KIBRIS’TAN… Annan’a evet denilseydi şimdi ne olmuştu?

Annan Planı kabul edilseydi şimdiye kadar neler olmuştu?


24 Nisan 2004 referandumunda her iki taraftan da “EVET” oyları çıkmış olsaydı şimdiye kadar neler gerçekleşmiş olurdu hiç merak ettiniz mi?
Benim aklıma gelenler şunlar.


İki bölgeli, iki toplumlu, Federasyona dayalı “Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti” ilan edilmiş ve 1,5 yaşını da doldurmuş olurdu.


13 Haziran 2004 tarihinde “Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti”ni oluşturan iki devletin Federe Milletvekilleri, Senatörleri ve AB Milletvekilleri seçilmiş olurdu.
Federal parlamento ve dördü Rum ikisi Türk olan, altı asil ve oy hakkına sahip, ikisi Rum biri Türk olan, üç tane de oy hakkına sahip olmayan, dokuz üyeli Başkanlık Kurulu seçilmiş olurdu.


Başkanlık Kurulu’nun görev süresi beş yıl olacağından ve Birinci beş yıllık dönemde her 10 ayda bir, bir Kıbrıslı Rum ve bir Kıbrıslı Türk dönüşümlü olarak başkanlık yapacağından, şu anda “Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti”nin başında bir Rum Cumhurbaşkanı olacaktı.


Kıbrıs Türk devleti tarafınca, Kıbrıs Rum Devletine aşamalı olarak toprak iadesi başlamış olacaktı.


Yaklaşık 30 bin Kıbrıslı Rum, Kıbrıs Rum Devletine iade edilmiş topraklardaki evlerine dönmüş olacaktı. Aynı zamanda Kıbrıs Türk Devleti altında yaşamayı kabul eden Kıbrıslı Rumların da kademeli olarak dönüşü başlamış ve bitiyor olacaktı.


Planda Türkiyeli göçmenler için tespit edilen 45,000 sayısı içine Türkiyeli göçmenlerle evlenen Kıbrıs’lılar ve onların çocukları da Türklerin tüm itirazlarına rağmen dahil edildiğinden, 1974 sonrası gelen göçmenlerin neredeyse yarıdan fazlası evlerinden ve mülklerinden koparılarak Türkiye’ye dönmüş olacaklardı.


“Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti” yöneticileri, Türkiye’den adaya gelecek olan ziyaretçilerden, Türkiye’nin tüm ısrarlarına rağmen Shengen vizesi istemeyi uygun gördüklerinden, vize alamayan Türk vatandaşları adaya giremeyeceklerdi.  


Geçmiş 1,5 yıl içinde 40 bin Türk askerinden 25 bini Türkiye’ye dönmüş olacaktı. Plandaki geri çekilme programına göre Ekim 2006’ya kadar da kademeli olarak 9 bin Türk askerinin daha Türkiye’ye geri dönme operasyonu başlayacaktı.


Gayrimenkul sahibi Kıbrıslı Rumlar evlerini ya da köy veya kasabalarındaki başka bir evi geri almaya hak kazanmış olacaktı. Kıbrıslı Rumlar iki ile dört yıl içinde de Kıbrıs Türk kesimindeki topraklarının da üçte birini geri alma işlemi başlamış olacaktı.


Her mal sahibi Rum geri alamadığı malı için tazminata hak kazanmış olacaktı.


Karpaz bölgesindeki dört köye, Kıbrıslı Rumlar, hiçbir kısıtlama olmadan yerleşmiş ve geniş siyasi özerkliğe sahip olmuş olacaklardı.


Karpaz bölgesindeki dört köyden çıkarılan Türkler, Mesarya’nın ortasında bir yerlere yerleştirilmiş ve bağırıyor olacaklardı.


Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar arasında turizm sektöründe olduğu gibi bütün sahalarda işbirliği olanakları başlamış ve Türk Turizmciler ile yatırımcılar Rumların baskı ve boykotu altında bunalmış olacaklardı.


Kıbrıs Türk devletinin ekonomik yapısında güçlü Kıbrıs Rum devletinin baskıları hissedilmeye başlanmış olacaktı.


Adanın askersizleştirilmesi programı uyarınca, GKK lav edilmiş, RMMO ise lav ediliyor gibi olacaktı.


Sivil Türklerdeki silahlara el konulmuş olmasına rağmen, sivil Rumlarda hiç silah yoktur beyanı ile Rum milislerin ellerindeki kaleşnikoflar yastık altında saklanıyor olacaktı.
4.cü kez göçmen durumuna düşmüş olan Türkler, güneydeki mallarının istimlak edilmiş veya harabe haline gelmiş olması nedeni ile geri dönemediklerinden, ne yapacaklarının ve nereye gideceklerinin düş kırıklığı içinde kuzeye gelen Rumlarla sürtüşmeye başlamış olacaklardı.


Rumlar tarafından 1974’e geri dönük olarak Rum evleri içinde oturan tüm Türklere davalar açılmış olduğundan iki toplum arasında büyük bir gerginlik oluşmuş olacaktı.
Louizidou, Kakulli ve Arestis davaları Kuzeyde Rumlarla iade edilmeyen malları üzerinde Rumların hak iddialarını pekiştirmek için  “Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti” fiilen her olanağı yaratmış olacaktı.


Rum yerel Mahkemelerinde Türkler aleyhine, Türk yerel mahkemelerinde de Rumlar aleyhine yüzlerce tazminat davası açılmış olduğundan, tüm ada halkı bir kaos içinde yaşıyor olacaktı.


Türkiye Cumhuriyeti, kamu görevlisi Kıbrıs’lı Türklerin maaşlarını göndermekten zorla vazgeçirildiği için, federal devlette iş bulamamış olan eski (KKTC) kamu görevlisi Kıbrıs’lı Türkler, işsizlik ve parasızlıktan bunalmış ve eski günleri hayal ediyor olacaklardı.  


“Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti”nin tüm stratejik mevkilerinde, müdür ve daha üst düzey görevlerinde,  AB normlarına uygun ve gerekli uyum kurslarını almış Türkler bulunamadığından, Kıbrıs’lı Rumlar görev yapıyor olacaktı.


Sivil havacılık, Hava limanları, Merkez Bankası, Eski Eserler Dairesi, Tapu, Telekomünikasyon Dairesi, Sahil Koruma, Gümrük, Muhaceret Dairesi, Denizcilik Müdürlüğü gibi stratejik birimler Merkezi Hükümete bağlı olduğundan, “Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti” Rum çoğunluk tarafından idare ediliyor olacaktı.


Evet,  benim şimdilik aklıma gelenler bunlar. Sizde bildiklerinizi ilave edin ve gene önümüze konacak olan ve de Rumların bunlarla yetinmeyip daha da fazla haklara sahip olacağı yeni “Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti”nde yaşamayı ve Türk ortak olarak bize lütfedilmiş haklarımızı hayal etmeye başlayın.  Eğer elimizde üzerinde yaşayacak toprak bırakıldıysa.


***



***



   26.12.2005 – 20:06:00  


 


***


 


***


 



 
 
 
— (TUĞ/MG)                  FOTOĞRAFLI


***


 


 


 


Military sources: Abbas at political low point
 
By Amos Harel
 
Sources in the Israeli military establishment say that Palestinian Authority Chairman Mahmoud Abbas is at an all-time political low since taking over from Yasser Arafat in November 2004. Some Israeli intelligence officials believe he is considering resigning.


Senior Israel Defense Forces officials and Shin Bet security service officials have said recently during internal discussions that Abbas is impotent to enforce his directives, especially on the security front.


Abbas is barely on speaking terms with some security officials, and when he succeeds in issuing an order it is not implemented, they said.


 
Abbas even said that the Qassam rockets being fired from the Gaza Strip at Israel are “Israel’s problem” and that he does not intend to interfere. “Let the Israelis deal with it,” he said.


The Israeli officials say that apart from deploying national security forces along the border with Israel in northern Gaza, no action has been taken against the Qassams. Even though there are nearly 30,000 men in arms under the PA’s banner, they have not been able to enforce their will on the Islamic Jihad and the other militant groups involved in launching the rockets.


The Israeli officials attribute the continuing launches, including the recent focus on Ashkelon and environs, to specific directives from the headquarters of the Islamic Jihad in Damascus.


_______________


* Prof. Dr.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.