Kimi suçlamamızı istersiniz?

PAYLAŞ

Biz, sizin tarif ettiğiniz bir kardeşliğin parçası değiliz. Sizlerin “kardeşlik” dediği ve içini doldurduğu inkarın, asimilasyonun ve soykırımların, katliamların, yozluğun, yolsuzluğun, yağmanın ve talanın asla kardeşi olunmayacak bilin. Olduğumuz gün, siz kazanmışsınız demektir. Kazanamayacaksınız. O sırıtan bakanın mutluluğuna, “devleti, hükümeti hedef gösteriyorlar”, “ama olmaz ki, böyle söylenmez ki” diyerek, kendisini devletin önüne siper edenlerin cümlelerine, kelimelerine, sözlerine, ifadelerine bakın. Ne görüyorsunuz? İktidarın, gazetecisinden köşe yazarına, bürokratından milletvekiline, trolünden belediye başkanına, mafyasına kadar, yatakçısı, planlayıcısı, destekleyicisi el birliğiyle, devletin dışarı saldığı uzun diline yapışmış, katledilenlere, onların “barış” diyen birlikteliklerine saldırıyor.

Roboskî için, “çocuk deyip durmayın, kaçakçı onlar kaçakçı” diyenleri değil de, kimi suçlamamızı istersiniz? Suruç için, “tek bir HDP’li yönetici içlerinde yoktu” diyerek, katili ve onun arkasındaki bağların sorgulanmasını manipüle edenleri değil de, kimi suçlamayız? Katile, katillere rahmet dilemenin bin bir yolunu bulan sizleri değil de kimi? Kabataş yalanını organize edenleri, aynı başlık ve dille yalanını savunanları değil de kimi suçlamalıyız? Bütün yalanlarınız bizi, katile yani size çıkarıyor.

Maraş, Çorum, Sivas, Amed, Suruç, Ankara…

“İstifa edecek misiniz” sorusuna kenardan sırıtan o bakanınızın rahatlığı, katliamcıyla kurduğu gönül bağının kendisidir. Katili, katilleri motive eden, organize eden, yönlendiren ve hazırlayanlar onlardır. Bunu biliyor olmanın rahatlığıdır o sırıtış. “Güvenlik zafiyeti yoktur” pişkinliği, suç ortaklığının tam kendisidir. Çektikleri manşetler, katillerin eli, kolu ve yaşayan ruhudur. Maraş, Sivas, Roboskî, Suruç, Ankara… Bakın hepsinin arkasından ne söylemişler? Kimleri yargılamış, adalet önüne çıkarmış ve hangi katliamları aydınlatmışlar? Hiç birini. Üzerine “gizlilik” yasağı getirerek, sorgulanmasını, arkasındaki bağların görünmesini ve unutulmasını isteyenler, Ankara Katliamı’nın yolunu döşemiştir.

İktidarın mafyalaştığını ve dibine kadar pisliğin içine battığını bilmeyen var mı? Neresine el atsanız, arkasında mezarlar, para ve gayri meşru ilişkiler buluyorsunuz. Normalleştirmeye ve meşrulaştırmaya çalıştıkları şey budur. Devlet, yukarıdan aşağıya, adı “reis” olan bir mafya organizasyonu tarafından yönetiliyor.

Emniyeti, istihbaratı, bürokrasisi, medyası, yargısı ile mafya, hayatımızın her alanına müdahale ediyor. Bir mafya liderinin, ülkenin cumhurbaşkanı ile yan yana resimlerini asarak, “oluk oluk kan akacak” diyerek, miting yapma cesareti ile Ethem Sarısülük’ün katili Ahmet Şahbaz’ın serbest bırakılması arasındaki ilişkiyi, mantığı görebilirsek, panzerin arkasında sürüklenen Kürt genci, Suruç Katliamı ve Ankara Katliamı arasındaki ilişkiyi de görmüş oluruz…

Devlet kimi cesaretlendiriyorsa, kimi koruyup kolluyorsa, katiller onlardır.

Şimdi söyleyin bize, kimi suçlayalım?

Yapılan her katliamının bir geçmişi var. Katledenlerin dili, söylemi, ifadesi hiç değişmedi. Sadece, kınama mesajlarının tarihi ve altına imza atan devlet yetkilisi değişiyor.

Yer: Ankara
Tarih: 10/10/2015
Açıklama: “Birlik ve beraberliğimize, ülkemizin huzuruna kasteden bu menfur saldırıyı şiddetle kınıyorum”
İmza: Recep Tayyip Erdoğan.

Şimdi dönüp, tüm katliamların arkasından yapılan açıklamalara bakın.

Bir katliam, devlet tarafından nasıl üstlenilir görürsünüz.

Söyleyin şimdi, kimi suçlamamızı istersiniz?

Akın Olgun

CEVAP VER