KIBRIS’TAN… Kıbrıs’ı Türkiye’den koparmak

Rumların adada ne bizlerle ortak yaşamaya, ne de kapsamlı ve sürdürülebilir bir anlaşma yapmaya niyetlerinin olmadığı her gün bir başka şekilde ortaya çıkıyor.


Müzakerelerin boşuna yapıldığı inancım da gün geçtikçe daha çok pekişiyor.


Müzakerelerin Türk tarafı ayağını oluşturan Sayın Cumhurbaşkanı M. A. Talat ne kadar iyi niyetli, yapıcı ve çözüm için çabalıyorsa, Rum tarafı ayağını oluşturan Rumların Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas da bir o kadar, adil ve hakça, BM kıstaslarına uygun, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözümden kaçmak için çaba gösteriyor.
 Adeta, müzakereleri hiç çaktırmadan ve üzerine sorumluluk almadan sabote etmek ve kendi istekleri doğrultusunda yönlendirmek için elden geleni yapıyor.


Çok değil daha dün Hristofyas, “Müzakereler Tek Yol” başlığı ile bir açıklama yaptı ve Kıbrıs sorununun sadece barışçıl bir yöntemle çözülebileceğini söyleyerek Kıbrıs sorununa çözüm bulunması amacıyla Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la gerçekleştirdikleri müzakerelerin zor olduğundan bahsetti.
Tabii ki zor olacaktı.
Herhalde Kıbrıslı Türklerin ve Cumhurbaşkanları Mehmet Ali Talat’ın, Rumların her isteklerine “Evet” diyeceklerini ve ayaklarına da kapanacaklarını sanmıştı.  


Dün kendisini ziyaret eden Yunan ve Rum asıllı Amerikalılara, kafasında ne gibi bir çözüm olduğunu anlattı ve müzakerelerdeki stratejisi ile hedefini de ortaya koydu.
 
Hristofyas’a göre Kıbrıs sorunu ancak, tüm Kıbrıs halkının insan hakları iade edildiğinde, göçmenler topraklarına ve mülklerine geri döndüğünde ve Türkiye evine gitmek için askerlerini topladığında, çözülmesi mümkün olacakmış.
Ayrıca adadaki Türkiye Cumhuriyeti kökenli kişilerin büyük bir problem teşkil ettiğini, sayılarının Kıbrıslı Türklerden fazla olduğunu ve Kıbrıs’tan geri gitmelerinin de çözümün ana unsurlarından birini oluşturduğunu da, Rumların akıllarındaki çözüm kriterlerine ilave etmeyi unutmadı.


Tabii bu arada unuttuğu birkaç önemli nokta daha var.
Türkiye’nin garantörlüğüne gerek olmadığı ve artık Türkiye’nin de Kıbrıs adası ile olan bağlarını koparılması gerektiği.
İstiyorlar ki, Kıbrıs adasının tek efendisi Kıbrıslı Rumlar olsun ve adada kalmayı yeğleyen Kıbrıslı Türkler de azınlık statüsünde yaşamlarını sürdürsünler, Rumlar önlerine ne kadar kemik atarlarsa o kadarını yesinler.
Aynen 21 Aralık 1963 tarihinde Rumların Kıbrıslı Türklere uygulamaya başladıkları katliamdan sağ kalanlar için Türkiye Kızılay’ı tarafından gönderilen yiyecek, çadır ve giyeceklerin Kıbrıslı Türklere ulaşmasına mani oldukları ve 1964 Mart ayında Rum Bakanlar Kurulunun aldığı kararla 37 çeşit malın Türklere satışını yasakladıkları gibi. Dış dünya tarafından protesto edilmemek ve soykırımla suçlanmamak için kararın içine koymadıkları ama uygulamaya koydukları çocuk sütü ve ilaç ise 38.ci ve 39.cu yasak maddeyi oluşturuyordu.


Hristofyas,  Rum ve Yunan kökenli Amerikalılarla yaptığı söyleşide, bu gün KKTC sınırları içinde kalan Dikmen (Dikomo) adlı köyüne ve yıkılan evine, aynı zamanda da Girne’ye değinmiş ve oralarda yaşamak istediğini belirtmiş.
Güzel hoş da, hiç Rum Cumhurbaşkanı olduğu 24 Şubat 2008 tarihinden sonra güneydeki yerle bir olmuş ve 1963de terk edilmiş herhangi bir Türk köyüne gitti mi?
Ne oldu bu adamlara da yerlerini, yurtlarını, köylerini, evlerini, bahçelerini ve atalarının içinde yattığı mezarlıklarını 1963 yılında terk ettiler diye kendi kendine veya Papadopulos’un 2005 yılında madalya verdiği EOKA’cı eşkiyalara sordu mu? 


Hristofyas ister kabul etsin, ister etmesin benim isteğim, aklımdaki çözüm ve gönlümde yatan aslan da, Rumlar güneydeki devletlerinde, bizim de adına KKTC dediğimiz, küçücük ama hepsi de bizim olan devletimizde, Türkiye’nin garantörlüğü altında ve elimle tutup gözümle gördüğüm Türk Askerinin varlığı ve garantisi ile Kıbrıslı Türk Yöneticilerin idaresinde yaşamak.


__________________


* Prof. Dr. Ata ATUN
http://www.ataatun.com 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here