KIBRIS’TAN… PKK – Kıbrıs Rum bağlantısı

PKK ile Kıbrıs Rumlarının bağlantısı, terörist başı Apo’ya verdikleri C015918 numaralı, 1995-2005 yılları arasında geçerliliği olan, Lazaros Mavros adına çıkarılmış Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti pasaportundan ibaret değil.


Bağlantı Gazeteci Lazaros Mavros’dan yıllar önce, 1974 Barış Harekâtından hemen sonra, 1976 tarihinde ASALA ve PKK terör örgütleriyle, Güney Kıbrıs üzerinden Türkiye’ye karşı terörü yönlendirmek üzere Vassos Lissaridis tarafından kuruldu.


Azılı ve tescilli bir Türk düşmanı olan Vassos Lissaridis, geçmiş yaşına bakılmadan daha iki gün önce Papadopulos tarafından Mağusa- Lazkiye deniz otobüsü seferlerinin durdurulması için Suriye’ye gönderildi. Suriye’de masaya eski dosyaları koyan ve seferler durdurulmazsa bunları basına sızdıracağını söyleyen Vassos Lissaridis’i, Suriyeli yetkililer kibarca oyalayıp kapı dışarı ettiler.


NATO’nun, Doğu Akdeniz bölgesindeki durumu ile ilgili olarak Moskova’ya danışmanlık da yapmış olan Lissaridis, 1976’da Atina ve Paris’te düzenlenen NATO karşıtı toplantılarda yaptığı konuşmalarda, Türkleri Adadan atmak için yeni bir “Vietnam savaşı”na ortam hazırladıklarını söylemiş ve faaliyetlerini de bu yöne çevirmiştir.


Geçen yıllar içinde Lazaros Mavros, uyuşturucu kaçakçısı Theofilos Georgiadis ile birlikte Lefkoşa’da “Kürdistanla Dayanışma Komitesi”ni (KDK) kurmuşlar ve bu çatı altında PKK militanlarının sorunları ile ilgilenmeye başlamışlardır. Bu yasal kuruluşun tabelası arkasına saklanarak yıllarca PKK’ya Türkiye’de eylem yapmaları için silah ve patlayıcı sağlamışlar, özel kimlik kartı çıkardıkları Kürt militanları, Kıbrıs Rum tarafında kurdukları kamplarda uzun yıllar eğitmişlerdir.


Kıbrıs’ın Güney kesimi,  Rum siyasiler tarafından 1976’dan günümüze kadar terörün beslenmesi için çok uygun bir üs haline getirilmiştir. Ortadoğu’dan batıya uyuşturucu, batıdan ise Ortadoğu’ya silah kaçakçılığının merkezi olmuş, Güney Kıbrıslı kaçakçılar, ortaklık kurdukları PKK terör örgütü mensuplarının yanı sıra Arap ve Ermeni kaçakçılarla Güney Kıbrıs üzerinden Avrupa ve ABD’ye her çeşit uyuşturucu yollamakta, karşılığında aldıkları silahları Ortadoğu’daki teröristlere satmışlardır.


Güney Kıbrıs Rum yönetimi de, yaratılan bu ortamdan yararlanmış, adanın bir terör üssü haline gelmesine göz yummuştur. İç savaş nedeniyle Lübnan’dan kaçan Ermeni militanlara kucak açmış, korumuş ve Ermeni silah ve uyuşturucu kaçakçılarını kullanarak, onları Türkiye aleyhine kışkırtarak cinayetlerine ortam hazırlamıştır. Ermeni terör örgütü ASALA, Avrupa’da örgütlenmeden önce uyuşturucu kaçakçıları, Avrupa’nın önemli başkentlerine yerleşmişler ve piyasaya ucuz fiyatla büyük parti uyuşturucu sürmüşlerdir.


Türkler aleyhine yıllarca faaliyetlerini sürdürmüş olan bir başka kuruluş da, Aris Hacipanayotu tarafından “İşgale Karşı Pan Kıbrıs Hareketi” adı altında kurulmuştur.  Bu kuruluş yıllar boyu Türkiye aleyhine çalışmış, tüm harcamaları da Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından karşılanmıştır. Faaliyet alanı içinde Güney Kıbrıs’ta üslenen PKK terör örgütü militanlarını örgütleyip onlara çeşitli bahanelerle Türkiye aleyhine mitingler yaptırmak, Türkiye’yi protesto ettirmek ve propaganda amaçları için kullanmak yer almaktadır.


Kıbrıs Rum Yönetimi Apo’nun üzerinde Kıbrıs Rum pasaportu ile yakalanmasından sonra, uluslar arası toplulukta ve BM’de bilinen bir teröriste sahte pasaport vermek konusunda suçlanmamak için aklınca yasal bir manevra ile sorumluluktan kurtulmak senaryosu düzenlemiştir.


Zamanın Başsavcısının, Mavros’un konuşmama hakkını kullandığını söylemiş ve  Kıbrıs’taki soruşturmanın sona ermiş olduğunu ve olayın açıklığa kavuşması için Kıbrıslı uzmanların Türkiye’ye gidip Öcalan’ın üzerinden çıkan pasaportu incelemeleri gerektiğini iddia ederek dosyayı kapatmıştır.


Kıbrıs Rum Yönetimi de bu danışıklı dövüşün arkasına saklanmış ve bugüne değin sorumluları adalet önüne çıkarmayarak akıllarınca sorumluluğu sırtlarından atmışlardır.
 
Bu güne değin hiçbir Rum politikacı konuşmalarında veya beyanatlarında, PKK’yı terörist bir örgüt olarak tanımlamamıştır.


Rum tarafındaki Cumhurbaşkanlığı yarışında, ılımlı gözüken ve adada barışı kuracağını savunan DISY’nin adayı Yannis Kasulides, Dışişleri Bakanı olduğu dönemde  “Kıbrıs, Kürtler’in özgürlük, insan hakları ve kültürel kimlik mücadelesini desteklemektedir” diyerek, daha o günden Türkiye hakkındaki gerçek düşüncelerini ortaya koymuştur.  


GKRY’deki örgütsel faaliyetlerin tamamen Rumlardan oluşan KDK’nin girişimleri çerçevesinde yürütülmesi, Rum kilisesinin “sosyal çerçeveli yardımlar” başlığı altında KDK’ya maddi destek sunması, PKK yanlısı yayınlara imkan sağlanması, Kuzey Irak’ta yaralanan bazı teröristlerin GKRY’ye getirilerek tedavi ve rehabilite edilmesi, örgütün düzenlediği para toplama kampanyaları ve örgütsel yayın satışının hiçbir engellemeye maruz kalmadan Rum tarafında yapılması, Kıbrıs Rum Yönetimin PKK ile bağlarının ne denli yoğun olduğunu çok iyi göstermektedir.


Ve şimdi biz, Kıbrıslı Türklerden, anavatanımızın can düşmanı PKK’ya yataklık eden Kıbrıslı Rumlarla ortak yaşamamız teklif edilmektedir. Birileri hayal görüyor ama bu biz değiliz.
 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

twenty + 7 =