KIBRIS’TAN… Sıkışan Papadopulos

PAYLAŞ

Sıkışan Papadopulos gündem değiştirmeye çalışıyor…


Son günlerde Papadopulos bayağı sıkıştı. İlk günlerdeki başarılı gibi gözüken siyaseti, başına yeni belalar sarmaya başladı.


AB içinde, yeni ortak üye olarak kendisine duyulan saygı da, güven de erozyona uğramaya başladı.
 
Bunun üstüne üstlük bir de Türkiye’nin, “Ne pahasına olursa olsun AB üyeliği” felsefesinden vazgeçmesi ve “AB üyeliği olsa da olur, olmasa da olur” havasına girmesi, Papadopulos’un bütün ileriye dönük stratejisini bozdu, taktiklerini sıfırla çarptı.


AB içindeki etkinliği ilk güne kıyasla bayağı azalan Papadopulos, Avrupa’da inişe geçmiş olan güven ve saygı eğrisini tekrar yukarı döndürmeye ve yönünü değiştirmeye çalışıyor. Artık Brüksel’de perde arkasında ve kulislerde, “Bıktık bu Kıbrıs’lı Rumlardan” diyenlerin sayısı dikkate değer bir mikatara ulaştı.


 Brüksel’den gelen bariz haberler, AB dönem başkanı Almanya’nın, KKTC’nin AB ile doğrudan ticaret yapmasını sağlayacak kararın 133.cü maddeye göre “Oybirliği” ile değil “Oyçokluğu” ile alınmasına kapı açacak bir formül üzerinde çalıştığını gösteriyor.


Genişlemeden Sorumlu Komiser Olli Rehn geçen hafta, Annan Planı Referandumundaki  sonuç dikkate alınarak, daha aralarına Rumlar girmemişken, kendi inisiyatifleri ile Kıbrıs’lı Türklerin içinde bulundukları ambargo ve izolasyonları kaldırmak amacı ile Doğrudan Ticaret Tüzüğünü ve Mali Yardım tüzüklerini kabul ettikleri temelde, yani AB’nin üçüncü devletlerle ticari ilişkilerinde uygulanmakta olan 133. maddesi temelinde, kararın “Oybirliği” yerine “Oyçokluğu” ile alınmasında ve Kıbrıs Türk halkı ile ticari ilişkiler kurarak, ticaretin doğrudan KKTC limanlarından yapılmasının onaylanmasında, hem kendinin hem de komisyonun  ısrarlı olduğunu açıklamıştı.


AB’nin bu beklenmeyen davranışı Kıbrıs’lı Rumları bayağı telaşlandırdı. Bu gerçekleşirse ellerinde sıkı sıkıya tuttukları “veto kozları” sıfırla çarpılmış olacak.


Bu nedenle son birkaç aydır, mazlum rolüyle ve işgal altında olan ülke ağlamaları ile Kıbrıs konusunu tekrar gündeme getirmek ve ilgi çekmek peşindeler. Gece gündüz, Başpiskopos Hrisostomos’un yönetiminde Türkiye’nin kendilerine yeni kozlar vermesi için topluca dua da ediyorlar.
 
Yıllardır uyguladıkları Bizans politikaları ve stratejileri hiç değişmedi. Kıbrıs’lı Rumların son aylar içinde attıkları planlı adımlar, Kıbrıs sorununu yeniden uluslararası gündemin üst sıralarına oturtmaya yönelik. Bu adımlar;


a- Kıbrıs (Rum) Cumhuriyetinin tek taraflı ilan ettiği Münhasır Ekonomik Bölgelerinde petrol ve doğalgaz aramaları ile ilgili anlaşmalar yaparak Türkiye’nin yüksek sesle itiraz etmesinin sağlanması,
b- 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Kuruluş Anlaşmalarına aykırı bir yöntemle tek taraflı olarak Fransa ile savunma işbirliği anlaşması yaparak, Türkiye’nin garantörlük haklarının sulandırılması,
c- 8 Temmuz Gambari süreci sonucunda mutabakata varılan Teknik komitelerin ve Çalışma gruplarının işlerlik kazanmaması için sudan bahanelerle ve uçuk taleplerle çalışmaların engellenmesi, 
d- 1964 tarihli Lokmacı Barikatının güneyinde yer alan Ledra Sokak’taki duvarı yıkması ve geçişlerin başlaması için Türk askerinin geri çekilmesini koşul olarak ortaya koyması,
e- 33 yıllık kayıp çocuk Hristakis Yeorgiu hikayesini ortaya atarak, mazlum rolünü oynama soyunması,


AB dönem başkanı Almanya’nın, Kıbrıs’taki çıkmazın mimarının Papadopulos olduğunun ilan etmek düşüncesi var ve bu da en sona sakladıkları kararları. Halen AB Komisyonu, İngiltere ve sorumluluğu Lefkoşa’nın omzuna yüklemek istedikleri bilinen bir grup AB üyesi ülke, buna şimdiden olumlu gözle bakıyor ve destek veriyor.


Rumlar “Doğrudan Ticaret Tüzüğü”nün Kıbrıs sorununda, “KKTC’nin kendi ayaklarlı üzerinde durabilmesi ve ambargoların kaldırılması” şekline dönüşebileceğinden korkuyorlar. “Doğrudan Ticaret Tüzüğü”nün ilk günkü hali ile ve “Oyçokluğu” ile kabul edilmesinin, aşamalı olarak KKTC’nin ekonomik özerkliğini ve siyasi açıdan yükselmesini gündeme getireceği endişesindeler.


Perşembe gecesi Rumların, daha önceki tüm direnmelerin karşın, “Lokmacı Barikatı”nın karşısındaki duvarı yıkmaları gerçekte bir “İyi niyet” gösterisi değil, tam tersine köşeye sıkışmış olduklarının çok açık bir ifadesidir.


Şimdi KKTC Hükümetine ve endirekt olarak Türkiye’ye “Ben barikatı kaldırdım. Geçiş isteniyorsa Türkiye de şimdi o noktadan askerlerini geri çeksin ve  çözüm yolundaki iyi niyetini göstersin” diyor.


Rumların Bizans taktikleri ve hedefleri belli.


Konuyu döndürüp dolaştırıp adadaki Türk askeri varlığına getirmek ve Avrupa’da mazlum rolü ve toprakları işgal altındaki zavallı rolünü oynayarak “Çözüme mani olan işgalci Türkiye’dir” temasını işlemek ve aleyhindeki olumsuz havayı olumluya çevirmek.
Tabi yılların “Çoban ve kurt hikayesi”nde olduğu gibi artık bu safsatalarına inanacak birini bulabilirlerse.


______________


* Prof. Dr.


EDİTÖR’DEN: SAYIN OKUYUCULAR, ŞİMDİYE KADAR YALNIZCA HAKARET İÇERMEYEN YORUMLARI YAYINLIYORDUK… BUNDAN SONRA İSİM VE SOYAD BELİRTİLMEYEN YORUMLAR DA YAYINLANMAYACAKTIR…

CEVAP VER