İki yüzlülük ya da çok yüzlülük…

İki yüzlülük ya da çok yüzlülük…

0
PAYLAŞ

Liberal ekonomi temeli rekabete dayanır. Rekabetin olduğu yerde özgürlüklerden bahsedilir. Görünüm olarak liberal olduğunu söyleyenler, piyasanın dengeleri içinde güçlü olanın yanında, güçlünün sesi olmayı beraberinde getirmektedir, çünkü var olan piyasa dengeleri dengesizlikler üzerine kuruludur.

Son on yıl içinde dünyamızda yer alan bir çok devletin sınırları henüz yeniden çizilmemiş olmasına rağmen, iktidar değişikleri yaşanmıştır. Global ekonominin ve o ekonominin söz sahiplerinin istekleri yönünde toplumlar yeniden biçimlendirilmekte ve tüketici düşünce yapısı ile yeninden yapılandırılmaktadır.

Son otuz yılın renkli liderleri olan Saddam Hüseyin, Mübarek, Kaddafi ve yakın aile çevresi iktidardan uzaklaştırıldı. Yemen, Suriye’de henüz iktidar koltuğunu koruyan ailelerde diğerleri gibi sona doğru yaklaşmaktadırlar. (Koltuğunda uzun süre oturanlar arasında Türkiye’de bir siyasi parti olduğunu da gözden uzak tutmamak gereklidir)

– Ülkelerdeki iktidar değişimleri ekranlar aracılığı ile izlerken, sanal bir gerçeklik içinde olmamak gereklidir, ekrandan yansıyan çatışma bizim topraklarımızı yakmayacağını kimse garanti edemez. –

Sınırdaş olduğumuz ülke Suriye’de iktidar değişimi için geri sayım sürerken, doğu sınırımızda da uzun süredir Amerika ve müttefikleri tarafından adı konulmamış soğuk bir savaş yürütülmektedir. NATO ülkesi Türkiye bu savaşta taraf olmasına rağmen, taraf değilmiş gibi iki yüzlü bir politikayı uzun süredir yürütmektedir. Suriye’deki iktidar değişimi eğer gerçekleşirse İran müttefiksiz kalacaktır ve doğal olarak geri sayım sayacı onlar için hızlanacaktır. Yanı başında Azerbaycan iktidarının da sessiz ya da sesli olarak değişim kaçınılmazdır, çünkü enerji yolu üzerinde liberal global ekonominin sahipleri; sorunlardan arınmış yeni pazar alanını yaratmak zorundadır, çünkü küresel krizin daha da derinlere doğru evreni kucaklarken, var olan krizin kronik hale dönüşmesi sürecini yaşamaktayız. (Yeni krizleri tetikleyebileceği her an için olasılık içinde vardır)

Savaşı krizlerden kurtuluş yolu olarak görenler, geçmişte yaptıkları dünya savaşından ders alarak yeni cepheler yaratmakta ve yaratılan cephelerde dengesiz güç oluşmasına özen gösterilmektedir. Savaşın galibi ve yenilgisi savaş henüz globalleşmeden (!) belli olmuştur. Tek yönlü, orantısız savaşın cephelerindeki renkli kişiliklerin ortadan kaldırılması, o devletlerin tehlike olma olasılığını bile ortadan kaldırmaktadır.

Global ekonominin yaratmış olduğu tüketici birey, ülke sınırları ve kültürlerini önemsemeden tek tipleşmekte ve ürünlerin seyahatinden daha hızlı tüketim kültürü yayılmaktadır. Beyrut’da, İstanbul’da, Kahire’de, New York’ta, Berlin’de, Paris’te aynı kıyafeti giyen yerli dili konuşan (her ülkede İngilizce karışımı yeni bir tüketim dili yaratılmıştır.) vatandaşlara rastlamak ve aynı tepkiyi veren bireyleri gözlemlemek artık şaşırtıcı değildir.

“Politikada dostluk yoktur çıkar vardır” görüşünü savunanlar; dostluk için kadeh kaldıranlar, çöllerdeki kıl çadırlarında ödül verenler tarihteki yerlerini almıştır. Ülkeler tarihten gelen dostluklarını ve ittifaklarını kağıt üzerine bırakırken, tüketim çılgınlığını körükleyen yeni medyanın yaratmış olduğu ve toplum mühendislerinin biçimlendirdiği devletlere yeni kimlik verilmekte, Dünya Ticaret Örgütü’nün belirlediği barcode’lanmaya devam edilmektedir. Her ülkenin vatandaşlık, telefon, banka barcode standartlaşmıştır. Barcode bakarak paranın, insanın, malın hangi ülkede hareket ettiği uzaktan izlenebilmekte ve firmalar için tüketici için üretilecek mallar için veri bankası oluşturulmaktadır.

Kontrollü şekilde devam eden kriz, devletlerin global liberal ekonomi ve kültüre bağlanmasını ve asimile edilmesini de beraberinde getirmektedir. Yerel kültür, devletler, cemaatler geçmişteki kadar önemli değildir…

Yeni tüketici kültür; iki yüzlü ya da çok yüzlü olmak orundadır, çünkü önemli olan çıkardır. Çıkarınız uygun davranış geliştir anlayışı ülkelerin politikasını ve bireylerin davranışını belirler konuma gelinmiştir. Paradigma toplumun en üst örgütünden en küçük örgütlenmesine kadar sinmiştir, benimsenmiştir.

Kısa süre içinde bir birlerini pohpohlayanlar, birbirini övme yarışına girenler kısaca birbirlerini omuzlarına alanlar, ertesi gün global çıkarların gösterdiği işarete göre tavır alıp, omuza aldıklarını ayakları altına alıp, linç etme yarışına girebilmektedir.

Politika güç demektir, güç yoksa eğer, güçlün yanında bulunmak erdem olarak algılanmaktadır ve bu politikaya dürüst politika, yapana da erdemli politikacı olarak bakılmaktadır.

Tüketici toplumun, hazırlanmış politikaları tüketen politikacıları üçüncü dünya ülkelerinde iktidar kotlularını korumaya ve iktidar koltuğu için her türlü manevrayı yapmayı kendilerinde hak olarak görmeleri doğaldır.

Ülke içindeki değişimler, ülkenin iç dinamikleri etkisinden daha çok, dış ülkelerdeki gelişmeler ve onların yönlendirmesi ile olmaktadır.

Üçüncü dünya ülkelerinde seçim ile hangi partinin ve hangi liderin iktidara geleceği bile önceden belirlenebilmekte ve onlar için global firmaların danışmanlarının yönlendirmesi ile kamuoyu oluşturulmaktadır. Seçimler yapılmadan kamuoyu yoklamaları ile iktidar ve lideri belli olmaktadır. Seçimler, göstermelik ve birileri tarafından seçilmiş liderlerin seçtiği adayların halka onaylanması süreci “demokrasi” olarak kabul edilmektedir.

Politikacılar iki yüzlü değildir, aksine çok yüzlüdür. O ülkelerde yaşanan iç çatışmalar, dış ülkelere gönderilen askerler hepsi global ekonominin efendilerin çıkarlarına uygun, onların politikalarının yansımasına göre belirlenmektedir. Üçüncü dünya ülkelerinin hükümetlerinin ne kalkınma planı vardır, ne de uzun vadeli politikaları. Gerekte yoktur, çünkü onlar için hazırlanmış reçeteler; ülkelerinde uygulamak halen iktidar koltuğunu dolduran hükümetler ve o koltuğa yakın ana muhalefet partilerinin görevidir.

BİR CEVAP BIRAK

seventeen − one =