KIBRIS’TAN… Kuzeyde Aresti, güneyde Arif

Her ikisinin de soyadı “A” ile başlıyor. Birisi kuzeyde ortalığın karışmasına neden oldu, diğeri de güneyde aynen korku filimi gibi etki yapıyor.


Mülkler konusunun, adada var olan iki bölgede, Rum ve Türk bölgelerinde, sorun yaratacağı kesin.     


Bir taraftan Türkiye’nin AB kavramlarına uyum sağlama zorunluluğu ve ödemekle yükümlü olabileceği büyük tazminatlardan kaçınmak çabası, diğer taraftan Kıbrıs (Rum) Cumhuriyetinin Rum vatandaşlarını AİHM’e başvurmaya teşvik uygulaması ve tüm bu gelişmelerden bağımsız yeni yeni ortaya çıkmaya başlayan  Türklerin güneyde bıraktıkları mülkleri üzerindeki hak iddiaları, mülkler konusunun iyice adanın gündemine oturmasına yol açacağı kesin.


AB, Kıbrıs’lı Türklerden Rum mülkleri üzerinde yapılan inşaatlara Moratoryum istemesine ilaveten aynı isteğin Rumlardan da talep edileceği apaçık ortada.
Gerçek şu ki, mülkler konusunda her iki tarafa da baskı var ve bundan hem Rumlar hem de Türkler en az zararla çıkış yolları arıyor.


Aresti davası ile Türkiye, AİHM’in öngördüğü şartlara haiz olması halinde, Rumlar tarafından yapılan 1400 başvurudan kurtulmak için KKTC üzerinden iç yargı yolunu tanımayı ve onu yasallaştırmayı bir yerde artık kabul etti.


Taşınmaz malların tazmini ve davalar konusunda başı ağrıyan sadece Türkiye değil.


Buna paralel olarak, Rum hükümetinin başı da aynı konudan derde girmiş vaziyette. Kıbrıs’ın mevcut siyasi sorununa büyük bir olasılıkla içinden çıkılmaz boyutlar getirecek olan Kıbrıslı Türk Mustafa Arif Mutluson’un davası da, aynen Loizidou veya Aresti gibi pilot bir konu.


Mustafa A. Mutluson’un  Limasol’un Yalova köyündeki (Piskopu) taşınmaz mallarının kendisine iade edilmesi talebini haklı bulan Rum mahkemesi söz konusu taşınmaz malların kendisine iade edilmesi ve mülklerini istediği gibi kullanmaya hakkı olduğu yönünde karar aldı.


Mahkeme bu kararı aldı ama bunu dinleyen yok. M. A. Mutluson’un evinde bir Rum göçmen ailesi oturduğundan, Kıbrıs Rum hükümeti hemen istinafa başvurma kararı aldı. Baş Savcı Solon Nikitas aldığı direktifle, Titina Loizidou davası ile elde edilen kazanımların her hangi bir şekilde zarar görmesine mani olmak ve Türklerin evlerinde oturan Kıbrıs’lı Rumların korkuya kapılmaması amacı ile hiç zaman kaybetmeden mahkemenin bu kararına itirazda bulundu ve mahkeme kararının uygulanmasını, konu hakkında Yüksek Mahkemede karar alınıncaya kadar durdurdu.


Aksi olsaydı, ve bu işten zarar gören bir Rum olsaydı, Rum hükümeti Mahkeme kararının derhal uygulamaya konması için üstten para bile verirdi. Ne yazık ki, hukukun üstünlüğü ve insan hakları üzerine inşa edilmiş Avrupa Birliğinin üyesi olan Kıbrıs (Rum) Cumhuriyetinde adalet hep Rumların çıkarları yönünde çalışmaktadır. Ben zaten 1974 öncesi, taraflardan biri Rum diğeri de Türk olan her hangi bir trafik kazasında, koşullar ve kaza nedeni ne olursa olsun hiçbir zaman haklı bulunan bir Türk’e rastlamamıştım. Bundan sonra da rastlayabileceğimi hiç sanmıyorum.  Türkler her zaman ve her koşulda suçlu bulunmuşlardı.  


Büyük bir olasılıkla M. A. Mutluson’un  Rum hükümetince istinaf edilen davası 12 Ocak 2006 tarihinde Yüksek Mahkeme’de görüşülmeye başlanacak. Hukuk çevreleri konuyu çok kritik olarak görüyor ve Asliye Hukuk Mahkemesinin kararının Yüksek Mahkeme tarafından bozulmasına uzak bir olasılık olarak bakıyorlar. İnşallah bu görüşler doğru çıkar ve M. A. Mutluson tüm mülkünü geri alır.


Çıkacak karar sadece ve sadece 2 olasılıklı ve bu kararların ikisi de Rum Hükümetini zora sokacak ve başını iyice ağrıtacak . Yani tam, üstü bıyık altı sakal bir durum.
Her iki sonuçta Kıbrıs (Rum) hükümetini çıkmaza sürükleyecek ve Türk mülkleri konusunda çok önemli bir emsal oluşturacak. Bu dava ile Kıbrıs Rum hükümetinin, ya Türk mallarını iade edersin ya iade edersin çıkmazına gireceği kesin.


Birinci olasılığa göre Yüksek Mahkeme, Kıbrıs (Rum) hükümetini Kıbrıslı Türk M. A. Mutluson’u tatmin etmek zorunda bırakacak, veya;


İkinci olasılığa göre M. A. Mutluson kararı haksız bulacak ve AİHM’e başvuracak. M. A. Mutluson’un AİHM’de davasını kazanacağı ise yüzde yüz.


Resmi olarak Kıbrıs (Rum) Bakanlar Kurulu’nun önünde, tamı tamına M. A. Mutluson olayına benzer 43 konu bulunuyor.  Rum Bakanlar Kurulu, önünde bulunan ve güney Kıbrıs’taki tapulu mallarını geliştirmek isteyen Kıbrıslı Türkler’e ait bu 43 başvuruya insanlık dışı bir yaklaşımla herhangi bir şekilde izin vermiyor.


AB ise gözünü dört açmış, bu konuda insan hakları ihlalleri olursa hemen  müdahale etmek için hazırlık yapıyor. AİHM’de bu davaları kabul etmeye hazır.


Kıbrıs Türk mülkleri üzerinde Kıbrıslı Rumlar oturdukları için bu dava sonuçlandıktan sonra güneyde çok ciddi sosyal sorunlar ortaya çıkacak.


Çok büyük bir olasılıkla önümüzdeki 6 ay içerisinde, taşınmaz mallar konusunda her iki kesimde de, yani hem Rum hem de Türk idaresi altındaki bölgelerde, dramatik ve radikal değişikler olacak ve konu ile ilgili yeni yasalar ile Bakanlar Kurulu kararları çıkartılmak zorunda kalınacak.  


______________


* Prof. Dr.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.