KIBRIS’TAN… Xenides-Arestis vs Turkey davası

Rusya Federasyonunun Sibirya eyaletinin Novosibirsk kentinde yapılan Uluslar arası İlim Merkezi toplantısına katılmak için yazılarıma ara vermek zorunda kaldığımdan tüm okuyucularımdan özür dilerim.


Kıbrıs’a döndüğüm gün Arestis davasının kararı gündeme bomba gibi düştü. AİHM Kararını hemen İngilizce olarak elde ettim ve birkaç (yüz) kez okudum.
Acaba tartışılmazı gereken Arestis davası kararı mı, yoksa bu davanın nedenleri mi?
Bence Davanın nedenleri, bu karardan çok daha önemli.


Nedenleri saptamak için 42 yıl geri giderek 1963’den günümüze gelmek gerekiyor. 1959 Zürih ve Londra anlaşmalarından sonra Kıbrıs’lı Türkler ile Rumlar arasında yapılan ve altında her iki toplumun liderlerinin imzasının bulunan sadece ve sadece 4 tane anlaşma var.    


7 Ocak 1964, Lefkoşa . Hareket ve Muhabere serbestisinin iadesi ve diğer ehemmiyetli meselelere dair anlaşma. İçerik : Ateş Kes Anlaşması. İmzalar : Dr. F. Küçük ve Makarios
2 Ağustos 1975, Viyana. Nüfus mubadelesi Anlaşması. İçerik : 110,000 Türk’ün Kuzeyde 585,000 Rum’un güneyde yerleşmesi Anlaşması. İmzalar : Rauf R. Denktaş ve G. Klerides.
27 Ocak ve 12 Şubat 1977, Lefkoşa. 4 maddelik ilke Anlaşması. İçerik : 2 Bölgeli ve 2 Toplumlu Federal Devlet. İmzalar :  Rauf R. Denktaş ve M. Makarios.
18-19 Mayıs 1979, Lefkoşa. 4 maddelik Anlaşma. İçerik : 2 Kesimli, 2 Bölgeli, 2 Toplumlu Federal Cumhuriyet. İmzalar :  Rauf R. Denktaş ve S. Kyprianou.


Bu anlaşmalara bakarsanız, 1.cisi 21 Aralık 1963 yılında başlayan toplumlararası çatışmaları durdurmak için yapılan Ateş kes anlaşması olmasına rağmen, içeriğinde Türklerin ellerinde ve kontrollerinde bulundurdukları topraklardan bahsetmektedir. Adada 2 bölgenin ve 2 toplumun var olduğunun temelleri aslında bu anlaşma ile atılmıştır.
2.ci Anlaşma, 1974 Barış harekatından yaklaşık 1 yıl sonra yapılmış ve ilk defa kesin ve açık bir dille adada 2 bölgenin bulunduğu (kuzeyde Türk, güneyde Rum) vurgulanmış ve adadaki tüm Türklerin kuzeydeki Türk bölgesine, tüm Rumların da güneydeki Rum bölgesine sağ salim gitmeleri konusunda anlaşmaya varılmıştır.  
3.cü ve 4.cü anlaşmalarda ise adada yeni bir devletin kurulmasını ve kurulacak bu devletin federal bir yapıda, 2 kesimli, 2 bölgeden ve 2 toplumdan oluşacağı vurgulanmıştır.
 İşte Louizidiou, Kakoulli ve Arestis davalarının amacı ve kökeni bu 4 anlaşmayı geçersiz kılmak ve başta Rumların Cumhurbaşkanı Makarios olmak üzere, dönemin Rum Cumhurbaşkanı vekili  Galfkos Klerides ve Rum Cumhurbaşkanı Spiros Kyprianou tarafından imzalanan ve adadaki 2 kesimliliği, 2 bölgeliliği ve 2 toplumun varlığını inkar edilemez bir biçimde vurgulayan bu anlaşmaları bir şekilde yok saydırmak.


 Bu anlaşmalar var olduğu müddetçe, adanın güneyinde yaşamayı altına attıkları imzalarla kabul eden Rumların, kuzeye geri dönmeleri veya kuzeyde bıraktıkları mallar üzerinde hak talep etmeleri olanaksızdır.


Bunun bir tek yolu, önce AB’ye girmek, arkasından da AİHM’de açılacak davalarla kuzeyde bıraktıkları topraklarını geri almak ve yukarıdaki anlaşmaları da AİHM kanalı ile geçersiz hale getirmek idi ve bunu da uygulamaya koydular.


Louizidou davası, dikkat edilirse KKTC’ye karşı değil, aradaki sınırda bulunan Türk askeri nedeni ile sınırı geçip Girne’deki evini görmeye gidemediği için açılmıştır. AİHM evini göremediği için Louizidou’yu haklı bulmuş ve Türkiye’yi hem tazminat ödemeye hem de söz konusu evini davacıya iade etmeye mahkum etmiştir.
Bu karardan sonra zaten, sınırdaki Türk askerleri geri çekilmiş yerlerine Güvenlik Kuvvetleri Askerleri (Mücahitler) konmuş ve 23 Nisan 2003 tarihinde de sınır kapıları açılmıştır.


Gene bu kararın doğurabileceği sonuçlar ve tazminatlar göz önüne alınarak KKTC Anayasasının 159.cu maddesinin 1.ci fıkrasının b) bendi tadil edilerek Mülkiyet komisyonu kurulmuştur.


AİHM’nin bu davadaki hakim yapısına ve kararlara bakılırsa, 6 evet’e 1 hayır oyu ile “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesi ile 1.ci maddesinin ihlali” ve oy birliği ile davacının şikayetinin incelenmemesi ve Türkiye’nin 3 ay içerisinde soruna bir çare bulması var.


Bu davadaki en sıkıntılı nokta Türkiye’nin muhatap alınması, KKTC’nin Türkiye’nin yerel düzeydeki alt otoritesi olarak gösterilmesi ve bir itiraz durumunda KKTC anayasasının 159.cu maddesinin 1.ci fıkrasının b) bendi kapsamına giren Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi Yasasının içeriğine tabi olmaksızın AİHM’nin kendi kuralları çerçevesinde, Rum mallarının akibeti ile ilgili karar verebileceğidir.    


_______________


* Prof. Dr.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.