KIBRIS’TAN… AB gerçekleri görmeye mi başladı?

AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, bir taraftan AB’nin Kıbrıs sorununun çözümüne hazırlandığını söylerken diğer taraftan şu an itibariyle adadaki durumun sürdürülemez olduğunu söylüyor.


Aslında bu çelişki bence iyiye alamet.


AB adadaki mevcut durumu çözümü engelleyici olarak görüyorsa ve de  bunun temelindeki mülkiyet sorununu da siyasi bir sorun olarak görüyorsa, AB’de Kıbrıs konusunda bir uyanış başladı demektir. 


AB, Annan Planı’nın Rumlar tarafından reddedilmiş olmasına ve planın kendi içinde de taraflardan bir tanesi bu planı reddederse, plan geçerliliğini kaybeder maddesi olmasına rağmen gene de, adada sürekli bir çözüm için temel oluşturduğunu düşünmekte.
Annan Planı içinde özel olarak tarafların mülkiyet sorunu ile ilgili bir bölüm olması nedeni ile de, Kıbrıslı Rumların Kuzey’de kalan malları ile ilgili olarak Kıbrıslı Türklere çıkarttıkları tutuklama kararlarını suni olarak yaratılmış siyasi bir sorun olarak görmekte.


AB, Kıbrıs’ta Rumların Kuzey’de malları olduğu kadar Güney’de de Türklerin malları olduğunun bilincinde ve mülkiyet sorununun, ancak adada Annan Planı zemininde bir çözüm olduğu vakit plan uyarınca çözümlenebileceğine kuvvetle inanıyor.


Mülkiyet konusunda, Rumların AB üyesi olmanın avantajını sonuna kadar kullanarak çıkardıkları Avrupa Tutuklama Emirlerinin de, yıllar sonra büyük çabalar sonucu açılmış kapılara ve gerçekleştirilen serbest geçişlere darbe vurması veya kapanmasına neden olmasını düşünmek bile istemiyor.


AB, çözümden sonra iki toplum arasındaki ekonomik farkın giderilmesi için Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun kaldırılmasına yönelik çalışmalarını sürdürmekte kararlı.
AB gibi BM’de aynı düşüncede ve adaya barış getirmek için Papadopulos’u sıkıştırmaya başladı.  Annan bir şekilde müzakereleri başlatabilmek için ısrarla Papadopulos’tan Annan Planı içerisindeki Rumlara göre olumsuz tarafları kendisine yazılı bildirmesini istiyor. Bu talebe önceleri “HAYIR” diyen Papadopulos baskılara dayanamayarak, Tasos Çonis’i Annan Planı’ndaki çekincelerini iletmek ve müzakerelerin yeniden başlama olasılığını araştırması için özel temsilci olarak atadı ve New York’a gönderdi. 


Evvelki gün Çonis, Genel Sekreter Kofi Annan’ın siyasi işlerden Sorumlu Müsteşarı Kieran Prendergast ile bir araya geldi ve ön temasları başlattı.


Bu ilk görüşme 90 dakika kadar sürdü ve açıklama yapılmamasına rağmen bence Prendergast, Çonis’e müzakereler Rumların engellemeleri nedeni ile başlamaz ise BM’nin ve ABD’nin Kıbrıs’lı Türklere ne gibi bir yaklaşımda bulunacağını ima etti. Çonis’in bu görüşmeden sonra böyle bir görevi almamış olmayı tercih ettiğini açıklaması, içerde çok ciddi yaptırımların veya başka bir tanımla tehditlerin kendisine iletildiği mesajını veriyor.  
Tüm bu baskılardan sonra sırf Rumları masaya oturtabilmek için Rumların ısrarla itiraz ettikleri “Türklere Siyasi Eşitlik”, “Türklerin her kademedeki Veto hakları”  ve “Birleşik Kıbrıs Devleti”nin ekonomik yapısında önemli değişiklikler yapılması gibi Kıbrıs Rumları tarafından “çok önemli” olarak addedilen konular, bu müzakerelerde değiştirilmek üzere masaya yatırılabilir. Reddedilen Annan Planında mevcut olan ve Kıbrıs’lı Türklerin vazgeçemeyeceği “Türk askerinin adada kalması” ve “Türkiye’nin etkin garantörlüğü”nü de Rumlar masaya koymak ve yok etmek amacında.


Müzakereleri 3 Ekimden evvel başlatmak gerçekleşemez ise, ben,  3 Ekim 2005’de başlayacak olan AB-Türkiye müzakerelerini,  2006 yılının ortalarında  yapılacak Kıbrıs Rum tarafındaki Milletvekili seçimlerini, 2008 yılının başında yapılacak olan Rum cumhurbaşkanlığı seçimlerini ve Kıbrıs’lı Rumların bu tarihlerle gerçekleşecek olaylarla ilgili ruhsal durumlarını göz önüne aldığımda, müzakerelerin incir ipi gibi uzatılacağını ve 2008’in sonlarına sarkacağını tahmin ediyorum.


_______________________


* Doç. Dr./ Denizcilik Fakültesi ve Mühendislik Fakültesi


 



  

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here