İki toplantıdan notlar

Geçtiğimiz hafta birçok toplantı ve seminere katıldım. Ama bunlardan ikisi toplumumuzun İngiltere’deki konumunu gösterme bakımından önemli idiler.

Eroğlu

Cumhurbaşkanı Talat’dan sonra Başbakan Eroğlu da Londra’dan gelip geçti. Bu iki etkinliği gerçekleştiren İngiltere Kıbrıs Türk Ticaret Odasını kutlarım. Toplumumuza hizmet vermenin iyi bir örneğini sundular.

Aynı düğün salonunda, aynı ölçüde kalabalık bir topluluk önünde yapıldı etkinlik. Salondaki kalabalığa bir baktım ve gıpta ile şunu düşündüm: “ Acaba çocuklarımızın okullardaki başarısızlık durumlarını tartışıp anne, babaların ne yapmaları gerektiğini konuşmak için çağrılan bir Konsorsiyum toplantısı bu kadar ilgi çeker miydi?”. İsterseniz bu sorunun cevabını irdelemeyelim, sonra depresyon yaşarız!

Toplantıya katılanların ezici çoğunluğu tahmin edilebileceği gibi ‘miillyetçi’, sağ çevrelerden oluşuyordu. Yani Eroğlu için çantada keklik bir kalabalık vardı salonda. Sanırım birçokları salona liderlerinden Cumhurbaşkanı Talat’tan duyamadıklarını duymak için gitmişlerdi. Birçok konularda hayal kırıklığına uğramadılar da. Mayıs ayında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde adaylığını ilk açıklayan Eroğlu aslında seçim kampanyasına Londra’da start vermiş oldu.

Dr. Derviş Eroğlunu yıllar önce başka bir düğün salonunda dinlemiştim. Sıkıcı, heyecansız bir nutuk çekmişti o zaman. Ama geçen hafta izlediğim Eroğlu oldukça dinamik, zaman zaman halkı galeyana getiren bir nutuk patlattı. Tabii içerik olarak hiç yeni birşey söylemeden. Yıllar önce öğrenci iken diğer liderlerden işitmekten gına getirdiğimiz malum konular. Eroğlunun söylediklerinden çok tezatlarla dolu konuşmasının satır araları ilginçti. Ben Cumhurbaşkanı olursam ben de masaya oturmaya devam edeceğim derken aslında “ bana kalsa masadan hemen çekip giderim ve mevcut statükonun devamı için savaşırım, ama Türkiye buna katiyen izin vermez” demek istiyordu.

Eroğlu birçoklarının duymaya geldiği İngiltere’de yaşayan Kıbrıslıtürklerin seçme ve seçilme hakları konusunda taraftarlarını tam bir hayal kırıklığına uğrattı. Kıbrıstürk basınında haberi okuduğumda acaba ben mi yanlış duydum, 40 yıl İngiltere’de yaşamakla acaba Türkçeyi unuttum mu diye şüpheye düştüm. Ama sanırım yanlış duymadım. Eroğlu bu konuda “ Meclisteki oylarımız Anayasayı değiştirmeye yetmez. Siz zaten bizi İngiltere’de bizden daha iyi temsil ediyorsunuz”, diyerek birçoklarının düşlerini kabusa çevirdi Eroğlu. Yanılmış olabilirim, ama benim izlenimim seçimlerden önce partisinin verdiği sözlere rağmen kendisinin de bize seçme ve seçilme hakkı vermeye pek istekli olmadığı doğrultusunda oldu. En azından sayın Cumhurbaşkanı açık ve net olarak buna karşı olduğunu söylemişti. İlginç olan Cumhurbaşkanına karşı aslanlar gibi kükreyen kalabalık Eroğlu’nun olumsuz mesajı karşısında süt dökmüş kedi gibi idiler. Sadece bunu görmek toplantıya gitmeme değdi! Aralarından birkaç kişi “Komonistler Moskova’ya” gibi modası geçmiş naralar atarken kalkıp salondan ayrıldım. Fazla bile kalmıştım.

Yozlaşma ve Çeteleşme Üzerine Toplantı

Geçtiğimiz Pazar gün “ Yozlaşma ve Çeteleşmeye Karşı Halk İnsiyatifi” sloganı altında birleşen Türk ve Kürt örgütler bu konuda Alevi Kültür Merkezi ve Cem Evinde bir kitle toplantısı düzenlediler. Bu dernekler geçmişte bir de yürüyüş düzenlemişlerdi. 200 e yakın kişinin katıldığı toplantıda konuşmacılar önemli konulara değindiler, önemli mesajar verdiler. Ama çoğunluğun belki de eğitim seviyeleri düşük anne, babalardan oluştuğu bir kitle toplantısının yanlış odaklaştırılması sonucu bir fırsatın kaçırıldığı görüşündeyim.

Konunun elbette sosyo-politik boyutları vardır. Ama bunların uzun uzun tartışılacağı toplantı bir kitle toplantısı olmamalı idi. Elbette akademisyenlerin konunun tartışılmasına büyük katkıları vardır. Ama konunun pratiğe indirgenebilmesi gerekir. Nitekim London Metropolitan Üniversitesi öğretim görevlisi sayın Mehmet Ağca bunu söz alıp uzun nutuklar atan dermek temsilcilerinden çok daha iyi yaptı.

Bu önemli toplantıda 30 yıl önce, 70li yıllarda sol içerisinde yaptığımız aynı ideolojik tartışmaları uzun uzun dinlemek doğrusu beni derin bir hüzne boğdu. Gördüm ki toplumlarımızın sorunlarını en iyi anlaması ve bu sorunların çözümünde en aktif rol alması gereken sol kesim de başları kuma sokulu, kendi hayal dünyalarında yaşamaya, kişisel egolarını tatmin etme uğraşı içerisinde olmaya devam ediyor. Bu arada gençlerimiz birbirlerini öldürmekte, çetelerin, suç organlarının kurbanları olmakta, bunalıma girip intihar etmekte, eğitimdeki başarısızlıklarını sürdürmekteler.

Biz kendi kendimize konuşmaya devam ettiğimiz sürece sorunlarımız için yasal sorumlulukları olan yerel belediyelere, polise, merkezi hükümet organlarına, sağlık kurumlarına, milletvekillerine yan gelip yatmaları için fırsat vermiş oluruz. Ben şahsen bu tür toplantılarda akademisyenler değil, bu kurumlardan kişiler görmek ve onlara hesap sormak isterdim.

Gençler, anne babalar kısa vadeli pratik çözüm arayışındadırlar. İdeolojik sloganlar sorunları çözmez.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.