KKTC’de Kamu Yönetimi Reformu

KKTC gibi devletin her alanda ağırlığını hissettirdiği bir kamu ekonomisinde, Kamu Yönetimi Reformu gibi söylemlerin, işgücünün yüzde 30’undan fazlasının devlet kadrolarında istihdam edildiği bir bağımlı ekonomi ile karşı karşıya olunduğu düşünüldüğünde, bu tür reform çalışmaları sonucu ortaya çıkacak toplumsal ve ekonomik sorunların, onarılamaz toplumsal yaralara yol açması tehlikesi bulunmaktadır.


REFORM GEREKSİNİMİ


Reform kavramı, son yıllarda her alanda kullanılan, “sürdürülebilirlik” kavramı gibi ne ifade ettiği konusunda ise kimsenin üzerinde görüş birliğine varamadığı sözcüklerden birisidir. Reform kavramı, genel olarak, bilinçli müdahaleler yoluyla yaratılan değişim ve çağa uyumlu çalışmaları olarak tanımlanabilir. Elbette, değişimin toplumsal bir gereksinim olduğu her toplumsal yaşam formunda, değişime ayak uyduracak politikaların geliştirilmesi ve eski yöntem ve politikaların giderek terk edilmesi, adeta bir doğa kuralıdır. Ancak, baştan başlamak yerine sondan başlayarak gerçekleştirilmeye çalışılacak reformların, istenilen sonuçlar yerine, onarılamaz toplumsal yaralar açması tehlikesi bulunduğu unutulmamalıdır.


Her toplumda ve ülkede olduğu gibi, KKTC’de her alanda ve özellikle devlet ve halk ilişkileri konusunda ciddi düzeltimler ve yeni politikalar uygulanması gerektiği yadsınamaz. Ancak, reform çalışmalarında, kamu yararı, toplumun gereksinimleri, çağdaş kamu yönetimi ilkeleri, ideolojik söylemler ve tuzaklardan uzak durma gereksinimi, ekonominin yapısal dengeleri ve değişik toplum kesimlerinin toplumsal ve ekonomik sorunları gibi değişik unsurların dikkate alınması zorunludur. 1974’den günümüze kadar KKTC’de çok düşük bir üretkenlik artışı ve çok yavaş seyreden bir kalkınma hızı gerçekleştiğini görmekteyiz. Bu yavaş gelişimin en önemli nedeni, adanın kuzeyinin 1974’den sonra dünyadan yalıtılması sonucunu doğuran ekonomik ve siyasal ambargolardır. AB, Adalet Divanı’nın 1994’de aldığı karar çerçevesinde, KKTC’den yaptığı tarım ithalatını durdurmuş ve sanayi mamulleri ithalatına yüzde 14 oranında vergi koymuş ve bu durum, AB’ne ihracatı engellemiştir. Özellikle AB ülkelerinden kaynaklanan ekonomik ve siyasal ambargolar, KKTC ekonomisinin Türkiye’ye ve Türkiye’den aktarılacak yardımlara bağımlı duruma getirilmesine neden olmuştur. Bu durumun sonucu olarak KKTC, kamu sektörü ağırlıklı ve dış yardım ile ayakta kalan bir ekonomiye dönüşmüştür. Adanın kuzeyinin dünyadan soyutlanması, KKTC’de ciddi bir ekonomik gelişmenin sağlanamamasının en önemli nedenidir.


Ekonomideki tıkanıklığın nedenleri arasında ekonomik ambargonun yükünün etkisi büyük olmakla birlikte, KKTC ekonomisinin gelişememesinin tek nedeni, elbette ki yalnızca ambargolara bağlanamaz. Küçük ada ekonomilerinin gelişememelerinin bir büyük nedeni, ürün maliyetlerinin önemli bir bileşeni olan taşıma ve ulaştırma maliyetlerinin yüksekliği ve küçük ölçekli bir pazar olma niteliğidir. Bu olumsuzluklarına karşın, KKTC ekonomisinin geliştirilmesi konusunda ciddi bir çaba harcandığından ve ekonominin kamu kesimi ağırlığından ya da devlet ekonomisi olmaktan kurtarılması konusunda ciddi bir girişimde bulunulduğundan söz etmek olanaklı olmamıştır. Kaynak dağıtımı yoluyla ayakta kalan siyasal yapı nedeniyle, KKTC ekonomisinin, bağımlı bir devlet ekonomisi olmaktan çıkarılmak istenmediği görüşlerinde haklılık payı bulunmaktadır.


Kamu harcamalarının, milli gelirin yüzde 40’ına yaklaşmış olması, KKTC ekonomisinde devletin payının yüksekliğini ortaya koymaktadır. KKTC’de özel sektör yatırım oranı yüzde 10 civarındadır. Siyasal belirsizlik nedeniyle işadamları tasarruflarını döviz ve menkul kıymet alımlarında kullanmakta, dış sermaye girişi de siyasal belirsizlik nedeniyle çok sınırlı düzeyde bulunmaktadır. Kamunun ekonomideki ağırlığının diğer bir yönü, istihdam içinde kamu sektörünün ağırlığıdır. KKTC’de toplam istihdamın yüzde  30’undan fazlası, (kamu politikalarınca desteklenen ve yönlendirilen üniversitelerin de dahil edildiği düşünüldüğünde) kamu kesiminde istihdam edilenlerden oluşmaktadır.


KKTC KAMU YÖNETİMİNİN SORUNLARI


KKTC Kamu Yönetiminde, yeni bir devlet yapısı, dünyadan soyutlanmışlık ve zorunlu nedenlerle Türkiye bağımlı ilişkiler nedeniyle kendine özgü bir yapı geliştirilememiştir. Kamu Yönetimini biçimlendiren hukuksal ve yönetsel pratikler ile geleneklerden beslenen KKTC Kamu Yönetimi sistemi, İngiliz döneminin etkisi, Kıbrıs Cumhuriyeti döneminden kalma alışkanlıklar ve daha çok 1974 sonrası Türkiye’den taklit edilen kamu yönetimi sisteminin bir karışımıdır. Bu durum, kamu yönetiminde uzmanlaşma, toplumun zenginlik-uzmanlık-kaynaklarından beslenme konusundaki eksiklikler, deneyimsizlik, adam kayırmacılık, patronaj sistemi gibi olumsuzlukların KKTC Kamu Yönetimi sisteminde yoğun olarak yaşanmasını kaçınılmaz kılmıştır.
 
Özellikle azgelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde, siyaset bilimcileri tarafından tanımlanan, bir siyasal katılım modeli ortaya öıkmıştır. “Patronaj sistemi” olarak isimlendirilen bu siyasal katılım modelinde, siyasal sistem, “patronlar” ve “müşteriler” ya da “patronlar – destekçileri” biçiminde ikiye ayrılan bir katmanlaşmaya dayanmakta ve siyasetteki patronlar (siyasal parti liderleri ve temsilcileri), kaynak dağıtımı yoluyla seçimlerde müşterilerinin ya da destekçilerinin oylarını ve desteklerini almaktadırlar. KKTC’de de patronaj sistemine dayalı siyasal ilişkiler sistemi, ekonomik bağımlılık ile beslenmiştir. KKTC ve Türkiye’nin çabaları ya da ilgisizliği nedeniyle KKTC’de bağımsız ve kendine yeten bir ekonomik yapı kurulamamıştır. Bu bağımlı yapı, özellikle ekonomik etkinliklerde, KKTC insanını, güvensiz, gelecek endişesi olan ve uzun süreli yatırım endişesi taşıyan bir kimliğe sahip kılmış ve dış yardımlarla yaşayan ülke ekonomisi de KKTC’de Hükümet tarafından yönlendirilen bir “ganimet ekonomisi” (yandaşlarına kaynak dağıtımı yöntemiyle ayakta duran siyasal ve ekonomik model) yaratılmasına neden olmuştur. Yandaşlarına kaynak dağıtmaya dayalı ekonomik sistemden pay alamayan kesimler ise siyasal anlamda muhalefetin temellerini atmış, bu muhalefet hareketi ise yetersiz halk desteği ve halkın üzerindeki psikolojik-ekonomik baskı nedeniyle toplumun sorunlarının çözümünde siyasal iktidar üzerinde yeterince etkili olamamıştır. Bu durum, KKTC Kamu Yönetimi Sisteminin siyasal iktidara son derece bağımlı, liyakat sisteminden uzak, uzmanlığa önem vermeyen, hantal ve etkisiz bir yapıya dönüşmesinin temellerini atmıştır.
 
KAMU YÖNETİMİ REFORMUNUN DAYANMASI GEREKEN İLKELERİ


Kamu Yönetimi, devletin amaçlarını gerçekleştirmek amacıyla insanların örgütlenmesi ve yönetilmesidir. Bu tanımda önemli olan, devletin amaçlarının gerçekleştirilmesidir. Bu nedenle, devletin amaçlarında değişim olması ya da mevcut yönetim modelinin ihtiyaçları karşılamasında yetersiz kalması durumlarında Kamu Yönetimi reformu kavramından söz edildiği görülmektedir.  Ayrıca, değişen ihtiyaçlar ve çeşitlenen toplumsal ihtiyaçlar temelinde de Kamu Yönetiminde reform çalışmaları yürütüldüğü görülmektedir.


Bu  doğrultuda,


Kamu Yönetimi Reformu 3 açıdan savunulabilir.


1. Devletin amaçlarında değişiklik olması
2. Mevcut yönetim modelinin ihtiyaçları karşılamasında yetersiz kalması
3. Toplumun değişen ihtiyaçları ve çeşitlenen sorunlar


Kamu Yönetiminde Reform çalışmalarından söz eden devlet adamlarının, bu reformu ne için savunduklarını ve bu reform ile neyi amaçladıklarını bilerek yola çıkmaları gerekir.


Kamu Yönetimindeki temel unsuru insandır. Bu unsurlardan ilki, hizmet edilen insan topluluğu olarak halktır. Diğer insan boyutu ise hizmetleri yürüten insanlar olarak kamu personeldir. Reform çalışması yapabilmek amacıyla yola çıktığımızda bu reformun hangi unsur ya da unsurları kapsayacağını belirlemekle işe başlamalıyız. Bu nedenle, Kamu Yönetimi Reformu’nda; Çağdaş ve Etkin bir Personel Sistemi yaratmak, Kamu Yönetimini dinamik kılacak yeni yol ve yöntemler geliştirmek-uygulamak ve Bürokrasinin işleyişini etkin ve verimli kılmak amacıyla Araç-Gereç gereksinmelerinin karşılamak gibi üç önemli konudaki reform çalışmalarının bir arada yürütülmesi gerekmektedir.


Temsili demokrasi ile yönetilen ülkelerin bazılarında ve özellikle azgelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde, siyasal iktidarların değişimi ile birlikte sıkça dile getirilen Kamu Yönetimi Reformu, bürokrasideki eski kadroları temizlemek ve yandaşlarını bu boş kadrolara atamak biçiminde “çok sınırlı” biçimde gerçekleştirilmektedir. Bu yönteme, reformdan daha çok, partizanlık isminin verilmesi daha doğru olacaktır. Reform çalışması yürütmek amacıyla yola çıkılacaksa, böylesi dar partizanca çalışmalardan uzak kalınmalıdır. Eğer bu iki yöntem karıştırılırsa, Kamu Yönetiminde deneyim ve uzmanlığın geri plana atılması ve amaçtan uzaklaşılması sonucu ortaya çıkacaktır.


Gelişmekte olan ülkelerin çoğunda Kamu Yönetimi Reformu ile yola çıkılan birçok deneyimde, bu çalışmaların partizanca atamalarla sınırlı kaldığı ve Bürokrasinin yıpratıldığına tanık olunmuştur.


Kamu Yönetimin bir sanat mı, yoksa bilim mi olduğu, sıkça tartışılan bir konu olmuştur. Gerçek olan ise Kamu Yönetiminin hem bir sanat, hem de bir bilim dalı olduğudur. Sanat olma niteliği, siyasal olarak saptanmış devlete ilişkin amaçların başarılmasında kullanılan yöntemlere ilişkindir. Bu yöntemler, deneyim, beceri ve yetenek gerektirdiği için Kamu Yönmetiminin sanatsal bir niteliği olduğu da gerçektir. Eğer deneyim, beceri ve yeteneği göz ardı eden partizanca uygulamalar ile kamu önetimini şekillendirmeye kalkarsak, bu yöntemin devlete ve devletin amaçlarına ve dolayısıyla topluma zarar vereceği çok açıktır.


Kamu Yönetimi ve Özel Yönetim süreçleri arasında çok ciddi farklılıklar bulunmaktadır. Bu nedenle, devletin bir şirket gibi yönetilmesini savunmak, bu farklılıkları bilmediğimizi gösterecektir. Bu nedenle de devleti bir şirket gibi yönetmeye kalkarsak, devlete ve dolayısıyla topluma zarar vermek anlamına gelecektir.


KAMU VE ÖZEL YÖNETİM FARKLARI


Kamu Yönetiminde Kamu Yararı ilkesi gözetilir.
Kamu Yönetiminde kar amacı güdülmez.
Kamu Yönetiminde uzun dönemli çıkarlar gözetilir.
Kamu Yönetiminde Ulusal Çıkarlar korunur.
Kamu Yönetiminde birey değil, topluluk ve topluluk çıkarı öne çıkar.
Kamu Yönetiminde sorunun çözümündeki taraf, başka devletler de olabilmektedir.
Kamu Yönetiminde çok sayıda personel ile çok farklı mekanlarda çalışmak söz konusudur.
Kamu Yönetimi, amacı gereği devletin yanındadır.
Kamu Yönetiminde taraflardan birisi devlettir.
Kamu Yönetiminde kazanç getirmeyen işlere de girişilmek zorunludur.


Bu özellikleri nedeniyle Kamu Yönetimi Reformu, özel şirket yönetimleri için geliştirilmiş dar çerçeveli araçlar, yaklaşımlar, çalışmalar ve yöntemler ile sınırlı biçimde gerçekleştirilemez. Reform süreci, büyük emek isteyen ve toplumun her kesimini işin içine katmayı hedefleyen uzun erimli bir çalışma olmak durumundadır.


KAMU YÖNETİMİ REFORMU İLKELERİ


Kamu Yönetimi Reformu İlkeleri şunlar olmalıdır :


Kamu Yönetimi Reformu ifadesi ile sıklıkla Personel Reformu anlatılmak istenmektedir. Ancak, gerçek reform, yalnızca personel sayısının azaltılmasına dayanan ekonomik tasarruf önlemleri ile sınırlı kalmamalı, bürokratik işlemlerin ya da kırtasiyeciliğin azaltılmasını ve kamu yönetiminin toplum gereksinimlerini etkin ve verimli biçimde karşılanmasını hedefleyen değişimleri gerçekleştirmek olmalıdır. Reform, personel sayısının azaltılmasından çok, etkin kullanılmasına dayanmalıdır.


Kamu Personelinin azaltılması, ekonomik olarak kazanç değil, zarar da doğurabilir. Bu azaltmanın sonucunun işsizlik olacağı düşünülmelidir. Reformlarda Kamu Yönetiminde yozlaşma, siyasallaşma, partizanlık, rüşvet ve iltimas gibi olumsuzlukların ortadan kaldırılması ya da azaltılması konusundaki çalışmalara da öncelik verilmelidir.


Reformun, personel, bürokrasi, araç ve gereç gereksinimin karşılanması düzeylerinde geniş kapsamlı olarak düşünülmesi, siyasal güçlerden uzak uzmanlarca gerçekleştirilmesi ve devlet yönetimininde deneyime önem verilmesi ilkesine dayandırılması gerekir.


Her ülke, zaman içinde devletin amaçlarını, yöntemlerini ve örgütlenme modellerini değiştirmek zorundadır. Ancak, bu değişimin her zaman reform ile yapılması gerekmez. Bu değişim, zaman içinde olağan biçimde her toplumsal sistem tarafından gerçekleştirilmektedir. Reform, daha geniş kapsamlı değişimler içermektedir.


Çin’de geniş kapsamlı bir kamu Yönetimi ve özellikle Personel Reformu uygulaması yapılmış ve yapılmaktadır. Bunun amacı, komünist toplumun serbest piyasa zihniyetine alıştırılması ve personel sayısının azaltılarak özel teşebbüsün güçlendirilmesidir. Bu modelin KKTC’de uygulanması, iki toplumdaki temel gereksinim ve amaçlardaki farklılıklar nedeniyle doğru bir çözüm olmasa gerektir.


Türkiye’de de zaman zaman bu tür çalışmalar denenmiştir. MEHTAP Projesi (Merkezi Hükümet Teşkilatı Araştırma Projesi) ya da KAYA Projesi (Kamu Yönetimi Araştırma Projesi) gibi çalışmalar, çok da sonuç alıcı reform çalışmaları olmamıştır. Bugünlerde de Personel Reformuna ilişkin çalışmalar yapılmaktadır. Bu çalışmaların amacı, devlet memurları sayısının azaltılması ve güvencelerinin azaltılarak devletin hantal yapısının küçük ama güçlü devlet yapısıyla değiştirilmesidir. KKTC’deki Kamu Yönetimi Reformu da Türkiye’deki reform çalışmalarının kopyası olarak düşünülen ve uygulanan bir taklit çalışma olarak uygulanmamalıdır.


Demokratik toplumlarda özellikle kamu personelinin çıkarlarını tehdit eden reform çalışmalarının başarılmasının hiç de kolay olmayacağı bilinmelidir. Ancak, toplumun uzun dönemli çıkarları uğruna ve grup çıkarlarına direnerek kamu yararının gerçekleştirilmesi amacıyla bazı uygulamaların ya da reform çalışmalarının yürütülmesi de çağdaş bir gereksinim olarak devleti yönetenlerin önünde duran önemli bir sorumluluktur.


Yrd. Doç. Dr. Birol Ertan / DAÜ Siyaset Bilimi Bölümü

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.