KIBRIS’TAN… Fransa’nın bahanesi

KIBRIS’TAN… Fransa’nın bahanesi

0
PAYLAŞ

ATA Fransa’nın görülmemiş bahane politikası…


Chirac sanki Türkiye için “İmtiyazlı Ortaklık” isteyen Angela Merkel’in baskısında kalmış gibi Türkiye-AB müzakerelerinin tam üyelikten ziyade bir “özel ilişki” kurulmasına yönelik olmasını istiyor.


Hem Chirac ve Başbakanı Dominique de Villepin, hem de Fransa’da Türkiye’nin üyeliğine karşı olanların lideri İçişleri bakanı Nicolas Sarkozy, iktidar uğruna Alman sağının lideri Bayan Angela Merkel ile kader birliği yapıyorlar. Bunları kader birliğine yönelten fikir de “Türkiye’yi bir günah keçisi yapmak.”


Bütün çabaları iç tribünlere oynayabilmek, vatandaşlarının duymak istediklerini söylemek ve oy potansiyellerini arttırmak. Aralarında AB’yi veya AB çıkarlarını düşünen yok. Oy uğruna adi, ucuz ve AB kuruluş esaslarına aykırı bir popülist politika yürütüyorlar.
Fransa’nın genelde AB’nin genişlemesi, özelde ise Türkiye’nin AB’ye katılımı konusunda ciddi tereddütleri var.


Şimdi bunlara bir de içteki siyasi çekişmeler eklendi. Villepin ile Sarkozy tam bir “sidik yarışına” girdiler. Fransa’da 2007 yılında yapılacak Milletvekilliği seçimlerine yatırım yapmak için Başbakan Villepin ile İçişleri Bakanı  Sarkozy, Türkiye’nin üyeliğini bahane edip sıkı bir rekabete giriştiler.  Bu çekişmede kaybedecek taraf belli, “Türkiye”. Üstelik bu konuda Türkiye’nin hiçbir suçu yok ve maalesef yapabileceği her hangi bir şey de yok.
İşin gerçeğine bakarsak Fransa’nın aslında istediği Türkiye’nin Kıbrıs (Rum) Cumhuriyetini tanıması değildir. Fransa, Türkiye-AB müzakerelerinin tam üyelikten ziyade “İmtiyazlı Ortaklık” veya diğer bit tanımla  “özel bir ilişki” şekline yönelik olmasını istiyor. 
İstiyor istemesine de, Türkiye ile ekonomik çıkarlarını göz önüne alarak buna cesaret edemiyor ve erkekçe ortaya çıkıp söyleyemiyor.


Bu düşüncesini eyleme dönüştürebileceği bir bahane yaratabilmek için öne kaktıracağı ve sırtından politik  oyunlar oynayabileceği bir “keriz” arıyor. AB içindeki 24 üye ülkeden bu işe en uygunu, Türkiye ile sorunu olan Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti.  Bu durumda, Kıbrıs’ı bir şekilde kendi çıkarlarına alet etmekten başka hiç bir seçeneği yok. Bu nedenle aradığı “keriz”, alternatifsiz olarak Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti.


Bu nedenle Fransa, Kıbrıs’ı kendi çıkarları için bahane olarak kullanmaya ve öne sürmeye karar verdi ve de hemen, protokolün imzalanmasını bahane ederek uygulamaya da geçti. 
Fransa önce, protokolün imzalanmasını bahane edip, Kıbrıs Rumlarının ağzına bir parmak bal çalıp Don Kişot gibi ortaya itti. Arkasından da  diğer üye ülkelere yazı gönderip müzakere çerçeve belgesinde tam üyelik dışında bir seçeneğin de zikredilmesi halinde, Türkiye’nin Kıbrıs (Rum) Cumhuriyetini tanınması konusunun da ileri bir tarihe ertelenebileceği mesajını dile getirdi. 


Buna karşın Yunanistan ve Kıbrıs, Fransız art niyetinin farkına vardı ve bu tuzağa düşmedi.
Türkiye, bir şekilde Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti’ni, AB’nin üyesi bir devlet olması nedeni ile diplomatik yoldan tanımak zorunda. Bu sorunu şimdilik, mevcut Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti’nin, 1960’da kurulan ve kendisinin de garantörü olduğu Kıbrıs Cumhuriyeti ile aynı devlet olmadığı tezi ile savuşturdu. Türkiye’nin bu görüşü, AB ülkelerince de mantıklı bulunuyor. Bu nedenle de, 3 Ekimde müzakereler başlarken tanıma konusunu da çok dürtmemek niyetindeler.


Zaten, bu aşamada Türkiye’nin böyle bir şey yapması da olası değil. Kıbrıs (Rum) Cumhuriyetini tanımaktansa katılım müzakerelerinin başlamasını ertelemeyi tercih edeceğini ima etti.


 


 


 


 

BİR CEVAP BIRAK