KIBRIS’TAN… Rumlarla ortak yaşam

Kıbrıslı Türklerin yerel Türkçelerinde, her yörenin de olduğu gibi, Kıbrıs’a has deyimler var.
Bunlardan bir tanesi de halk dilinde çok kullanılan ve “İnananın da” diye başlayan deyimdir.
Bu deyimde, bu ilk kelimeden sonra gelen başka kelimeler de var ama onları yazmak istemiyorum.


Tam da bu yazının başlığında yazdığım “Rumlarla Ortak Yaşam” kavramına yanıt olacak bir deyim bu.


23 Nisan 2003 tarihinde kapılar açılınca, sanki Kıbrıs’ın tarihinde de bir beyaz sayfa açıldı sandı Rumları tanımayan birçok insanımız.


Büyük bir heyecanla güneye giden soydaşlarımız daha ilk günden kötü davranışlarla karşılaşmaya başladılar. Tanınmış bir gazeteci arkadaşımıza ki, Rumlarla beraber yaşanacağına kalben inanıyordu, bir kahvehaneye oturup kahve söylediği vakit, Türk olduğu için kahve servisi yapılmadı. Uzun bir süre beklemesine rağmen, kahveci yanından bile geçmedi. En sonunda kahveciyi çağırıp kahve siparişini tekrarladığında, kahveci Türk olduğu için kendisine kahve yapıp getirmeyeceğini belirtti.
Şok etkisi yaratan bu olay daha soğumadan bir Kıbrıslı Türk aile de, Trodos ziyareti sırasında kendi araçlarının içinde saldırıya uğrayıp tartaklandılar.
 
Hangi birini yazayım.
Bir başka soydaşımız, Lefkoşa-Larnaka anayolunda sürekli sıkıştırılıp, önce geliş-gidiş yolları arasındaki beton ayıraca doğru sıkıştırıldı sonra da dönemeçte yol dışına atılmaya çalışıldı.
Neydi bu vatandaşımızın suçu.
Bütün suçu, plakasının KKTC numaralarını taşımasıydı, yani Kıbrıslı Türk olmasıydı.


Zaman içinde sayıları yüzleri geçen soydaşlarımızın araçları park yerlerinde kasti hasara uğratıldı. Kimi çivi veya gatsavida (tornavida) ile çizildi, kimine taşla vurulup kaportası içeri çökertildi, kiminin de lastiklerini tamir edilemeyecek şekilde bıçakla kesildi.


Rumlarla ortak yaşamı kendisine ilke edinmiş bir Türk siyasi partisinin, her fırsatta anavatana ve adada barışı sağlayan Türk askerine dil uzatan bir yetkilisi bile bu saldırılardan nasibini aldı ve Ledra caddesinde saldırıya uğradı.


Daha birkaç ay evvel İngiliz okulunda okuyan çocuklarımıza yapılan saldırılar taptaze herkesin aklında. Neyse ki artık Girne’de bir İngiliz Okulu açıldı ve İngiltere’de okumayı hedefleyen çocuklarımız bu irfan yuvasında en güzel bir şekilde eğitilmeye başlandı. Umarım artık velilerimiz çocuklarını, Rum tarafındaki İngiliz okuluna göndermezler.


Ve tabii ki, Doğu İngiliz üs bölgesi toprakları içinde yer alan ve güya ortak yaşamın olduğu yer diye propagandası yapılan Pile’deki Atatürk büstüne ve Türk ilkokuluna yapılan çirkin saldırı hala hafızalarda. Üzeri alçı kaplanıp, çirkefle kirletilmeye çalışılmış Atatürk büstü bu sözde ortak yaşamın tam bir yüz karasıydı.
Son olay da Cumartesi günü Kıbrıslı Türklerin trafik ışıklarında durmalarını fırsat bilen APOEL ve Anorthosis taraftarı kisvesi altındaki bir takım fanatiklerin, Türk araçlarına taşlı, şişeli ve sopalı saldırıları.
Olayı örtbas etmek isteyen Rum Polisinin iddiası ise bu kişilerin futbol fanatiği yani “Holigan” oldukları ve bir şey yapamayacaklarıydı. Ne kadar inandırıcıysa..
Adamlarda zaten utanma diye bir kavram yok.


Bütün bu olaylar yaşandıktan sonra, AB üyesi bir devlet olan Kıbrıs (Rum) Cumhuriyetinin Rum polisine yapılan şikayetlerin hiç birinin failleri her nedense bir türlü bulunamadı.            
“Faili meçhul cinayetler” gibi bunlar da “Faili meçhul vukuatlar” (Olayı gerçekleştiren kişinin bulunamadığı suçlar” olarak Rum polisindeki tozlu raflarda yerini aldı.
Bu güne kadar hiçbir saldırgan Rum Mahkemelerinde yargılanıp suçlu bulunmadı. Suçlu bulunup hapse konmayı veya tazminat ödemeyi bir kenara bırakın mahkemeye çıkarılıp yüzüne ithamname bile okunmadı hiçbir Rum saldırganın. 
 
Şu bir gerçektir ki,  Türk düşmanlığı Kıbrıs Rum halkı içinde oldukça yaygın bir duygu. Daha doğdukları günden itibaren bu düşmanlık gerek kilisede gerekse de Rum okullarında genç beyinlere işlenmekte. Hem de yüzyıllardır.


KKTC sınırları içinde bu davranışları sergileyemiyorlar. Korkuyorlar.
Bizleri her zaman korumuş ve 1974’deki katliamdan kurtarmış olan “Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri”nden yani “Kolordu”muzdan ve göz bebeğimiz “Güvenlik Kuvvetleri”mizden korkuyorlar ve bir türlü cesaret edemiyorlar.
Şimdilik başımıza gelebileceklerin en masumu bunlar.
Güneyde bizi koruyan olmadığı için istedikleri gibi saldırıyorlar ve sonra da Rum polisinin himayesi altına sığınıyorlar.
Türk askeri adadan gittiği gün, başımıza gelecekler, 1963-1974 döneminde bize uygulanan soykırımın aynısı olacaktır. Bu olaylar da sadece bunun ispatı ve habercisidir.


Soykırıma uğradığımız 1963-1974 döneminde ben, Kıbrıslı bir Rum ile ihtilafı olan herhangi bir Kıbrıslı bir Türkün Rum Mahkemelerinde haklı bulunarak davayı kazandığını veya bir trafik kazasında bir Rum ile davalaşmış olan bir herhangi bir Kıbrıslı Türkün haklı bulunarak tazminata hak kazandığını hiç görmedim, duymadım ve yaşamadım.   


Rumlarla Ortak Yaşam ha!
İnananın da….
   
__________________


* Prof. Dr. Ata ATUN
http://www.ataatun.com 
 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

4 × three =