KIRIS’TAN… Kıbrıs’ta bir rüya sona mı eriyor?

Bu başlık bana ait değil.
Bu başlık, KADEM’in son yayınlanan araştırmasını mükemmel bir şekilde analiz eden program ve çalışma ortağım Gözde K. Yaşın hanıma ait.
Yazıyı okumanızı tavsiye ederim. 2003 yılından 2009 yılına kadar geçen süre içinde, Kıbrıs Türk halkının inişlerle ve çıkışlarla değişen vizyonunu ve olaylara bakışını tam bir stratejist gözü ile analiz edip değerlendiriyor bu yazı.   
Halkın görüşleri, siyasi partilerin başarı grafikleri, Statükonun değişimi, Cumhurbaşkanına duyulan güvenin olaylara göre değişime uğraması, Gençlerin KKTC olgusuna bakışı, “Yes be Annem”in önce umudun başlangıcı sonra da hayal kırıklığı ve çöküşün sembolü olması, son bölümde de erozyona uğrayan AB algısının değerlendirilmesi. Hepsi bu güzel bilimsel analizde.
Yazı ise “Ajans Kıbrıs” sitesinde (ajanskibris.com), sağdaki “Köşe Yazarları” sütununda, üstten ikinci sırada.


Bu başlık aslında bu gün benim değineceğim konuya da çok uygun.
ABD Dış işleri Bakanlığında çalışan “Grek Makris” lakaplı Yunan asıllı Amerikalı bir danışmanın sızdırdığı bilgiye göre Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,  üst düzey temaslarda bulunmak amacıyla önümüzdeki hafta sonunda New York ve Washington’a davet edilmiş.
“miş” diyorum, çünkü bu yazı Rum tarafında yayınlanan ve Papadopulos’un partisi olan DIKO’yu destekleyen Filelefthoros gazetesinde yer aldı.
Bu ara hükümetin küçük ortağı DIKO ile büyük ortak AKEL arasında sular bulanık.
DIKO, Hristofyas’ı Türklere taviz vermekle ve dönüşümlü Başkanlık ile Türkiye’den gelen kardeşlerimizin 50 bin tanesinin adada kalmasını onaylamakla suçluyor.
Araları bu günlerde tam tabirle “Pamuk İpliği” ile bağlı. Her an ara bozulabilir ve güneydeki AKEL-DIKO-EDEK koalisyon hükümeti çökebilir.
     
Bu haber bir provokasyon ve Rum Cumhurbaşkanı Hristofyas’ı gözden düşürme girişimi değilse, o vakit benim 4 Şubat ve 9 mart tarihli öngörülerim doğru çıktı demektir.


4 Şubat tarihli “HILLARY, TÜRKİYE ve KKTC” adlı yazımda aynen aşağıdakileri yazarak olası gelişmeleri daha bir ay evvelsinden sezinlemişim.
“George W. Bush döneminin saldırgan politikaları, Asya’da ve Orta Doğu’da bir çok kalpleri kırdı, ABD’ye olan güveni sarstı. 
ABD’nin Orta Doğu’da güvenebileceği stratejik dostu neredeyse artık yok gibi. Mevcut olanlar askeri bakımdan güçsüz ülkeler. Belki zenginler ama her hangi bir operasyona veya bölgede barışı sağlamaya etkileri olamayacak ülkeler bunlar.
Türkiye ile daha derinden ve sıkı bir dostluk kurması ABD için kaçınılmaz bir yaklaşım hatta kader oldu artık. 
Bu konjonktürün ucu doğal olarak bize de dokunacak.
ABD Kıbrıs konusunda, bakış açısını yenilemek zorunda.”


Arkasından 9 Mart tarihli “ABD, TÜRKİYE ve KKTC” adlı yazımın 11. ve 12. Paragraflarında da; 
“ABD ve Türkiye’yi bağlayan bu “Ortak Bildiri” içinde, Türkiye ve ABD’nin Kıbrıslı Türklere yönelik “izolasyonların sona erdirilmesi için işbirliği” yapacakları ve adada olası bir çözümü destekledikleri vurgulandı.
“Ortak Bildirideki” bu cümlenin halk diline çevirisi, “Rumlar bu kafada giderse, ABD bir müddet sonra KKTC pasaportlarını tanıyacak, bir takım izolasyonları da kendi kıracaktır” demektir.”
  
Ve son paragrafta da;
“Ortak bildiri bu sefer çok önemli. ABD daha önce Annan Planının getireceği çözümünü reddeden Kıbrıslı Rumlar’a “Kıbrıs sorununda çözümsüzlük artık kabul edilemez” mesajını verdi. Anlayan anlar. 
Benim değerlendirmeme göre ABD, “Bıktım artık bu Kıbrıs sorunundan. Ya Birleşik Kıbrıs ya da iki ayrı devlet” diyor. ”
Yorumlarını yapmışım.


Belli ki ABD’nin Ortadoğu’da çektiği sıkıntılar ve Türkiye’nin bölgedeki durdurulamayan yükselişi, ABD’yi Kıbrıs sorununa bakış açısını değiştirmeye zorlamış.
Müzakereler çıkmaza girerse, ki öyle gösteriyor, hazır olun yeni açılımlara. ABD pasaportlarımızı tanırsa, başta İngiltere olmak üzere diğerlerinin takip edeceği kesin.   


_______________


* Prof. Dr. Ata ATUN
http://www.ataatun.com 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

nineteen − 5 =