KIBRIS’TAN… Ağır Ceza Mahkemesi

KIBRIS’TAN… Ağır Ceza Mahkemesi

0
PAYLAŞ

Dün bir arkadaşımın davası ile ilgili olarak Lefkoşa’daki Mahkeme binasına gittim ve bütün gün Ağır Ceza Mahkemesi salonunda oturarak duruşmaları takip ettim.
Daha evvel hiç görmek veya katılmak olanağımın olmadığı bu dünya ben çok etkiledi.


Hukukçu değilim ve bilmiyorum. Belki de mahkemeler ve duruşmalar hakkında yazı yazmak suç ama, ben kesinlikle gözlemlerimi yazmam gerektiğine inanıyorum. Varsa cezama da razıyım.


Toplumun büyük bir kesiminin, yargının bu dünyasını hiç görmediğini düşünüyorum. Pek çok kişi belki de normal dava salonunda yani tek yargıçlı bir salonda bulundu ama üç yargıçlı bir ağır ceza mahkemesi salonunda veya duruşmasında hiç bulunmadı.


Zaten benim de ilk katılımımdı ve bende derin izler bıraktı. O, beş altı saatlik kısacık yarım günde, devleti hissettim ve yargı kavramını yaşadım.


Devleti tam manası ile tanıyorum ve devlet ne demek çok iyi biliyorum.


Bürokrasi nasıl çalışıyor, fikirler nasıl oluşuyor, hangi süreçten geçip realiteye dönüşüyor biliyorum. Kendisi bir cisim gibi var olmadığı halde, dokunduğunda hissetmediğin, baktığında görmediğin, kokladığında kokmayan ama hayatımızın en küçük bir diliminde veya gereksiniminde varlığını hissettiğimiz devlet ne demektir bunu yıllar önce yaşayarak ve biçimlendirerek çok iyi öğrenmiştim.


1976 yılında, yirmili yıllarının ortasında hayata atılmış daha gencecik bir bireyken, aday olarak girdiğim Milletvekilliliği seçimi kazanarak  o dönemdeki adı ile “Kıbrıs Türk Federe Devleti Meclisi”ne Milletvekili seçilince,  devleti yakından tanımak, kafamın içinde bir türlü şekillendiremediğim devlet olgusunu gerçeğe dönüştürmek fırsatım olmuştu.


Artık devlet benim için bir olgu değil, elle tutulabilir bir gerçeğe dönüşmüştü o günden sonra.  Devlet nasıl nefes alır, nasıl yaşar ve nasıl ölür bunu çok iyi öğrendim.  


İşte dün Ağır Ceza Mahkemesi ile ilk defa tanışmak fırsatım oldu.


Yıllardır mahkemeler de benim için hep kafamın içinde bir türlü şekillendiremediğim bir olguydu. Hele Ağır Ceza Mahkemesi, kavram olarak vardı da, realite olarak yoktu kafamın içinde.


Daha her hangi bir duruşma başlamadan yani salon boş iken, görevli polislerin ve mahkeme personelinin düzeni ve disiplini beni çok etkiledi. Müthiş bir disiplin ve saygı havası var salonda.  


Ağır ceza yargıçlarının ikisi erkek bir tanesi bayandı. Oturum başkanı olan yargıcın  cüppesinde kırmızı, sağında ve solunda oturan yargıçların cüppelerinde de üzerlerine simle hukukla ilişkili motifler işlenmiş olduğu yeşil saten yaka vardı. Saten yaka, boyun kısmını dolandıktan sonra aşağıya kadar iniyordu. Cüppenin kollarının ucunda da aynı kumaş ve desende kol ağızları yer alıyordu.


Önümdeki sıralarda oturan savcılar ve avukatların büyük çoğunluğu da bayandı.


Hafızam beni çok değil 20-25 yıl gerilere götürdü hemen. O dönem tüm yargı sistemi hep erkeklerden kuruluydu.


Kürsünün arkasında ve önünde oturan kişiler arasında bayanların çoğunlukta olması hemen dikkatimi çekti ve beni çok mutlu etti. Televizyonlarda, yanı başımızdaki Suriye, Filistin, Iran, Irak, Afganistan gibi ülkelerdeki yaşamı ve kadınların sosyal yaşamdaki yerlerini  gördükten sonra, bir anda toplum olarak hiç fark etmeden hangi sosyal engelleri aşmış olduğumuzu gözlemledim. Bize doğal geliyor ama oralarda hiçte öyle değil.


Çok gerileri değil elli sene evvelsini düşündüğümde, ne denli büyük adımlar attığımızı, nasıl kadın-erkek ayırımını çoktan gerilerde bırakmış olduğumuzu gördüm, fark ettim aniden.


Tanıklar, savcının veya savunma avukatının sorularına yanıt verirken, yargıçların tek tek yüzlerine baktığımda, her üçünün de dikkatinin konuşan kişiye yoğunlaştığını, gözlerinin tanığa kilitlendiğini ve bırakın en ufak bir sözü, en küçük bir mimik hareketini bile kaçırmamaya gayret ettiklerini gözlemledim. Hak yememek için olağan üstü konsantre olmuşlardı konuşan kişiye.


O an aklıma hukukun, adaletin terazisi geldi. Adaleti resimsel olarak tanımlayan, elinde terazi tutan genç bayan figürü geldi gözümün önüne. Ne kadar da doğru tanımlanmış.      


Atatürk’ümüzün “Adalet Devletin Temelidir” sözleri geldi aklıma. Ne kadar da doğru söylemiş.


Sanırım “Adalet” her şeyin temeli ve bizde de emin ellerde. Bundan hiç şüphem yok.


_______________


* Prof. Dr.

BİR CEVAP BIRAK