İki kaptan, bir sadrazam, bir müzeci, bir dağcının kaderleri nasıl düğümlenir?

Kaptan-ı Derya Nasuhzâde Ali Paşa: Sakız Adası isyanını bastıran maharetli denizci

1821 ilkbaharında, Osmanlı İmparatorluğu’ndan bağımsızlıklarını kazanmak isteyen Rumların, Mora ve Arnavutluk’ta başlattıkları isyân, kısa sürede Orta Yunanistan ve Girit’e sıçrar. Özellikle Avrupa ülkeleri ve Rusya’nın destekleriyle önemli mevziler elde eden isyân hareketi, 1822 ilkbaharında, Sakız Adası’na da ulaşır. Sultan II. Mahmud, ayaklanmayı bastırmak için Kaptan-ı Derya Nasuhzâde (Nasuh oğlu) Ali Paşa’yı görevlendirir. Olaylar patlak verdikten tam 19 gün sonra, Ali Paşa komutasındaki Osmanlı Donanması, adanın Çeşme’ye bakan limanına demirler. Donanmanın adaya yaklaştığını gören Rum korsanlar çoktan firar ettikleri için kale kuşatılmadan geri kazanılır1 ve isyân bastırılır. Kontrol yeniden Osmanlı’ya geçer.

Bir gece, isyanın mimarlarından biri, Osmanlı Sancak Gemisi üzerine ateş kayıkları sevk ederek yangın çıkarır. Alev almış bir enkaz parçası, yangını söndürmek ve gemiyi kurtarabilmek için çabalayan Kaptan-ı Derya Nasuhzâde Ali Paşa’ya isabet eder. Kaptan yanarak denize düşer ve boğulur. Kendisinden sonra gelen nesli, bu kaza neticesinde vefat eden atalarından dolayı Arapça “ateşte yanmış” anlamına gelen Mahrûkî lakabı ile tanınır.2

Sakız isyânına Osmanlı’nın cevabı çok ağır olmuştur. Ada halkı büyük kayıplar verir. Bazı Yunan kaynaklarına göre; 42.000 Sakızlı öldürülmüş, 50.000’i esir alınmış, 23.000’i ise sürgüne gönderilmiştir. 3 Bu ayaklanmanın bastırılışında yaşananlar Avrupa’da o yıllarda pek moda olan “Barbar Türkler” imajına malzeme verir. Anglo-İskoç şair Lord Byron’un “Massacre at Chios” adlı meşhur tablosuna, Victor Hugo’nun “L’Enfant” şiirine 4 ve Ravel’in “Five Greek Folksongs” adlı bestelerine ilham kaynağı olur. O dönemde Fransa’da da, Türkler’e karşı bağımsızlık mücadelesi veren Yunalılar için yoğun sempati beslenmektedir. Yeni romantik dönemin ileri gelen ressamı Eugène Delacroix, Fransızlar’ın bu temaya çok ilgi göstereceklerini kavrayarak, “Les Massacre de Scio”(Sakız Adası Katliamı) adlı bir tablo yapar. Aynen tahmin ettiği gibi olur ve tablo derhal Fransız devleti tarafından satın alınır. 5

Bugün hala Sakız Ada’sındaki Nes Moni Manastırı’nda sergilenen kemik ve kafataslarının üzerinde şunlar yazar: “Khios (Sakız) Adası 118 bin kişilik bir nüfusa sahipti. 1822’de yapılan katliam sonrasında, adanın güney kesiminde 1.800 kadarı canlı bırakıldı ve bunlar sakız tarımı yapmaya devam edebildiler. En eski kaynaklara göre. 23 bin ölü, 47 bin de Kahire ve İzmir’deki köle pazarlarına satıldı ve geri kalanlar da adanın yakınındaki diğer adalara kaçmaya mecbur bırakıldı. Nea Moni Manastırı’ndaki katliam, Nisan’ın “Büyük Perşembe” ve “Büyük Cuma” günlerinde gerçekleşti ve 600 keşişin, buraya sığınan 3500 kadın ve çocuğun ölümü ile sonuçlandı. Onlar Türk imparatorluğu (Osmanlılar) tarafından hunharca öldürüldüler. Öldürülen keşişlerin ve sivillerin kemikleri burada sergilenmektedir ve bu şekilde bu medeniyetsizce yaşananlar asla unutulmayacaktır.” 6 Sakız isyânı esnasında sürgüne gönderilenler, bugün Avrupa ve ABD’de “Sakız Diasporası”nı oluşturmaktalar. 1822’de yaşananları “Sakız Katliamı” olarak tanıtıp, dünyâda bu yönde kamuoyu oluşturmaya çalışıyorlar. 7

Kaptan-ı Deryası Koca Hüsrev Paşa: Osmanlı’nın yurtdışına eğitime gönderdiği ilk dört öğrencinin hamisi, imparatorluğun ‘Medeniyet Projesi’nin fikir babası

Osmanlı, Sakız Adası olaylarından sonra yetim kalan yüzlerce çocuğu alıp İstanbul’a getirir. O yıllarda bir sürü İstanbullu aile bu Rum çocukları evlat edinirler. Dönemin Kaptan-ı Deryası Koca Hüsrev Paşa’nın da, ayaklanmalar esnasında İzmir’e kaçan Rum kökenli bir çocuğu köle olarak satın aldığını biliyoruz. Paşa, bu çocuğa İbrahim Edhem adını verir ve Müslüman yapar.

Hiç çocuğu olmadığı için olsa gerek, Hüsrev Paşa hayatı boyunca 10 kadar kimsesiz çocuğu evlat edinmiş. Himayesine aldığı bu zeki çocukları, ileride devlete hizmet edebilecek kişiler olarak yetiştirirmeyi amaçlarmış. Günlerden bir gün, evlatlıkları arasından dört çocuk seçer ve bunları Paris’te okutmak ister. Amacını dönemin padişahı Sultan Mahmut’a açar. Bu çocukları padişaha tanıtır ve onayını alır. Seçilen bu çocuklar, 1829 yazında, padişahın huzurunda, bir yelkenli ile Aynalıkavak’tan hareket eder ve 40 gün sonra Marsilya’ya ulaşırlar. 8 İçlerinden biri de İbrahim Edhem’dir.

Hüsrev Paşa, okutmak için yurtdışına gönderdiği bu çocuklara 4 Şubat 1831 yılında bir mektup göndererek kendilerinden neler beklediğini açıklar: “…Evlatlarım, eğer sizi hep sevmemi ve korumamı istiyorsanız, siz de vazifenizde çalışkan olun… buraya hiçbir şey öğrenmeden döndüğünüz takdirde bunun ne kadar utanç verici olacağını tahmin edersiniz”. 15 Haziran 1832’de yolladığı ikinci mektubunda: “Fransa’da eğitim görmeniz için sizleri gözlerimin önünde yetiştirdiğim bütün gençlerin arasından seçtiğimde, Müslüman gençliğinin eğitiminin bütün umutlarını sizlere emanet etmiş oldum. Devlet büyüklerimiz size bakarak benim örneğimi takip edip etmeyeceklerine ve çocuklarının geleceğini Avrupa’nın ilmine emanet edip etmeyeceklerine karar vereceklerdir (…)” der. 9

Sadrazam İbrahim Edhem : Osmanlı’nın ‘Medeniyet Projesi’nin ilk meyvesi

İbrahim Edhem, Fransa’ya gittiğinde henüz 11 yaşındadır. Paris’te geleceğin parlak bilim insanlarından birçoğunun eğitim gördüğü İnstitution Barbet’e yatılı olarak verilir. En yakın sınıf arkadaşı (daha sonra Nobel ödülü alacak olan) Louis Pasteur’dur. Bu okulun geleneğine göre, okulu birincilikle bitirenlerin diplomalarını devlet başkanları vermektedir. Edhem ile Pasteur arasında birincilik yarışı başlar. Edhem, kıl payı Pasteur’u geçer. Diploma törenine İmparator III. Napoleon gelir ve Edhem’e diplomasını kendi eliyle verir. 10

Edhem yüksek öğrenimini maden mühendisliği dalında yapar. Üniversiteyi de birincilikle bitirir. O dönemde Osmanlı’da maden mühendisi olmadığı için, yurda dönüşünde bu meslekte çalışmak ister. Ancak yalnızca 6,5 yıl mesleğini yapabilmiştir. Zira zengin Batı kültürü ve üstün Fransızcasıyla, devletin üst kademelerinde değişik görevlere getirilir. Elçiliklerde çalışır. Ardından, Dışişleri, Ticaret, Maarif, Bayındırlık, İçişleri, Adliye Vekillikleri’nde (Bakanlıklarında) 11 bulunur ve Sadrazamlığa kadar yükselir. Osmanlı erkânı arasında Fransızcayı ana dili gibi konuşmasıyla ün salan Sadrazam İbrahim Edhem, Fransa ve Fransız kültür ve bilim dünyasıyla hep yakın temasta kalır. O kadar ki, büyük oğlu Osman Hamdi’yi de eğitim almak üzere Paris’e, üstelik de kendi çocukluğunun geçtiği Institution Barbet’ye yollar. 12

Osman Hamdi Bey: Tanzimat Dönemi’nin yetiştirdiği bir Osmanlı aydını…
Müzeci, arkeolog, sanat eğitmeni ve ressam…

Elinde tahta bir bavul tutan 18 yaşındaki Osman Hamdi garın önünde durup, uzun uzun etrafına bakındı. 1860 Nisanıydı. Paris’te olduğuna hala inanamıyordu. Pera’da gördüğü yüksek betonarme binalardan amma da çok vardı burada… İnsanların kafasındaki fese hafif bir gülümsemeyle baktığından habersizdi. Birden kadınlara takıldı gözü. Her yerdeydiler! Ne yağmur yağıyordu ne de kızgın bir güneş vardı tepede. Ama kadınlar bir fırıldak gibi çevirdikleri şemsiyelerinin altında tek başlarına yürüyorlardı. 18 yaşındaydı ama bir toplumun yarısının kadınlardan oluştuğu gerçeğini daha yeni fark etmişti. Ya heykellere ne demeliydi? Sokağın ortasına konulmuş kocaman bir heykelle ömründe ilk defa karşılaşıyordu. Kendi ülkesinde yasaktı insan suretini taşlara oymak. Büyük günahtı. Heykellerden birinin karşısına geçip canlı bir varlıkmış gibi ona baktı uzun uzun. 13

Hala hayatta olan Barbet, eski talebesinin oğluna kucak açmıştı. Osman Hamdi’yi babası kadar ciddi ve çalışkan bulmasa da, 1864’te Hukuk Fakültesi’ne kaydolabilmesi için gerekli eğitimi vedi. 14 Ne var ki, Osman Hamdi, Hukuk öğrenimini yarıda bırakarak, Paris Ecole des Beaux Arts’a (Paris Ulusal Güzel Sanatlar Yüksek Okulu) kaydını yaptırmayı tercih etti. 15 “Güzel Sanatlar” sevgisi ağır basmıştı. Zamanın ünlü ressamı Gustave Boulanger’in derslerini takip etmeye , 16 piyesler yazmaya, piyeslerde oynamaya, kısaca Paris’in bohem hayatına karışmaya başladı.

Yurda döndüğünde, o da babası gibi mükemmel Fransızcası nedeniyle, yaklaşık 10 yıl kadar çeşitli devlet kademelerinde çalışır. 1881’de Müze-i Hümayün’ün (günümüz İstanbul Arkeoloji Müzesi), Alman müdürü ölünce, dönemin padişahı II. Abdülhamit’in emriyle, Müze Müdürü olarak atanır. 1840 yılından itibaren Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde yabancılara kazı izni verilmesiyle birlikte, maddi ve manevi değerlerimiz, gemilerle Avrupa müzelerine taşınmaya başlanmış ve uzun sürede buna dur denilmemiştir. 17 Osman Hamdi Bey’in ilk işi, eski eserlerin yurt dışına götürülmesini yasaklayan bir tüzük hazırlamak olur. Paris’te yarım bıraktığı hukuk eğitimi burada imdadına yetişir. Kaleme alıp, yürürlüğe soktuğu 1883 Asar-ı Atika Nizamnamesi ile o zamanki Osmanlı toprakları içerisinde bulunan eski eserlerin dışarı çıkartılmasını yasaklar.

Paris’te sokak ortasında karşılaştığı heykeller kendi ülkesinde Asar-ı Atika Müzesi’nde peştamal ile örtülmekte, hatta depolarda saklanmaktaydı. 18 Osman Hamdi Bey, depolarda üst üste yığılmış toplam 650 eseri bilimsel olarak düzenler. Müzeciliğin yalnızca eser depolamak olmadığının bilincinde olan genç müdür, tüm yapıtların kaydedilmesi, onarılması, rutubetten uzak ve sağlıklı korunup sergilenebilmesi için gerçek anlamda bir müze binası yapılması konusunda dönemin yöneticilerini ikna eder. Aldığı destekle bugünkü İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin ilk kısmını 1899’da, ikinci kısmını 1903’de ve üçüncü kısmını 1907 yılında bitirterek, ziyarete açar. 19

Daha önce yabancılar tarafından başlanmış ve yarım bırakılmış kazıları yeniden gündeme alarak ilk Türk bilimsel kazılarını başlatır. Ülkede yapılan arkeolojik çalışmaların tek elden kontrol eder. Kendisi Nemrut Dağı, Lagina Hekate (Muğla, Yatağan) ve Sayda (Sidon, Lübnan)’da kazılara başlarken yakın çevresini de başka kazılarda görevlendirir. 20 Bizzat kendisinin katıldığı Sayda (Sidon, Lübnan) Kral Mezarlığı kazılarında çıkartılan 21 lahdin arasında arkeoloji dünyasının başyapıtlarından sayılan “İskender Lahdi”nin bulunması, Osman Hamdi Bey’e de uluslararası bir ün kazandırır. 21

Osman Hamdi Bey, Müze-i Hümayün’ü, dünyanın sayılı müzeleri arasına sokmuştur. Müzesinde sergilenen eserler birçok Avrupalıyı peşinden koşturacak cinstendir. 22 O ise şaheserlerine gözü gibi bakar. Mesela “İskender Lahdi”ne talip olan Alman imparatoruna verdiği cevap ibretlik. Malumunuz, o yıllarda Almanlarla içtiğimiz su ayrı gitmez. İmparator II. Wilhelm ile II. Abdülhamit arasında müthiş bir “dostluk” gelişir. İngiltere’nin Süveyş Kanalı’nı açmasına karşılık, Almanya’nın cevabı meşhuuur Bağdat Demiryolu’nun inşaasına soyunmak olur. Orta Doğu’da Alman nüfuzunu arttırmak adına devam eden bu hummalı göz boyama kampanyası kapsamında, II. Wilhelm ailesi ile birlikte, 1898 yılında İstanbul-Kudüs yolculuğuna çıkar. “Hohenzollern” yatıyla İstanbul’a gelen imparator ve imparatoriçe, top atışları ve “yaşa, varol” sesleri arasında Dolmabahçe’ye ayak basarlar. Şale Köşkü’nde misafir edilen kraliyet ailesine, ikinci gün Müze-i Hümayun gezdirilir. 23 Alman Kayzer, “İskender Lahdi”nin önüne gelince, padişahtan bu mezarı kendisine hediye etmesini ister. Osman Hamdi Bey, tam o anda kendisini yere atar ve“Ancak ölümü çiğneyerek” diye cevap verir. II. Abdülhamit’in çok hoşuna giden bu hareketle, mevzu şaka yollu da olsa kapanır. Kayzer’e bir Hereke Halısı paketleyip, gönderirler

Osman Hamdi Bey, 1 Ocak 1882’de, Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk Güzel Sanatlar Akademisi, Sanayi-i Nefise-i Mekteb-i Âlisi (günümüz Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) Müdürlüğüne de atanır. Burada eğitim verecek hocaları seçer. 24 Okulunda her milletten birbirinden değerli hocalar ders vermeye başlar. 25 Dünyaca ünlü sanatçılara ait resimlerin kopyalarını yaptırmış ve bu tabloları, Sanai-i Nefise’de yetişen Türk ressamlarının eserleriyle birlikte sergiletmiştir. 26

Osman Hamdi Bey, 1910 yılına kadar sürem 29 yıllık müze müdürlüğü, arkeoloji ve güzel sanatlar eğitimi çalışmaları esnasında, tutkunu olduğu resim sanatını da ihmal etmez. Türk resminde figürlü kompozisyon kullanan ilk ressam olarak tarihe geçer. 27 Hepimiz O’nu, 1906 yılının Mayıs ayında Paris’te düzenlenen bir sergiye göndermek için hazırladığı Kaplumbağa Terbiyecisi adlı tablosu ile tanırız. Pera Müzesi’nin 2004 yılında İktisat Bankası koleksiyonundan açık arttırmayla satılan tabloya 5 trilyon TL ödemesi, Türk resim sanatı için bir rekordu. Bu yüksek ücret, tablonun ününe ün kattı. Bugün, tablonun kupaları, puzzleları,t-shirtleri, reprodüksüyonları yok satıyor, dizi sahnelerinde, karikatürlerde karşımıza çıkıyor. Türkiye’nin bir nevi Mona Lisa’sı haline geldi. 28

Paris’in bohem sanat çevrelerinden Anadolu’daki arkeolojik kazılara; 5 trilyonluk fırçasından, sanat eğitimiyle ektiği aydınlanma tohumlarına, Osman Hamdi Bey’in bir ömre sığdırdıkları anlatmakla bitmez. Topkapı Sarayı’nın halka açık bahçesinde bir kültür vahası yaratmış, “Anadolu” dediğimiz muhteşem açık hava müzesinin talanını durduracak düzenlemelere imza atmış bir idealist. Atatürk’ten önce, Cumhuriyet’ten önce arkeoloji, müzecilik ve güzel sanatlarda, alt yapıyı hazırlamış bu Osmanlı aydınının ardından bıraktığı mirası yakından görmek ya da ölümünün 103. yıldönümü olan 24 Şubat’ta saygı sunmak isteyenler için çeşitli vesileler:

KİTAP:
• “Osman Hamdi Bey Sözlüğü”, Edhem Eldem, Kültür ve Turizm Bakanlığı
• “Ölümünün 100. Yıldönümünde Osman Hamdi Bey”, Nezih Başgelen, Arkeoloji ve Sanat Yayınları
• “Sanatta Batı’ya Açılış ve Osman Hamdi”, Mustafa Cezar, Türkiye İş Bankası A.Ş. Kültür Yayınları
• “Kaplumbağa Terbiyecisi: Ölümünün 100. Yılında Osman Hamdi Bey”, Emre Caner, Kapı Yayınları

SERGİ:
• “Osman Hamdi Bey: Suna ve İnan Kıraç Vakfı Koleksiyonu’ndan Yapıtlarıyla Osman Hamdi Bey’in Yaşamı ve Sanatı” @ Pera Müzesi (Daimi Sergi)
• “Türk Resim Sanatının Öncüsü: Osman Hamdi Bey” @ Yapı Kredi Bankası Genel Müdürlük (Geçici Sergi)

TİYATRO: “Gönlümdeki Osman Hamdi Bey” @ Şehir Tiyatroları (Yazan: Gülsün Siren Kınal)

GEZİ: İstanbul Arkeoloji Müzeleri

Bu arada, kader cilvelidir. Hikâyemizin kahramanlarından, Sultan II. Mahmut’un Sakız Adası ayaklanmasını bastırmak üzere görevlendirdiği Kaptan-ı Derya Nasuhzâde Ali Paşa, Everest Tepesi’ne tırmanan ilk Türk olarak tanıdığımız ünlü dağcımız Nasuh Mahruki’nin büyükbabasının, büyükbabasının babasıdır… Sakız Adası isyanında öksüz kaldıktan sonra Kaptan-ı Deryası Koca Hüsrev Paşa tarafından evlatlık edinilen ve Sultan II. Mahmut’un yurtdışına öğrenim görmesi için gönderdiği İbrahim Edhem ise Müzeciliğimizin, Arkeolojimizin, Güzel Sanatlar Eğitiminin ve Türk resminin öncüsü Osman Hamdi Bey’in babası…

___________________________

1. Başbakanlık Osmanlı Arşivi, HAT. D.932, 40382.
2. http://tr.wikipedia.org/wiki/Nasuhzade_Ali_Pa%C5%9Fa
3. http://ercaninal.blogspot.com/2013/01/sakiz-adasi.html
4. http://tr.wikipedia.org/wiki/Nasuhzade_Ali_Pa%C5%9Fa
5. http://tr.wikipedia.org/wiki/Eug%C3%A8ne_Delacroix
6. http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=102307
7. http://ercaninal.blogspot.com/2013/01/sakiz-adasi.html
8. http://www.istanbul.edu.tr/eng2/jeoloji/tarihce/halilethembey.htm
9. http://www.ambafrance-tr.org/spip.php?page=mobile_art&art=838
10.http://www.istanbul.edu.tr/eng2/jeoloji/tarihce/halilethembey.htm
11.http://www.istanbul.edu.tr/eng2/jeoloji/tarihce/halilethembey.htm
12.http://www.ambafrance-tr.org/spip.php?page=mobile_art&art=838
13.Emre Caner, “Kaplumbağa Terbiyecisi: Ölümünün 100. Yılında Osman Hamdi Bey”, Kapı Yayınları, İstanbul, 2009
14.http://www.ambafrance-tr.org/Sadrazam-Ibrahim-Edhem
15.http://www.mimarlikmuzesi.org/Collection/Detail_osman-hamdi-bey_58.html
16.“Osman Hamdi Bey: Suna ve İnan Kıraç Vakfı Koleksiyonu’ndan Yapıtlarıyla Osman Hamdi Bey’in Yaşamı ve Sanatı” Tanıtım Broşürü, Pera Müzesi, Ocak 2013
17.http://www.habitat.org.tr/portreler/756-osman-hamdi-bey-hayati-eserleri.html
18.Beşir Ayvazoğlu, “Malik Aksel – Sanat ve Folklor”, Kapı Yayınları, İstanbul, 2011, s.43
19.http://www.restoraturk.com/restorasyon-sanat/resim-ve-heykel-restorasyonu/65-osman-hamdi-beyin-hayati.html
20.http://xtutankamon.blogcu.com/osman-hamdi-bey/4825952
21.http://www.mimarlikmuzesi.org/Collection/Detail_osman-hamdi-bey_58.html
22.Emre Caner, “Kaplumbağa Terbiyecisi: Ölümünün 100. Yılında Osman Hamdi Bey”, Kapı Yayınları, İstanbul, 2009
23.http://www.akintarih.com/turktarihi/osmanli/wilhelm/%C4%B1%C4%B1wilhelm.htm
24.http://www.habitat.org.tr/portreler/756-osman-hamdi-bey-hayati-eserleri.html
25.Emre Caner, “Kaplumbağa Terbiyecisi: Ölümünün 100. Yılında Osman Hamdi Bey”, Kapı Yayınları, stanbul, 2009
26.http://www.habitat.org.tr/portreler/756-osman-hamdi-bey-hayati-eserleri.html
27.http://www.mimarlikmuzesi.org/Collection/Detail_osman-hamdi-bey_58.html
28.http://bugraderci.blogspot.com/2012/11/bir-cinayet-ve-bir-iflasn-hikayesi.html#!/2012/11/bir-cinayet-ve-bir-iflasn-hikayesi.html

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.