KIBRIS’TAN Biz AB’yi, AB bizi ne kadar istiyor?

Karar zamanı geliyor. AB’yi istiyor muyuz? Veya bu soruyu biraz daha değişik sormamız gerekiyor. AB bizi istiyormu?


Şüphelerim var. Gelişmeleri yakından takip ettikçe, bu şüphelerim gün geçtikçe büyüyor. Avrupa Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi, Kıbrıs’la ilgili bir raporunda ilk defa Ada’nın kuzeyine de değindi. Değindi değinmesine de bakın, dün Strasbourg’da oy çoğunluğu ile kabul edilen Avrupa Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi’nin Kıbrıs raporunda ve tavsiye kararında neler var. Bu değinmeden sonra ben bir şeyler değişiyor artık sanmıştım ama gerçek hiçte öyle değil.


Kongre tarafından alınan tavsiye kararında KKTC, “Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti hükümetinin fiili kontrolü altında olmayan adanın kuzey bölümü” olarak tanımlanıyor. Yani biz varız veya yokuz, KKTC adlı bir devletimiz var veya yok, hiç önemli değil. Önemli olan adanın kuzeyinin Rum idaresi altında olmaması.


Kararda, BM ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları temel alınarak, KKTC’de düzenlenen seçimlerin yasadışı ve geçersiz olduğu, Avrupa Yerel Özerklik Şartı’nın Ada’nın kuzeyinde uygulanamadığı, bu durumun sorumlusunun da “işgal altındaki toprakları fiilen kontrol eden Türkiye Cumhuriyeti” olduğu görüşleri yer alıyor.


Bu son cümle bana hiç yabancı gelmedi aslında. Kıbrıs’lı Rumların veya Rum Yönetiminin hangi beyanına veya söylevine baksam, aynı cümleyi ve aynı kalıbı görüyorum. Sanki Avrupa Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresinin Kıbrıs’la ilgili bir raporunu bir Rum yazmış. Zaten öyle de oluyor. Rapora kendi istedikleri cümleler konana kadar hiç durmadan itiraz ediyorlar ve sonunda da istediklerini yazdırmayı başarıyorlar.


Bir de KKTC’de düzenlenen seçimlerin yasadışı ve geçersiz olduğu değinmesi var ki, evlere şenlik. Bir taraftan ABD’den, BM’den ve AB’den gelen gözlemciler seçimlerin tam normlara göre yapıldığı hakkında rapor veriyor, diğer taraftan da Rum adadaşlarımız bu seçimlerin yasadışı ve geçersiz olduğunu, yalan olduğunu bile bile rapora yazdırıyorlar.
 Buna ilave olarak, bir de KKTC belediyelerinin Avrupa Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi’nde temsiliyeti konusu, Kongre’nin 16 Aralık’ta Strasbourg’da düzenleyeceği siyasi işler büro toplantısına ertelenmesi var.


KKTC ve Türkiye, Kıbrıs Türk belediyelerinin de Kongre’de, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’ndeki KKTC’li Milletvekilleri gibi  oy hakkı olmadan resmen temsil edilmesini istiyor. Rumlar tabi buna da karşı. Hiçbir yerde ve hiçbir koşulda, Kıbrıs’lı Türklerin temsiliyetini istemiyorlar.
Ortaya çıkan bir gerçek var.


Artık Rumların bu olumsuz ve Kıbrıs’lı Türkleri  dışlayıcı tavırlarına AB’nin sessiz kalmaması gerekiyor. AB sessiz kaldıkça ve Rumların her tür oyununa boyun eğdikçe saygınlığını ve inandırıcılığını kaybetmeye başlayacak. AB’nin, 3 Ekim sonrasında Referandum öncesi verdiği sözleri tutması gerekmektedir. Adada gerçekçi ve sürdürülebilir bir barış ve çözüm için önce adım adım izolasyonların kaldırılması sonra da KKTC ile Kıbrıs’lı Türklere layık oldukları hakların verilmesi lazımdır.


 26 Nisan 2004’te alınan kararlar çerçevesinde AB Konseyinin izolasyonu kaldırma kararını uygulamaması AB’ye olan güveni büyük oranda zedelemiştir. AB problemli bir adayı içine alarak işlediği hatanın artık farkına varmalıdır.


Kıbrıs Türklerinin her geçen gün AB’den uzaklaşmaları artmakta, AB sevgileri azalmaktadır. Gün gelipte KKTC’yi birlik içine almaya karar veren AB, bunu kabul edecek bir Kıbrıslı Türk dahi bulamayacaktır.


________________


* Prof. Dr.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.