KIBRIS’TAN… ABD ile Rum Kesimi’nin arası hâlâ mayhoş

ABD tam 47 yıldır Kıbrıs ile yakından ilgileniyor. Soğuk savaş döneminde bölgedeki ilgisi aslında daha fazla Türkiye’ye yönelikti. Makarios, Kıbrıs Cumhuriyetini Bağlantısızların arasına sokunca, Kıbrıs ile ilgisi artmaya başladı. Bağlantısızlar demek, endirekt olarak Komünist Rusya demek olduğundan başka bir seçeneği yoktu.


Yunanistan’daki Albaylar cuntasının yönetimi devralması ve Kıbrıs’lı sağcı  Rumların Makarios’u devirme girişimleri aslında hep kendi kendilerini gaza getirmekten kaynaklanıyor. Bir an geliyor ve kendilerini dünyanın merkezi sanıyorlar ve 1919’da Anadolu’yu işgal etmek örneği gibi hayallere kapılıyorlar. 


1974 Barış Harekatının hemen sonrasındaki günleri hatırlarsanız, adanın yarısı elden gidince, çılgına dönen aşırı sağcı Rumlar günah keçisi olarak ABD Lefkoşa Büyükelçisi Roger Davis’i seçtiler ve 19 Ağustos 1974 günü dahiyane ve cesurca hazırlanan bir suikast ile kendisini öldürdüler.


Yara alan ABD-Kıbrıs Rum ilişkileri, zaman içinde onarıldı ve tam ABD’nin Kıbrıs’lı Rumlara güveni sağlamlaşırken bu defa 24 Nisan 2004 tarihinde yapılan Referandumda, Başkan Papadopulos’un da kışkırtmaları ile Rum tarafından %75 oranında “HAYIR” çıkınca ilişkiler gene bozuldu. Ama bu defa tam bozuldu.


ABD gerçekten Kıbrıs’lı Rumlara ve özellikle de  Thasos Papadopulos’a diş biliyor. O gün bu gün ABD hükümeti, Papadopulos’u hiç adam yerine koymadı.
Şimdi ABD’deki diplomatik kaynaklar yüksek sesle, Kıbrıs Rum Yönetimi ile ABD arasında şu anda hiçbir dönemde olmadığı kadar düşük düzeyde iletişim, anlayış ve saygı olduğundan bahsediyorlar.


ABD, her zaman Kıbrıs sorununda bir taraf ve her zaman olmasa bile çoğu kez de asıl ve son sözü söyleyen güç. Rum yönetiminin, AB’ye üye olmasından sonra ABD ile Rum yönetimi arasındaki ilişkiler artık sadece Kıbrıs sorunu hakkında olmaktan çıktı ve ABD-AB ilişkileri ve menfaat çatışmaları içine kaydı.


Rum yönetimi ile ABD, İngiltere ve hatta bazı AB üyesi devletler arasında Kıbrıs sorununa yönelik “tuhaf” bir yaklaşım gözlemleniyor.


BM Genel sekreteri Kofi Annan’ın da artık yaklaşımları biraz farklı.


Annan, Papadopulos ile Talat arasında uzlaşı olmadığı sürece yeni bir girişim başlatmayacağını ve girişimin Kıbrıs’tan gelmesi gerektiğini özellikle vurguluyor.


Mantık doğal olarak Papadopulos ile Talat arasında ortak devletin boyutları hakkında müzakerelerin gerçekleştirilmesini ve bunun akabinde, Türkiye, Yunanistan ve BM temsilcilerinin de katılımıyla iki lider tarafından güvenlik ve garantiler konularının ele alınması gerektiğini söylüyor.


Rum tarafının ilk girişimi BM’den beklediğini açıklamasına karşın ABD, İngiltere ve bazı AB üyesi ülkeler, BM Genel Sekreter Yardımcısı Prendergast’ın raporunu benimseyerek, ilk girişimin Kıbrıs Rum tarafından gelmesi gerektiği düşüncesindeler.


Bu da, adadaki iki lider arasında (Talat – Papadopulos) doğrudan görüşmeler yapılması gerekecek demektir.


Bir taraftan Rumların uzlaşmaz tutumları ve Türkleri azınlık yapmak çabaları, diğer taraftan da AB’nin Türkiye ile Katılım Müzakerelerinde Kıbrıs konusunu baskı aracı olarak kullanmak istemesi adayı hızla ayrılığa götürürken, BM’nin ABD’nin ve bazı AB üyesü Devletlerin bu girişimleri bana boşuna gibi geliyor.


Hele özellikle Türkiye’nin evvelki gün Belçika’nın başkenti Brüksel’de yapılan ve AB’nin İlerleme Raporu ile Katılım Ortaklığı Belgesi’ndeki görüşlerin değerlendirildiği resmi görüşmede,  “Türkiye Kıbrıs konusunda yapacağını yaptı. Hiçbir adım beklemeyin” mesajını vermesi, iplerin iyice gerildiği mesajını veriyor.


Dün de üst düzey bir siyasinin “inceldiği yerde kopsun” demesi, son durumu açıklıkla ortaya koyuyor…


_____________


* Prof. Dr. 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.