KIBRIS’TAN… Güney insiyatifi elden kaçırdılar

KIBRIS’TAN… Güney insiyatifi elden kaçırdılar

0
PAYLAŞ

1960 yılların başında Makarios’un, o dönemde, 2.ci dünya savaşından sonra iki kutuplu hale gelen dünyada, Amerika ve Rusya bloklarının dışında kalmak isteyen ülkelerin oluşturduğu “Bağlantısız Ülkeler Grubu”na girmesi ve kara cüppesi ile din adamlığına güvenerek bağlantısız ülkelerin liderliğine oynaması, Kıbrıslı Rumlara yıllarca tepe tepe kullanacakları bir saygınlık kazandırmıştı.


Makarios, Birleşmiş Milletlerde, arkasında “Bağlantısızlar Grubunu hissedince Kıbrıs’ı ele geçirmek ve Enosis adımlarını hızlandırmak için, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasını göz göre göre ve uluslar arası antlaşmalara aykırı olarak çiğnemekten hiç çekinmedi. Kıbrıslı Türklere soykırım uyguladığı halde, yargılanması gerekirken, 4 Mart 1964 tarihinde BM Genel kurulunda yapılan ünlü oylamada, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Kıbrıs’ın uluslararası tanınan tek hükümeti, Makarios da onun başkanı olarak kabul edildi.


Rumlar bu olanağı, 1977 yılına kadar Makarios’un şahsında, 1977 de Makarios’un ölmesinden sonra da “Miras” olarak Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği”nin dağıldığı 1992 yılına kadar tepe tepe kullandılar.


Yunanlıların asırlardır Avrupalılar ile yaptıkları evlilikler, Avrupa’daki birçok devlet yönetiminde kısa yoldan söz sahibi olmalarına yol açtı. Komisyonlarda, Meclislerde kulis yapmak yerine, Yunanlıların yalana dayalı propagandaları Helen kökenli eşleri vasıtası ile üst düzey mevkideki yöneticilere birebir aktarılıyordu ve olaylar hep Yunanlıların lehine gelişiyordu. 


Birlemiş Milletler Genel Kurulunda veya Güvenlik Konseyinde Kıbrıslı Türkler ve Türkiye aleyhine, arkalarındaki bu gücün yardımı ile kendi istekleri doğrultusunda kararlar çıkarttırmaktan da hiç çekinmediler.


15 Temmuz 1974’de Kıbrıs Cumhuriyetini yıkmak içim darbe yapmalarına, 16 Temmuz 1974’de “Kıbrıs Helen Cumhuriyeti”ni ilan etmiş olmalarına rağmen, zeytin yağı gibi suyun üstüne çıkmayı başarmışlar ve adada Kıbrıslı Türklerin toptan katliama uğramalarına mani olmak için “1974 Barış Harekâtını” gerçekleştiren Türkiye’yi suçlu kendilerini de mazlum konumuna sokmayı başarmışlardı.


Tabii her şeyin bir sonu olduğu gibi, bununda sonu geldi ve kara papaz Makarios’tan kalan bu miras yene yene bitti. 


Türkiye’nin son yıllarda ekonomisinin güçlenmesi, bölgede söz sahibi bir konuma gelmesi ve proaktif dış politika uygulaması, dünya politikasındaki geleneksel dengeleri bozmaya ve Türkiye lehine değiştirmeye başladı.


Orta Doğu’daki kalıplaşmış dengeler çoktan bozuldu.


Kıbrıs Rum Yönetiminin Arap ülkeleri ile olan kırk yıllık ilişkileri aniden tersine dönüverdi. Suudi Arabistan kralının son birkaç ayda 2 kez Türkiye’yi ziyareti, daha birkaç yıl evvelsine kadar kanlı bıçaklı olduğu Suriye’nin hem Başbakan hem de Cumhurbaşkanı düzeyinde Türkiye’yi birkaç kez ziyareti, Ürdün kralının Ankara’ya gelmesi, İsrail devlet Başkanı ile Filistin devleti başkanı Mahmut Abbas’ın Ankara’da görüşmeyi kabul etmeleri, Türkiye’nin bölgede ne kadar etkili ve nüfuz sahibi olduğunu apaçık ortaya koymaktadır.
 
Buna ilaveten de Cumhurbaşkanı Gül’ün Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde Türkiye Cumhurbaşkanı olarak konuşma yapması ise yepyeni bir gelişme.


ABD’nin Orta Doğu’da içine düştüğü Irak ve Iran kapanı, Türkiye’nin kıymetini aniden ortaya çıkarıverdi. Irak’tan şerefli bir şekilde çekilmek isteyen Amerika Türkiyesiz bunu yapamayacağının farkına vardı. Aynı şekilde gittikçe kızışan ABD-İran çekişmesinde, dünya kamuoyunu karşısına almadan konuyu çözmek isteyen Amerika, Türkiye’nin arkasına saklanarak bu badireyi şereflice atlatmanın planlarını yapıyor.


Hepsinin üstüne tuz biber eken de ise artık ABD’nin, BM’nin ve AB’nin Kıbrıs sorunundan bıkmış olması ve Türkiye ile olan ilişkilerine Kıbrıslı Rumların zarar verir düzeye geldiğini fark etmiş olmalarıdır.


Gül, Cumhurbaşkanı seçildikten sonra ABD Başkanı Bush kendisine telefon ederek Washington’a davet etti.  Bunu daha evvel hiç kimseye yapmamıştı.


Gül Amerika’ya giderken, Rumların bütün dua ve temennilerine rağmen çantasına Kıbrıs konusunu da koydu ve Bush ile yaptığı uzun görüşmede Kıbrıs konusu da masadaydı.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, görüşme sırasında Güney Kıbrıs’ın Kıbrıs sorunundaki tutumu konusunda eleştirilerde bulundu ve Kıbrıslı Türkler üzerindeki ambargoların kaldırılması için Washington’dan girişimler yapmasını talep etti.


Türk-Amerikan ilişkileri bu yeni dönemde çok iyi bir düzeye yükseldi. İki lider, düzenli olarak temastalar ve her iki ülkeyi rahatsız eden ortak konuları görüşüyorlar.


Kıbrıs konusunda artık inisiyatifin Rumların elinden çıktığı kesin.


“Gündemi belirleyen siyasete hâkim olur” sözüne uygun olarak artık Kıbrıs konusunda gündemi Türkiye belirliyor. Siyasete de hâkim olacağı belli oldu.


Önümüzdeki aylarda ve 2008 ile 2009 içinde Kıbrıs konusunda politikayı yönlendirenin ve sonucu da belirleyecek olanın Türkiye olacağını hep birlikte göreceğiz.


____________


* Prof. Dr.

BİR CEVAP BIRAK

three × two =