KIBRIS’TAN… AB Moratoryum istiyor

Sizlerin nedir bu “Moratoryum” dediğinizi duyar gibiyim.


Moratoryum’un ansiklopedik açıklaması “Olağanüstü durumlarda yasayla düzenlenen borç ertelemesi. Borçluya karşı başvurulacak hukuki yolların tümünün ya da bazılarının kullanılmasını geciktiren Moratoryuma genellikle siyasal ya da ekonomik bunalım dönemlerinde başvurulur.” (Ana Britannica Cilt 23, S. 131)


Moratoryum genelde, bir ülkenin döviz girdilerinin bırakın dış borçları, dış borçların faizini dahi ödeyemeyecek denli düşük olması durumunda söz konusu ülke tarafından ilan ediliyor. Bunun örneklerini 20.ci yüzyılın son çeyreğinde Latin Amerika ülkelerinin bazılarında gördük.   


AB’nin ilan etmemizi istediği Moratoryum bizim borçlarımızla ilgili değil. Zaten Türkiye’den başka bize borç veren her hangi bir ülke veya uluslar arası kuruluş yok. Kelime anlamına uygun Moratoryum ilan etmemiz gerektiğinde bunu AB değil zaten Türkiye isteyecek.


Moratoryum illaki para konusunda ve resmi olarak “iflas” ilan etmek manasında kullanılacaktır diye bir kural da yok. Bu talep, birtakım sürdürülen fakat sonuçları ülkeler için zararlı olan faaliyetler içinde kullanılabiliyor ve istenebiliyor.


AB’nin ilan etmemizi istediği Moratoryum “Çevre katliamı” ile ilgili. AB derhal yapılmakta olan inşaatları durdurmamızı ve artık adanın kuzey kesiminde inşaat yapılmamasını istiyor. Referandumdan sonra başlayan inşaat furyasının çevreyi katlettiği ve Karpaz’da yapılan otellerin de çevreyi öldürdüğü düşüncesindeler. Bu nedenle inşaatların yapımı konusunda “Moratoryum” ilan etmemizi istiyorlar. Yani Türkçesi “Durdurun bu inşaatları” diyorlar.


 Bu talebin AB’den gelmesi bana bu işin arkasında gene Rumların olduğunu söylüyor. Rumlar AB’yi, dahiyane bir şekilde, kendileri hiç ortada gözükmeden adanın Kuzey kesiminde sürdürülmekte olan inşaatları durdurmak için kullanıyorlar.


Geçen seneyi hatırlayın. Titinia Loizidou davası, Miras Kseni davası, Orams davası, Unwin davası, Hurma davası ve diğerleri.


Orams davasının özelliği AB vatandaşlarına yönelik olmasıdır. Aslında bu tür davaların açılabilmesi ancak Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti’nin 1 Mayıs’ta AB’ye girmesi ile mümkün olabildi. 1 Mayıstan sonra AB vatandaşı olan Kıbrıslı Rumlar hemen ve derhal AB icra mekanizmasını çalıştırabilmenin ve arazilerini işgal eden AB vatandaşlarının, vatandaşı oldukları  AB üyesi ülkesi tarafından tutuklanarak yargılanmak üzere kendilerine iade edilmesinin yollarını araştırmaya başladılar. 


Bunun için “European Arrest Warrant (EAW)” denilen Avrupa Tutuklama Emrini devreye sokabilmek için mülke tecavüz “trespass” suçunun 6 ay olan cezasını, Rum Meclisinde Mart 2005 tarihinde değiştirerek asgari limit olan 12 ayın üzerine çıkarttılar ve AB icra mekanizmasını devreye sokmayı başardılar. Bunun arkasından “Hurma” davası geldi.


23 Nisan tarihinde Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti, “Ağa Development Ltd” şirketinin Arapköy yakınlarında inşa etmekte olduğu lüks villalarla çevreyi katletmekte olduğunu iddia etmeye başladı ve konuyu AB’ye taşıdı.


Rumların bu konuda nasıl sistematik çalıştığı ve kuzeydeki topraklara, Makyavel misali mübah (geçerli) olan her yolu deneyerek sahip olmak istedikleri gün gibi ortada.
Mahkemelerle ve davalarla gözünü yıldıramadıkları Kıbrıs’lı Türkleri şimdi de AB’nin Moratoryum tehdidi ile durdurmaya çalışıyorlar. 


Bu Moratoryum isteği bizi nereye kadar götürecek.


Hep tavizleri biz mi vereceğiz. Hep yaptırımlara biz mi tabi olacağız.


Hani Mali Yardım Tüzüğü. Hani Doğrudan Ticaret Tüzüğü. Hani Ambargoların kaldırılması. Hani AB tarafından verilen sözler. AB’nin gittikçe Rum batağına saplandığını artık gün gibi açığa çıkmıştır.


Bence AB, Moratoryum ilanını bizim yerimize Rumlardan istemeli. Rumlar, Türklere uyguladıkları insanlık dışı davranış ve yaşam hakkı tanımama konusunda Moratoryum ilan etmeli.


______________


* Prof. Dr.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.