Kim bu Vulkanlar?

Kim bu Vulkanlar?

0
PAYLAŞ

ABD’nin çiçeği burnunda Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, geçtiğimiz günlerde birçok ülkeyi kapsayan gezisi çerçevesinde Türkiye’ye de uğradı. Rice’ın Türkiye’den bir isteği vardı; kamuoyunun haklı tepkisine neden olan ABD’nin -özellikle Irak’a müdahale ve sonrası- uyguladığı politikalar yüzünden, Türkiye’de anti-Amerikanizm (Amerikan karşıtlığı) yükselişe geçmişti. Bu olumsuzluğun giderilmesi için Türk hükümetinden yardım talep ediyordu.

Türkiye’de anti-Amerikanizm’in her geçen gün artması, anlaşılabilir birşey. Bunun üzerinde çok fazla durmaya gerek yok. Fakat bugünlerde üzerinde çokça durulan bir başka önemli konu var; ABD’nin İran ve Suriye’yi son dönemde çok fazla diline dolamış olması. Bütün bu söylemlerin ardında ne yatıyor, hepimiz çok iyi biliyoruz, arkasından neler gelebileceğini de.

Bu sürece ABD, birdenbire gelmedi. ABD’nin politikaları akşamdan sabaha da değişmedi. ABD’de yaşananları Cumhuriyetçi yönetimin ideolojisine bağlamak da yanlış bence. Bunun çok daha ötesinde ve çok daha derinlerde bir şey var, bunu değerlendirmek için sadece ABD Başkanı’na bakmak da yeterli olmaz. Hatta böyle yaparsanız tamamen yanlış adrestesiniz demektir.

ABD’nin yayılmacı dış politikasını analiz etmek için yönetimin en üst kademelerindeki isimlerin gerçekte kimler olduğunu, bu noktaya gelene kadar hangi aşamalardan geçtiklerini, hangi çevrelerle ilişki içinde olduklarını, kısacası neyin peşinde olduklarını bilmek lazım. Kanımca, şimdiye kadar ABD ile ilgili yazılan yazıların çoğunda bu nokta es geçiliyor.

Herkesin bildiği şeyler üzerine ya da buz dağının  görünen kısmı üzerine yorum yapılıyor. Oysa suyun altında kalan kısım, asıl önemli kısım, yani bilinmeyen. Bilinmeyen ya da çok kişinin bilmediği bazı gerçekler üzerine analiz yapılmalı. Ancak böyle olunca fotoğrafı net çekmek mümkün. Mesela ABD Başkanı Bush’un en yakınında ve kilit görevlerde yer alan isimler hakkında hangi bilgilere sahibiz? Condoleezza Rice, Paul Wolfowitz, Dick Cheney, Donald Rumsfeld, Richard Armitage, Colin Powell gerçekte kim? Hangi ideolojileri benimsiyorlar?

Politik arenada neye göre ve nasıl konumlanmışlar?  ABD’nin dış politikasına yön veren bu isimler Bush’ın birinci döneminde kilit pozisyonlarda görev aldılar. Pentagon’da, Ulusal Güvenlik Konseyi’nde, Dış İşleri Bakanlığı’nda, CIA’de… Ve hepsi baba Bush döneminde de sahnedeydiler.

Aslında bilinmesi gereken bir şey var; Oğul Bush, Beyaz Saray için seçim kampanyasına koyulduğunda, özellikle Dışişleri konusunda o kadar acemiydi ki Pakistan Başbakanı’nın adını dahi bilmiyordu. Taliban’ı tanımlaması istendiğinde, cevap verememiş, gazeteci, ipucu vermek zorunda kalarak, “Afganistan’da baskı altına alınan kadınlar?”  dediğinde, “ben sizin bir müzik grubundan söz ettiğinizi sanmıştım” diyebilmişti. (New York Times, 16 Haziran 2000)

Belki de Başkan Bush’un “şansı”, güçlü, yetenekli ve zeki danışmanlara sahip olması. Yukarıdaki tablo bunu gösteriyor. Seçim kampanyası sırasında Bush’un dış politika danışmanları, kendileri için ortak bir isim belirlediler;  “Vulkanlar”. Vulkan, Roma döneminde ateş ve metal tanrısı olarak biliniyordu. Rice’ın çocukluğunu geçirdiği Birmingham’da şehrin çelik endüstrisini sembolize eden dev gibi bir vulkan heykeli vardır, grubun ismini bu heykelden aldığı söyleniyor. Bu sözcük, Bush’un dış politika ekibinin propagandasını yaptığı güç, dayanıklılık, esneklik ve uzun sürelilik gibi kavramlarla uyuşuyor.

Vulkanların hepsi, ABD gücünün ve ideallerinin dünya için hayırlı olduğuna inanırlar. Geleneksel güvenlik konularına fazla önem verirler. ABD’nin uluslararası ekonomideki yeri özel sektöre devredilmiştir. ABD’nin güçlü olduğuna ve daha da güçleneceğine inanırlar.

Burada Vulkanlar hakkında detaylı bilgi vermek mümkün değil. Ama mesela ABD’nin ilk siyah kadın Dışişleri Bakanı olma unvanına sahip Rice’ın 90’lı yıllar boyunca büyük petrol şirketlerinden Chevron’un yönetim kurulu üyeliğini yaptığını ve Chevron hisselerinden 250 bin dolar değerinde paya ve yıllık 60 bin dolar değerinde bir gelire sahip olduğunu biliyor muydunuz? Üstelik Chevron, Rice’ın tek şirketi değildi; ilerleyen yıllarda ayrıca Transamerica ve Hewlett-Packard’ın yönetim kurullarına ve J.P. Morgan’ın Danışman Konseyi’ne de katılmıştı. Rumsfeld de yıllarca çok uluslu şirketlerin yönetim kurullarında yer almıştı, Savunma Bakanlığı görevini sürdürürken dahi. Yani Vulkanların hiçbiri şüphesiz masum değildi.

Irak’ı işgal etme düşüncesi, Vulkanların dünya görüşleri hakkında çok fazla ipucu veriyor. Hatta bu işgal, Vulkanların son otuz yıl içindeki dış politika görüşlerinin bir fotoğrafı niteliğinde. Özellikle Vietnam yenilgisinden sonra Amerika’nın askeri gücünü ve üstünlüğünü tekrar inşa etmeye çalışan bu grup için 11 Eylül, bir kurtarıcı oldu. Irak müdahalesi ayrıca Soğuk Savaş sonrası izlenecek stratejilere ve planlara olan bağlılıklarını sembolize etmekteydi.

Bu müdahale ile Amerika askeri gücünü öyle ilerletecekti ki, başka herhangi bir devletin bu güçle yarışması mümkün olmayacaktı. Vulkanlara göre Amerika, herhangi bir ülkeyle ne uzlaşma yoluna gitmeli, ne de uzlaşmaya ihtiyaç duymalıydı.

Kısacası Irak müdahalesi Amerika için çok anlamlıydı, çünkü çok şey sembolize ediyordu. Fakat 2003’teki Irak müdahalesinin bir dönüm noktası olup olmadığı tartışılır. Bu müdahale, Amerikan gücünün ve ideallerinin yayılmasının dış sınırlarını mı gösteriyor, yoksa bu sadece bir ilk adım mı? Vulkanlara soracak olsanız onlar, Irak’ı “Ortadoğu’yu demokratikleştirme” yolunda sadece bir istasyon olarak görürler. Fakat gerçekte durum öyle mi? Bu müdahale, Amerika’nın kurallarının geçerli olacağı yeni bir dünyaya doğru atılan bir ilk adım olabilir mi? Sanırım evet, çünkü İran ve Suriye söylemlerinden anlaşılacağı üzere ve Rice’ın Ortadoğu dönüşümünü işaret ettiği konuşmasının (7 Ağustos 2003, The Washington Post) satır aralarına baktığımızda, cevap ortaya çıkıyor. O konuşmada şöyle diyordu Rice: “Ortadoğu’nun dönüşümü kolay olmayacak ve zaman alacak.

Avrupa’nın ve bütün özgür ülkelerin geniş seferberliğine ihtiyaç duyulacak…”
Yani, biz daha birşey görmedik. Amerika, çok yakında yeni bir senaryoyla karşımıza çıkabilir ve vizyondaki filmlere yenisi eklenebilir. Başrollerde ABD yönetiminin ‘saygın’ siyasetçilerinin yer aldığı ve Ortadoğu ülkelerinin halklarının figüran olarak kullanıldığı film, hasılat rekoru kırar mı dersiniz?  ABD ve İngiliz basınının propaganda ve reklama ayırdığı müthiş bütçe ile, neden olmasın?

 

BİR CEVAP BIRAK

four + 13 =