yaptığı gerekçesiyle TRT’ye çektiği “Yorgun Savaşçı” filmi yakılmış, Halit Refiğ de Atatürk düşmanı damgası yemiştir. Böyle bir töhmet altındayken kendisinden istenen böyle bir görevi reddetmesi mümkün değildir.


Sonuçta Kültür Bakanlığına 10 tane Atatürk filmi senaryosu teslim edildi. Bu senaryolardan Halit Refiğ’in “Gazi İle Latife”si ve Refik Erduran’ın “Metamorfoz”unun çekilmesine karar verildi. “Matamorfoz” 1992 yılında Feyzi Tuna’nın yönetmenliğinde çekilir.


“Gazi ile Latife” ise o gün bugün çekilmeyi bekleyen bir senaryo olarak, önce Kültür Bakanlığı, sonra da TRT tarafından görmezden gelinir.


“Gazi ile Latife” devlet tarafından yazdırılan ancak bir türlü çekilemeyen Atatürk filmi olarak tarihe geçer…


O günden bugüne birçok Atatürk filmi çekilir. Bu filmlerden biri 29 Ekim Çarşamba günü gösterime girdi. Can Dündar’ın yönettiği “Mustafa” Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün doğumundan ölümüne kadar olan bütün hayat öyküsünü anlatıyor. Tabii Atatürk’ün insan yönünü de ortaya seriyor. Filmi izlerken gözlerimizin yaşarması bundan.


Film kronolojik olaylar üzerine kurgulanmış olsa da, objektif olduğunu söylemek zor. Çünkü tarihsel gerçeklere katılan yorumlar, filmi şekillendirmiş. Bu film Can Dündar’ın Atatürk’ünü anlatıyor. Aynı filmi bir başkası kaleme alsa ve çekse bir başkasının Atatürk’ü ortaya çıkacaktı.


“Mustafa” Can Dündar’ın ilk Atatürk filmi değil ama ilk sinema filmi.


Ve daha ilk günden izlenme rekoru kıracağı belli olan bir film.


Düne kadar iyi bir Atatürk filmi yapmak için gereken yüksek teknolojiyi sağlayacak mali imkanlara sahip değildik. Bugün bu imkanlara sahibiz. Ve ne mutlu ki, bugün Atatürk filmi tabusunu kırmış durumdayız. Ama yine de Atatürk filmleri hazırlamak ve yayınlamak büyük bir sorumluluk bilinci gerektiriyor. Sadece Atatürk’e karşı değil üstelik…


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.