Kimliğimiz: yoksulluk!

varlığını belirleyen buğdayı baş tacı yapan bir halkın kimliği her şeyi apaçık anlatmıyor mu?”


Son birkaç günün en çok tartışılan gündem  maddesi; alt- üst kimlik sorunu. Starejistler, toplumbilimciler ve siyasetin “tartışan” erbabının  kılı kırk yararak, ballandıra ballandıra dilinden düşürmediği kimlik tartışması, ezberin de ezberini bozan bir düzlemde yürütülüyor.
Bir çokları  kimlik tartışmalarının temelinde modernizm sonrası ortaya çıkan ulusçuluk  söylemini, kimileri de post-modernizmin buna karşı türettiği, önünü açtığı alt- etnik kimlik gerçeğinin yadsınmasından kaynaklandığını ileri sürüyor. Zamanın ruhu karşısında alınmamış tedbirlerin bir sonucu olduğunu ekleyenler de var…


Bu coğrafyada yüzlerce yıldır tek bir millet var: yoksulluk! Celali isyanları, Baba İshak ve Şeyh Bedrettin ayaklanmaları; hepsinde temel çimento; yoksulluk. Yahudileri, Türkmenleri ve Rumları aynı inancın peşinden sürükleyen tek ideoloji yoksulluk. Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın o destan yazan insanlarını; Türk’ü, Kürt’ü, Çerkez’ini bir araya getiren, yüzlerce yıldır eşit bölüşebilmenin, birbirine sarılarak, yan yana yaşayabilmenin koşulunu arayıp duran  Anadolu’nun ruhunu kime anlatacağız?  Zamanın ruhu gibi  modern tanımlamaların yarattığı entelektüel duvarların görmemek için direndiği bu bölüşüm savaşını nasıl anlatacağız üniversitelerin anfilerine. Yunus’un, tarihin en gerçekçi cümlelerini neden hiç ağızlarına almıyorlar. Anadolu’nun yoksulluktan kıvrandığı günlerde, ekabir’in ihsan peşinde koştuğu günlerde; kapı kapı dolanıp heybesine bir avuç buğday koyabilmek ve insanlığın bu en çıplak gerçeğini dile getirmek için yürüdüğü yolları nereye koyacağız? “İhsan mı istersin buğday mı?” sorusuna  “ Buğday” yanıtını veren Yunus’un ruhunu  kimlerle konuşacağız? Tarihin bu en gerçekçi cevabının kimliğimizin temel taşı olduğunu nasıl da unutturdular bize. 


Atinalı bilicilerin “Körler Ülkesi” dediği  toprakların Anadolu olduğunu bilmeyen yoktur. Körler ülkesi binlerce yıl hep Atinalı bilicilerin işaret eriği yerden yönetildi. Payitahtlar, saraylar, havuzlarında  on yedi yaşında kızların kuğu gibi süzüldüğü billur köşkler hep körler ülkesinin tam karşısına kuruldu. Yüz yılların birikimini, buğday’ın, üzümün, incirin ve zeytinin; bir arada yaşamanın türküsünün söylendiği körler ülkesini ilk keşfeden Mustafa Kemal oldu. Onların kör olmadığını ilk gören  Atinalı bilicilerin işaret ettiği yerde oturanların  binlerce yıldır gitmediği yere ilk Mustafa Kemal gitti. Türkü söyleyerek buğday yetiştiren insanların arasına karıştı. Buğday’dan, incirden ve üzümden bir ülke yarattı. Buğday üretip, fabrika, okul, hastane yapan bir ülke.. Konya’da, Çorum’da buğday, Nazilli’de basma, Uşak’ta şeker, Edirne’de yağ, Ege’de tütün.. İşte kimliğimiz!


Kimse, alt- üst kimlik tartışmalarından siyasi sonuçlar çıkarmaya kalkmasın. Yunus’un heybesinden, Mustafa Kemal’in  Anadolu  halkıyla buluşmasına uzanan yolculukta, varlığını  belirleyen buğdayı baş tacı yapan bir halkın kimliği her şeyi apaçık anlatmıyor mu? Açıp bakalım Kurtuluş Savaşı arşivlerimize; Anadolu köylüsünün savaşa en çok verdiği destek buğdayla olmuştur.  Havran’da,  Ezine’de, Uluborlu’da, Sındırgı’da, Gördes’te.. Şinik şinik, okka okka, kile kile buğday!


Yoksulluğun tek bir kimliğe doğru evrildiği bir süreçte, kimlik tartışmaları yapanların geçmişlerine bir göz atmaları  gerekmiyor mu?  Bu tartışmaların toplumu götüreceği sürecin sonunda,  hepimizin ortak kimliğinin yoksulluk olacağını görmek çok olmasa gerek.


yusuf@acikgazete.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.