Kitaplar arasında

Kitaplar arasında

0
PAYLAŞ

Vaktiyle okumuş olduğum bazı kitapları yeniden okumak sevdasına tutuldum son zamanlar. Oysa ne çok işim var: çoktandır sürüncemede bıraktığım çalışmalarım beni bekliyor. Ömrümüz kaçanı kovalamakla geçti. Şimdi biraz da kendi nazımıza oynamamız doğru olmaz mı? Önce Boccacio’nun Decameron’ unu okudum. Onu ne kadar okusam azdır, kırk kere daha okuyabilirim. O ne büyük ustalıktır. Boccacio kabasaba şeyler anlattım diye üzülüp yok etmeye kalkmış kitabını. Keşke herkes o kadar ince şeyler yazabilse. Daha sonra Dante Alighieri’nin Divina commedia’sını okudum. Usta bir şairin ustaca buluşları hıristiyan inancının uzun uzun dile getirilen savlarıyla gölgeleniyor. Gene de Divina commedia özellikle ben şairim diyenlerin okuması gereken bir kitap. Daha sonra Cervantes’in Don Quijote’sine başladım. Birinci cilt bitti, ikinci ciltte nedense duraladım. Ali bana söylemişti, ikinci ciltte yeni şeyler bulamayabilirsin, bu yüzden sıkılabilirsin demişti. Yıllar geçmiş aradan, tümünü unutmuşum. Olsun, ikinci cildi de okuyacağım, yarım bırakmak olmaz. Bugün yarın başlarım.

Daha sonra Dostoyevski’nin Karamazov kardeşler’ini kim bilir kaçıncı defa okudum. “Başyapıt” sözü kesmez, benim için bir “şaheser”dir o. Ne var ki bu defa ondan eski tadı alamadım. İnsana baygınlıklar veren uzatmalar hiç yapmadığım bir şeyi yaptırdı bana, bazı sayfaları atladım. Geçenlerde bir arkadaşımın dersine girmiştim. Ders sonunda gençlerle hoşbeş ederken bu duygumu söyledim. Bir genç şöyle dedi: Dostoyevski bunu o zamanın koşullarında para kazanmak için yapmış olamaz mı? Ben de öyle düşünüyorum dedim. Bizim gibi hevesli romancıların değil ama meslekten romancıların bu tür sorunları vardır. Daha sonra Karamazov kardeşler’in ikizi gibi gördüğüm Suç ve ceza’yı okudum, baktım aynı sorun onda da var.

İngiliz ve alman edebiyatlarına epeyce uzağım. Bu yıllardır üzer beni. Ne yapabilirim ki, vakit yetmiyor. Epey zaman önce bir arkadaşım Schiller’in ünlü Haydutlar’ının fransızca çevirisini getirmişti bana, okumaya çalıştım ama ne yapsam bir türlü ilerleyemedim. Goethe’nin Werther’inde kaldık diye düşündüm o zamanlar. Uygun bir zamanda Haydutlar’ı yeniden ele alacağım. Aynı sıkıcı yabancılığı ingiliz edebiyatı için de duyuyorum. Büyük Shakespeare bir yana, ingiliz edebiyatına tam anlamında uzak kalmışım.  Charles Dickens’in David Copperfield’inin kısaltılmışına bile dayanamadım. Ne olur kimseye söylemeyin, sona doğru elimden bıraktım kitabı. İnsanın Shakespeare’den sonra Dickens olabilmesi size de biraz garip görünmüyor mu?

Bir hamle daha yaptım, bu defa bir ingiliz kadın romancısını okumaya heveslenip gittim Jane Austen’ın Gurur ve önyargı diye bir kitabını aldım. Kitabı çeviren kişinin önsözünü okuyunca başıma gelecekleri anladım. Yanlış anlamadımsa çevirmen arkadaşımız elinizdeki kitap boş bir kitaptır ama gene de hoştur gibilerden bir şeyler söylüyor. Bir süre okuma inadımı sürdürdükten sonra kitabı elimden bıraktım. Bir sürü gençkız hatırlı ve zengin koca peşinde koşarken ben üzerinize afiyet bayılacak gibi oldum. İngiliz edebiyatıyla yakınlaşma tasarım da şimdilik suya düşmüş oldu. O zaman kendime sen rus edebiyatından şaşma Afşar kardeş, gel şimdi de Gogol’den gir bakalım dedim, gittim onun uzun öykülerini aldım. Kendisini Palto’dan ve Bir delinin anı defteri’nden azçok tanır ve severiz. Bu uzun öyküler beni sarmadı. İsteyen kusura baksın, tam anlamında bir düş kırıklığı. Bir Burun öyküsü var ki tam anlamında akla zarar. Adam burnunu yitiriyor. Bu buluş yazarın da içine sinmemiş olacak ki öykünün sonunda insan burnunu yitirmez elbet ama maksat muhabbet olsun gibilerden bir şeyler yazmış. Neva bulvarı’ndan da Portre’den de bir şey anlamadım ne yalan söyleyeyim.

Dostlarım, yaşlandıkça huysuzlaşıyorum belki de. Sinema konusunda da benzer sıkıntılarım oldu. Birçok defa hayranlıkla izlediğim Hiroşima sevgilim’i geçenlerde izleyince düş kırıklığına uğradım. Gençliğimizin unutulmaz sinema şaheseriydi o. Bu defa bana pek sıradan pek yapmacıklı geldi, içi doldurulmamış bir yapıt diye göründü. Yinelemeler yoruyor insanı. Soğuk boş itici yapay bir duygusallık baştan sona insanın içini karartıyor. Bilmem bana öyle geldi. Gerçekten huysuzlaşıyorum belki de yaşlandıkça. Siz bana bakmayın. Gençliğin verdiği güçle eski okuduklarınızı yeniden okurken, eski izlediklerinizi yeniden izlerken daha hoşgörülü olmalısınız. Hoş ben gençliğimde de böyleydim, bir şeyi olumlu yanlarından çok olumsuz yanlarıyla görmeye çalışırım.

 

BİR CEVAP BIRAK