KIBRIS’TAN… Rumların Tüzük kazığı

28 Kasım Pazartesi gününün AB Avrupa Parlamentosu kahramanı, DİSİ Avrupa Milletvekili Panayotis Dimitriu seçilmeli.


Dünkü Rumca gazeteler, neredeyse bu adamı milli kahraman ilan ettiler.


Ne yaptı biliyormusunuz?


Avrupa Parlamentosundaki Yeşiller grubu, Kıbrıslı  Türklere yönelik mali finansman ve direkt ticaret tüzüklerinin onaylanmasını ve hayata geçirilmesini savunduklarını ve üye ülkelere, Anayasa’nın ruhuna aykırı olacak şekilde veto hakkını kullanmaktan kaçınarak, yapıcı şekilde hareket etmeleri çağrısında bulundular.


Sonra da AB Güvenlik ve Savunma Politikası’na ilişkin oylama çerçevesinde Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komitesi’nde bir oylama yapıldı. Yapılan açık ve parmak kaldırma yönetim ile yapılan oylamada öneri 28 Evet’e 27 Hayır oyu ile kabul edildi.


Bu karara göre Kıbrıs (Rum) Cumhuriyetinin, Avrupa Parlamentosu’nda Kıbrıslı Türklere yönelik “Mali Finansman Tüzüğü”nün onaylanmasında veto kullanma hakkı kısıtlanmış veya ortadan kalkmış oldu.


Üye olmadığı halde devreye giren ve oylamaya itiraz eden DİSİ Avrupa Milletvekili Panayotis Dimitriu’nun itirazlarını Komite Başkanı Elmar Brook kabul etti ve elektronik oylama talebinde bulunarak oylamanın tekrarlanmasına olanak sağladı.


Verilen arada, gerekli kulis faaliyetlerini yapmak fırsatını bulan Panayotis Dimitriu, bu çalışmalarının semeresini gördü ve yapılan elektronik oylamada bu sefer Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarına son verilmesine ilişkin tüzükler konusunda veto hakkını kısıtlayan siyasi mesajın, tek bir oy farkla yani 27 Evet’e karşı 28 Hayır oyu ile reddedilmesini sağladı.


İşin ilginç tarafı komite üyesi olmamasına rağmen, bazı Avrupa Halk Partili üyelerin komite birleşimine katılmamalarını fırsat bilen DİSİ Avrupa Milletvekili Panayotis Dimitriu, bir yolunu bulup birleşime katıldı ve bizlerin aleyhine oy kullandı.


Bu onun için büyük bir başarı oldu olmasına da, bana da Rumların gerçek yüzlerini, bizim hakkımızda ne düşündüklerini ve bizim için ne istediklerini çok açık ve net bir şekilde gösterdi. Bizim çıkarımıza olabilecek her tür davranışa veya karara mani olmak için, “Makyavel felsefesi”ne uygun bir şekilde nasıl elden gelen her şeyi yaptıklarını ve gerektiği zaman ve yerde sahtekarlığa bile yeltenebileceklerini gösterdi.   


Benim en çok merak ettiğim, bizleri düşman gören, her siyasi platforma bizim lehimize olabilecek kararlara taş koyan, bloke eden ve bizleri boğmak için elden geleni yapan bu Rumlarla niye hala daha bizi birleştirmek için uğraş verilmekte,  çabalar sarf edilmekte ve planlar yapılmaktadır.


Hala daha gerek Avrupa Birliğinin seçkin üyeleri olan Rumların ve Yunanlıların dışındaki 23 üye ülkenin siyasileri, Birleşmiş Milletler Teşkilatının üst düzey Yöneticileri ve Amerika Birleşik Devletlerinin hükümet üyeleri ve derin devlet bürokratları, bizlerin ortak bir yapıda yaşayamayacağımızı anlayamadılar mı?


Yıllardır kuyumuzu kazan Kıbrıs’lı Rumlarla, bizler yarın nasıl olup ta aynı saflarda, masalarda ve odalarda oturacağız ve birbirimizin çıkarı için çalışacağız.


Ben Kıbrıs’lı Rumların, Türklere karşı bu tutumlarını, davranışlarını, saygısızlıklarını ve aşağılayıcı düşüncelerini gördükten ve bizi kısa zaman içinde “Osmosis” yöntemi ile asimile edeceklerinden iyice emin olduktan sonra nasıl olacakta, beraber yaşayacağız ve bu topraklar üzerinde güya ortak bir devlet yaşatacağız, gerçekten hiç ama hiç anlamıyorum.


Benim kafam gerçekten bu olasılığa inanmıyor ve bunun olabileceğini de algılayamıyor. Zaman zaman ben “Guno”muyum (aptal) diyerek kendimden ve zekâ seviyemden dahi şüpheleniyorum.


Rumlar bu tür davranış ve düşünceleri ile iki toplumun arasını açtıklarının ve adadaki bölünmüşlüğü kalıcılaştırdıklarının farkındalar mı acaba?


Sanırım 23 Nisan 2003’de kapıların açılması çok isabetli oldu ve Rumların gerçek yüzlerine tanımamızı sağladı. Sanırım Rumlarla beraber yaşamak isteyen Kıbrıs’lı Türklerin sayısında, o günden bu güne bayağı ve dramatik bir düşüş oldu.  


Rum ve Türk toplumlarının ayrılması ve iki toplumun kendi bölgeleri içinde ayrı ayrı yaşamaları fikri her iki tarafta da gün geçtikçe daha da çok taraftar buluyor ve pekişiyor.
Bence BM, ABD ve Annan, bizleri birleştirmek için boşuna çaba, zaman ve para harcıyor.       

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.