Kitap Kültürü (II)

Sanayi devrimini 200 yıllık farkla bizden önce gerçekleştirmiş olan Batılı devletler, yıllar sonra kitap işini de sorun olmaktan çıkardılar.
Onlar çıkardılar diye biz, her konuda arayı kapatma yerine daha geriye gitmişiz ama yeni  yeni farkediyoruz.
Onlar kitabı artık her yerde okuyorlar. Çoğu kitapsız yapamaz, onsuz sokağa çıkamaz duruma gelmiş.
Biz ise ondan uzaklaşmak için her türlü oyuna gelmişiz.
Her türlü yayının, her düşüncenin kitaplaştırıldığı Batılı ülkelerde, eğer devlet bir de yayınevlerini destekliyorsa, bu uygulama halkın kitap okumasını teşvik ediyor anlamına gelir.
Nitekim kağıdından tutun, vergi indirimlerine kadar her türlü desteği veriyor kalınmış ülkeler. Okuma alışkanlığının yükselmesi, çok kitap satılması uğruna.
Kitaba verilen destek eğitim, sağlık ve savunmaya verdiği destekden daha fazla üstelik.
Bizdeki devlet ise olaya sadece bakıyor. Ama hiç bir şeyi görmüyor. Nedeni, görmek için bakmıyor.
Peki, kitap, kültür ve eğitim  konusunda neden topallıyoruz?
Ya da neden bazen körleşiyoruz.
Böylesine hayati önemi olan, toplumun ana yapısını oluşturan sorunları neden ıskalıyoruz.
Çok uzaklara gitmeye gerek yok.
Devletin ortaöğretimdeki öğrencilere bedava kitap vermesini başında hepimiz alkışladık. Çok da heyecanlanmıştık. Ama bazı noktaları heyecandan ıskalamışız. Yanlışı görememişiz meğer.
Papirus Yayınevinin sahibi Oktay Şimşek, bunu ıskalayanlardan değil:
Bakın sorunun ilk boyutu neymiş?
“Çocuğun ailesiyle birlikte kitapçı ya da kırtasiyeciye gidip kitapla temas etmesini yok ettiler. Kitapçıya gitmek bir alışkanlıktır. Ders kitabı ya da yardımcı ders kitabı nedeniyle de olsa o çocuğun kitapçıdan ya da kırtasiyeden içeriye girmesi, o ortamı koklaması, o kitaplara dokunabilmesi çok önemlidir. Çocukların bu havayı soluması engellendi. Buna kampanyalar yardım etti. Medyanın kuponla ya da bedava kitap vermesi çocuğun gözünde kitabın biraz daha değersizleşmesini sağladı. Kuponla alınan kitabın çocuğun gözünde balondan farkı olmaz. Kitabı bedava verilen bir şey olarak algılayacağı için, parayla kitap alma alışkanlığı kazanamaz”
İşte kitabı sanayi metaı haline sokmanın ilk adımı.
Devlet belki bunu bilerek yaptı…
AKP’nin sosyal yardım fonlarından fakir-fukarayı seçim öncesi makarna-bulgurla fonlanması gibi. Avanta kitabın da, geri dönüşümünü hesaplamış olmalılar. En azından genel seçimlerde oya tahvil edilmesi gibi.
Şimşek, nitelikli okur kaybetmenin ikinci boyutunu da ıskalamamış:
“Nitelikli okur kaybetmenin ikinci boyutu satış noktalarında yaşanan değişimlerdir. Eskiden kitapçılar vardı ve sadece kitap satardı. Bugün kitap marketleri var ve kitap orda satılan ürünlerin içerisinde azınlığı oluşturuyor.  Eskiden kitapçıya gittiğinizde yeni çıkan her kitabı bulurdunuz. Şimdi sadece çok satanları bulabiliyorsunuz. Eskiden kitapçılarda çalışan birine herhangi bir kitabı söylediğinizde, eliyle koymuş gibi bulurdu. Elini bir rafa sokar, önden iki sıra kitabı çeker, arkadaki üçüncü sıradan kitabı çekip çıkarırdı”
Üçüncü neden, en önemlisi:
“Türkiye’de nitelikli okuru kaybetmemizin üçüncü nedeni de yayıncılık sektörüne giren sermayedir. Büyük sermayenin Türkiye’nin yayıncılık sektörüne el atmış olması, kültür ürünü olan kitabın bir sanayi ürünü gibi algılanmasına yol açmıştır”
Eğitim-kültür ve sosyalleşme üçgeninin ana besleyici damarı olan kitap okuma ve bunun yaygınlaştırılması konusunda gelinen nokta çok dramatik gelişmelere sahne olmuş.
Haberimiz yoktu.
Şimdi bilgilendik.
Acaba devlet ve Kültür Bakanlığınin haberi var mı?
Hiç sanmıyorum.
Bakan ve AKP hükümeti şimdilerde bir başka kültürle meşgul.
Yurt dışında, halkın paralarını kendi kasalarına aktaran ve  fakir fukaranın parasını hortumlayan Deniz Feneri Dosyası’yla haşır neşirler.
O da başka bir “kültür” sorunu…
Yardım kültürü (!)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here