KKTC’deki siyasi partiler?

HAZIRLAYAN: Yrd. Doç. Dr. Birol Ertan (Siyaset Bilimci)

Bugünden başlayarak KKTC’de demokratik siyasal yaşamımızın temel direkleri olan siyasi partiler ve liderleri üzerine gözlemlerimi yazacağım.

Siyasi partiler, demokratik siyasal yaşamın vazgeçilmez unsurlarıdır. Bir ülkede siyasi partiler ve özgür-adil seçimler olmaksızın demokratik bir sistem yaratılamaz.

KKTC’de Cumhuriyet Meclisi’nde temsil edilen 5 siyasi parti bulunuyor. Bunlar, iktidarın büyük ortağı Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler (CTP-BG), ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi (UBP), KKTC I. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın oğlu Serdar Denktaş liderliğindeki Demokrat parti (DP), eski sosyal demokrat parti Toplumcu Kurtuluş partisi ile Barış ev Demokrasi Hareketinin birleşmesinden doğmuş olan Doç. Dr. Mehmet çakıcı liderliğindeki Toplumcu Demokrasi Partisi(TDP) ve partilerinden istifa ederek iktidar ortağı olmuş olan 4 milletvekiline sahip yeni bir parti olarak Özgürlük ve Reform Partisi (ÖRP)’dir.

Bu dizi yazılarımızda, KKTC siyasi partilerinin liderlerini ve genel politikalarını değerlendirmeye çalışacağız.

TDP

Toplumcu Demokrasi Partisi, Özgürlük ve Reform Partisi gibi siyasi yaşamımızın yeni partilerinden. Ancak, Toplumcu Demokrasi Partisi’nin kökü, eskilere, Toplumcu Kurtuluş Partisi gibi köklü bir partiye dayanıyor.

Toplumcu Demokrasi Partisi Genel Başkanı Çakıcı, 1966 yılında Lefkoşa’da doğdu. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesinde eğitimini tamamladı. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde psikiyatri ihtisası yaparak psikiyatri uzmanı oldu. Bilimsel çalışmalarıyla bir çok ödül alan Sayın Çakıcı, Marmara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsünde Adli Tıp Doktorasını yaptı. Yakın Doğu Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi, Psikoloji Bölümü Başkanlığı yaptı ve psikiyatrist olarak Lefkoşa’da çalışmaya başladı. 2001 Yılında Psikiyatri Doçenti oldu.

Yazmış olduğu 9 kitabı ve çok sayıda yayınlanmış bilimsel makalesi bulunan Mehmet Çakıcı, 2003 yılında Barış ve Demokrasi Hareketi’nin kurucuları arasında yer aldı. 2003 yılında BDH Lefkoşa Milletvekilliğine seçilen Çakıcı, 2004 yılında Barış ve Demokrasi Hareketi’nin ilk Genel Sekreteri oldu. Mehmet Çakıcı, Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) ve Toplumcu Kurtuluş Partisi’nin (TKP) birleşmesi ile oluşturulan Toplumcu Demokrasi Partisi’nin ilk Genel Başkanı’dır.

TDP Programına göre; yaşadığımız çağda sosyal demokrasi; Sosyalist Enternasyonal’in ilke ve kararları ile zenginleşmiş düşünce yapısı içinde, sosyal anlayışlara önem veren, halk ve emekçi katmanların sivil gücüne büyük değer vererek, sivil yapıların egemen olduğu, demokrasi, insan hakları, özgürlük, etkin ve verimli üretim, adaletli bölüşüm, yaşanabilir bir çevre iddiasını yaşam biçimine dönüştürme öğretisi olarak, siyasetteki ağırlığını her geçen gün artırmaktadır. Bu anlatım, TDP’nin sosyal demokrat bir parti olduğunu ortaya koymaktadır.

Parti Programına göre, TDP’nin temel amacı, TDP’nin temel amacı özgür iradeye sahip Kıbrıs Türk halkının; toplumsal varlığını ve kimliğini koruyarak, kendi kendini yönetme erkine kavuşmasını, barış, özgürlük, refah ve esenlik içinde yaşamasını sağlamaktır.

TDP Programı, Kıbrıs sorununa bakışını da şöyle açıklar : TDP, Kıbrıs’ın AB üyeliğinin sonrasında Kıbrıs Türk halkının özgür iradesine bağlı olarak, toplumsal varlığını ve kimliğini koruyarak, kendi kendini yönetme gücünü geliştirerek, Kıbrıs Rum toplumu ile siyasal eşitlik temelinde kurulacak iki toplumlu, iki bölgeli, Birleşik Federal Kıbrıs Cumhuriyeti’nde barış ve refah içinde yaşamasını ve bütünleşmesini temel hedefi olarak belirlemiştir…. TDP, Kıbrıs sorununu besleyen tarihsel ve güncel enosisçi, taksimci, ayrılıkçı ve hegemonyacı tüm yaklaşımları reddeder.

TRDP Programı, KKTC’deki Türkiyeli varlığına ilişkin görüşlerini şöylece ifade etmektedir : “Kıbrıs sorunun çözümsüzlüğü, siyasal ekonomik istikrarsızlıklar ve KKTC’ye kontrolsüz nüfus akışı, Kıbrıs Türkleri’nin yoğun göçüne neden olmaktadır. Bu sorun Kıbrıs Türk toplumunun erimesini getirirken, Kıbrıs sorunundaki çıkmazı da derinleştirmektedir.”
TDP programında Türkiye ile ilişkiler de ele alınmakta ve özenle Anavatan ifadesi kullanılmamaktadır. TDP Programına göre; “TDP, TC’nin Kıbrıslı Türkler bakımının taşıdığı siyasal ve duygusal önemin bilinci içerisinde karşılıklı güven ve saygı temeline dayanan bir ilişki düzenini savunmaktadır. TDP; Kıbrıs Türk halkının kimliğini ve kişiliğini olumsuz yönde etkileyecek her türlü müdahaleye karşı çıkar. TDP, TC ile ilişkilerin karşılıklı yarar ve saygı temelinde, aynı zamanda Kıbrıs Türk toplumunun varlığını, kimliğini ve iradesini dikkate alan bir çerçevede yeniden düzenlenmesini sağlayacaktır. İlişkilerde karşılıklılık esastır. Bu çerçevede Türkiye kamuoyu, sivil toplum kuruluşları ve siyasal partileri düzeyinde de ilişkilerin geliştirilmesinden yanadır.” Buradaki yeniden düzenlemeden neyin kastedildiği açık değildir. Türkiye ile ilişkilerde neyin yanlış yapıldığı konusu da açık bırakılmıştır.

TDP’nin Türkiye ile ilişkilere bakışı, Programının daha sonraki maddelerinde içerik kazanmaktadır. TDP’ye göre, anayasasının geçici 10.maddesinin derhal kaldırılması gerekir ki buda adada Türk askeri varlığını düzenleyen maddedir. TDP, çağdaş demokrasi anlayışının bir gereği olarak Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı (GKK) Kıbrıslı Türk bir asker tarafından yönetileceğini ve Polis kuvvetlerinin idaresinin sivil otoritenin eline alınacağını vaat etmektedir.

TDP, Türkiye’den sürekli olarak yapılan nüfus aktarımlarının, Kıbrıs Türk halkının sosyo-ekonomik ve siyasal dengelerini bozduğunu ve toplumsal iradenin özgürce oluşumunu engellediğini açıkça Programında yer vermektedir. Cenevre Konvansiyonları başta olmak üzere ilgili tüm uluslararası sözleşmelere uygun olarak vatandaşlıkla ilgili yasalar yeniden düzenlenecek, var olan vatandaş listeleri gözden geçirileceğini vaat etmektedir.

TDP, bu yaklaşımları ile Anavatan Türkiye karşısında Kıbrıslı Türklerin dik duruşunu sergileme gayreti içindedir. Ne var ki, bu dik duruş, ekonomik, siyasal ve dış politika gerçekleri karşısında birer slogan olmaktan öteye geçemeyecektir.

Toplumcu Demokrasi Partisi Lideri Çakıcı, dobra konuşmasıyla dikkatleri çeken sempatik bir liderdir. Televizyon programlarında seviyesini düşürmeden ve samimi konuşmalar yapması ile tanınıyor. En büyük dezavantajı, Mustafa Akıncı gibi karizmatik bir liderin Genel Sekreterliğini yapmış olması ve Toplumcu Demokrasi Partisi’nin tek milletvekili olan Mustafa Akıncı’nın da potansiyel lider adayı olarak partideki varlığını sürdürmeye devam etmesi.

Toplumcu Demokrasi Partisi‘ni ve Toplumcu Demokrasi Partisi
liderini zorlayan en büyük gelişme, merkez solda siyaset yapan TKP’nin mirası olarak kurulan BDH’nın merkez sol siyaseti CTP-BG’ye kaptırarak solun daha aşırı noktasına kayması oldu. Bunda, aşırı sol unsurlar ile ittifak yapılmasının da payı oldu.

Toplumcu Demokrasi Partisini yeniden merkez sola oturtarak geniş bir seçmen tabanına sahip kılmak, parti lideri Mehmet Çakıcı’nın en büyük hedefi olmalıdır. Bu kapsamda, Toplumcu Demokrasi Partisi liderinin İngiltere’de Tony Blair liderliğinde ortaya çıkan Üçüncü Yol olarak sosyal demokrasi düşüncesine yakınlaşmasında yarar olduğu düşüncesindeyim.

Toplumcu Demokrasi Partisi’ni eski günlerdeki özlediği oy oranına kavuşturacak olan, aşırı unsurlardan ve söylemlerden temizlenmiş bir sol anlayışı ve Kıbrıs Sorunu konusunda sloganlardan uzak, rasyonel politikaların oluşumuna katkı koyması olacaktır. Ayrıca, şurası kesinlikle unutulmamalıdır ki, yapılan araştırmalarda, Kıbrıs Türklerinin % 80 gibi büyük çoğunluğu, Anavatan Türkiye ile yakın ilişkilerden yana olduğunu vurgulamaktadır.

Toplumcu Demokrasi Partisi’nin bu gerçekler doğrultusunda politika yapması, merkez solda yeni bir güçlü siyasi partinin ortaya çıkışını sağlamaya yetecektir.

DP

Internet sitesi yapım aşamasında olan Demokrat Parti ile ilgili Vikipedi ansiklopedisinden (http://tr.wikipedia.org) bilgi edinebilirisiniz. Demokrat Parti, 1992’de Ulusal Birlik Partisi’den ayrılan 9 milletvekili tarafından kurulmuştur. DP, 9’lar hareketi biçiminde UBP’deki Hakkı Atun ve Serdar Denktaş gibi önemli muhalif milletvekillerinin ayrılması sonucu ortaya çıktı. 1993 erken genel seçimlerinde Demokrat Parti, %30’a yaklaşan oy oranı ile 17 milletvekili çıkardı ve CTP ile koalisyon hükümeti kurdu. Koalisyon Hükümetinin Başbakanlığına, DP Genel Başkanı Hakkı Atun getirildi. Aynı Hükümette Serdar Denktaş da Gençlik ve Spor Bakanlığı’nı üstlendi.

2005 yılına gelinceye kadar DP koalisyon Hükümetlerinde yer aldı. Bunlardan sonuncusu da CTP-BG ve DP koalisyon Hükümeti oldu. 20 Nisan 2005’de CTP-BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, Cumhurbaşkanı seçilince CTP-BG Genel başkanlığına Ferdi Sabit Soyer seçildi ve DP ile koalisyon hükümetinde Başbakanlık görevini üstlendi. DP lideri Serdar Denktaş, hükümette Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı idi. 2006 yerel seçimlerinden sonra CTP-BG ve DP Hükümeti sona erdi. CTP-BG, partilerinden istifa ederek yeni bir parti kuran bazı milletvekilleri ile anlaşarak CTP-BG ile Özgürlük ve Reform Partisi (ÖRP) Hükümetini kurdu. Hükümette Başbakanlığa CTP-BG Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanlığına da ÖRP Genel Başkanı Doç. Dr. Turgay Avcı atandı.

Yeni koalisyon Hükümetinin kuruluşunu boykot eden DP, Cumhuriyet Meclisi’ni UBP ile birlikte boykot etti. Halktan gelen yoğun tepkilere ve Ankara’nın taleplerine boyun eğmek zorunda kalan UBP’nin Meclis boykotundan vazgeçmesi üzerine DP’li milletvekilleri istifa ederek sine-i millete dönme kararı aldı. Ancak, DP’li milletvekillerinin istifa kararları Cumhuriyet Meclisi’nce hala onaylanmış değildir.

Demokrat Parti, merkez sağ kanatta siyaset yapan ve sol partilerden birisi ile DP arasında sıkışan siyasi yelpazede küçük sağ parti olarak koalisyon hükümetine giren kilit bir parti olmuş ve iktidar olanaklarına hep yakın durmuştur.

DP’nin iktidar olanaklarına yakın olması, onun kilit bir parti olmasının devamını da sağlamıştır. DP, bazen UBP ve bazen de CTP-BG ile koalisyon hükümetleri kurarak Kıbrıs Türk siyasetinin güçlü bir unsuru olmuştur. Bu durum, UBP’den 3 ve DP’den 1 milletvekilinin istifaları ile kurulan Özgürlük ve Reform Partisi(ÖRP)’nin iktidar ortağı olması ile büyük ölçüde ortadan kalmıştır. Üstelik, bir çok DP’li belediyenin ve yerel örgütlerin ÖRP’ye katılması, DP için bir yok olmama savaşının verilmesini gerekli kılmıştır.

DP kurmayları, ÖRP’nin Anavatan Türkiye Hükümetinin müdahalesi ile kurulduğunu açıklayarak AK Parti Hükümetine de açık tavır alarak sert bir muhalefete başlamışlardır.

Bu noktada DP, aşırı uçlara kaymak tehlikesi ile karşı karşıya kalabilir. Sert muhalefet yapma ihtiyacı ve Anavatan Türkiye Hükümetine karşı açık muhalefet başlatılması, DP’yi aşırı uçlara yakın bir noktaya sürükleyebilir. Bu tehlike, DP’nin marjinal bir parti olma tehlikesini de beraberinde getirmektedir.

Bu sürecin DP açısından avantajları da yok değildir. Siyasette iyi yönetilmiş krizler, büyük başarılar getirebilirler. Siyasal arenada şu anda tek muhalefet partisi görünümünde olan DP, UBP’nin Meclis boykotunu bitirmesi ile Hükümete karşı sert muhalefet yapan bir parti konumuna yükselmiştir. Hükümetin başarısız icraatlarının DP’nin seçmen tabanını arttırması ve bu krizi iyi yönetebilirse ve aşırı uçlara kaymazsa bu durumun DP için yükselmenin başlangıcı olması söz konusu olabilecektir.

DP lideri Serdar Denktaş’ın Anavatan Türkiye Hükümetine karşı muhalefeti bırakıp yetersiz olan parti yerel örgütlenmesini tamamlaması, Hükümete yönelik akılcı muhalefet yapması, Kıbrıs sorunu konusundaki tavrını net olarak belirlemesi ve siyaset vizyonunu yenilemesi, DP için yeni bir başlangıç olabilecektir. Ne var ki, DP lideri, sert muhalefeti ile kapıları kapamakta ve siyasetin bir uzlaşma rejimi olduğunu unutmuş görünmektedir.

DP için çıkış noktası, yeni bir siyaset vizyonu ve lider değişikliği ile çözülebilir. Lefkoşa Türk Belediye Başkanlığı’nı kazanarak büyük bir hamle yapan DP, Belediye Başkanı Cemal Bulutoğulları’nın taze siyasetçi niteliğini ve popüler kişiliğini liderlikte kullanarak ve yeni bir vizyon ile Kıbrıs sorununda net düşünceler ortaya koyduğu takdirde yeniden siyaset sahnesinde güçlü bir unsur olarak yer alabilir.

Sözün özü, DP, yenilenme sayesinde ayakta kalabilecektir. Bu yenilenme, hem politikalarında hem de liderlikte bir yenilenme ile söz konusu olabilecektir.

UBP

Ulusal Birlik Partisi (UBP) hakkındaki görüşlerimi açıklayacağım. UBP hakkında geniş bilgi edinmek isteyenler, http://www.ulusalbirlikpartisi.com internet sayfasından bilgi edinebilirler.
Ulusal Birlik Partisi (UBP), 11 Ekim 1975’de Rauf R. Denktaş ve 51 arkadaşı tarafından kurulmuştur. 1975-76 yılları arasında Rauf R. Denktaş’ın Genel Başkanlığından sonra Nejat Konuk 1976-78, Osman Örek 1978–79, Mustafa Çağatay 1979–83, Derviş Eroğlu 1983–2006, Hüseyin Özgürgün de 2006’da kısa bir süre Genel Başkanlığını üstlendi. 2006 Aralık ayından bu yana Dışişleri eski Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, UBP Genel Başkanlığı yapmaktadır.

UBP, adeta bir sürekli iktidar partisi olarak son dönemlere kadar geldi. 1994-96 arasında kurulan DP-CTP Hükümeti hariç son 2 seçim dönemine kadar UBP ya tek başına ya da koalisyon Hükümetinin büyük ortağı olarak iktidarda oldu.

UBP’nin sürekli iktidarda bulunan bir parti olması, gelişmekte olan ülkelerde çok sık görülen devlet olanaklarını kullanarak ganimet sisteminin yaratılması pratiğini kolaylaştırdı. Bu durum, UBP’yi kolaycılığa sürüklediği gibi, karşısında ciddi anlamda iktidara alternatif bir partinin bulunmaması ve ganimet sisteminin iyi işletilmesi, UBP’yi iktidarda tutmaya yetti.

2000’li yılların başında baş gösteren ekonomik krizin KKTC’ye de yansıtılması, UBP’nin yalnızca ganimet sistemiyle ayakta kalmasını zorlaştırmış ve 2001’de yapılan ilk seçimlerde iktidarı, Avrupa Birliği ve çözüm sloganı ile halka umut dağıtan Cumhuriyetçi Türk Partisi – Birleşik Güçler’e (CTP-BG) kaptırmıştır. Bu yenilgide asıl neden, muhalefet oylarının CTP-BG’de toplanması olmuştur.

İktidarı kaybetmesiyle çözüleceği tahmin edilen UBP, örgütlerinin sağlam yapısıyla ayakta kalmayı sürdürmüştür. Muhalefette de ayakta kalmayı başaran ve %30’ların altında bir oy oranına inmeyen UBP’nin, 2006 yılında 3 milletvekilinin istifa ederek yeni bir parti (Özgürlük ve Reform Partisi’ni) kurması ve CTP-DP Hükümetine son vermesi ile sarsılacağı tahmin edilmiştir. UBP’den kopan 3 milletvekiline 1 DP’li milletvekili de eklenerek 4 milletvekili ile iktidar ortağı olan ÖRP, Demokrat Parti’nin zayıflaması ve çözülmesine neden olurken, UBP için aynı şeyleri söylemek söz konusu olmamıştır.

UBP, anamuhalefet partisi konumuyla CTP-ÖRP Hükümetinin kuruluşunu boykot ederek DP ile birlikte meclis çalışmalarından çekilmiştir. Ne var ki, Meclis boykotu halktan ilgi görmemiş ve yeni Hükümeti erken seçime zorlayamamıştır. Meclis boykotu eyleminin başarısızlığını gören UBP, DP ile ortak eyleem son vererek Meclis çalışmalarına katılmış ve böylece yaklaşık bir yıldır sürdürdüğü çözüm getirmeyen yanlış eyleminden dönmüştür.
UBP’nin vizyon olarak belirlediği uzun metin, 2789 sözcükten oluşmaktadır. Dünyada bu kadar uzun, ancak içeriği Kıbrıs sorunu dışına taşmayan bir vizyon bulmak olanağı yoktur. Bunun yerine, Kibrıs Türk halkının egemenliğinin sembolü olan KKTC’nin uluslararası toplumun bağımsız ve eşit bir unsuru olarak yaşatılması ve Kıbrıs Türklerinin demokratik refah toplumuna ulaştırılması” olarak bir vizyon belirlenebilirdi. Bu vizyonu gerçekleştirmek için gerekli misyon ise KKTC’nin yaşatılması, liberal ekonomik düzen, Anavatan ile sıkı ilişkiler gibi unsurlar olabilirdi.

UBP, ana muhalefet partisi niteliğiyle Meclis çalışmalarına da katılmaya başlayınca yeniden toparlanmış, fakat parti içinde Genel Başkan değişikliği beklentisi içinde olunması, UBP’de enerjinin parti içi mücadeleye verilmesie neden olmuştur.

UBP’yi yeniden eski günlerine döndürecek olan, Genel Başkan değişikliği beklentisinin bitirilerek vizyoner bir liderliğin desteğiyle parti içi güçlerin bütünleştirilmesidir. Bu noktada, eski Genel Başkan Derviş Eroğlu’na büyük bir rol düşmektedir.

Son dönemde Kıbrıs sorunu konusunda çözüm sürecinin tıkanması ve AB’ye olan güvenin azalması, UBP’nin yeniden yükselmesine vesile olsa da Güney Kıbrıs seçimlerinde AKEL adayı Hristofyas’ın seçilmesi, halkın gözünde tükenen umutların yeniden yeşermesine kaynaklık edebilir. Bu yeşerme, CTP’nin kaybettiği düşünülen oylarını yeniden kazanmasına ve ÖRP’nin de artan oy oranını daha da yükseltmesine neden olabilir.
Sözün özü, Kıbrıs sorunu konusundaki gelişmeler, UBP’nin geleceğini belirleyeceğe benziyor.

ÖRP

Özgürlük ve Reform Partisi hakkında bilgi edinmek isteyenler, http://www.ozgurparti.org internet sayfasından bilgi edinebilirler.

Özgürlük ve Reform Partisi, siyasi yaşamımıza yeni katılmış partilerden birisi. ÖRP Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Doç. Dr. Turgay Avcı. Diğer milletvekilleri, Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanı Mustafa Gökmen, Ekonomi ve Turizm Bakanı Erdoğan Şanlıdağ ve Gazimağusa milletvekili Erden Özaşkın. Partilerinden istifa ederek ÖRP’yi kurdular ve iktidara ortak oldular.

ÖRP, Kıbrıs siyasi yaşamına yeni girmiş partilerden birisi. Yaklaşık birbuçuk yıllık bir geçmişi bulunuyor. İktidar olanakları sayesinde kısa zamanda güçlendiler. Disiplinli bir örgütlenme çalışması yürütüyorlar. Parti içinde hummalı bir çalışma sürüyor. Bir yandan parti içi eğitim seminerleri verilirken, bir yandan da komite çalışmaları başlatılmaya çalışılıyor. Diliyoruz, bir an önce komite çalışmalarını sonuçlandırıp ÖRP Programı’na sahip olmaları. Programsız bir parti olmaları, bir çok kesimden eleştiri almalarına neden oluyor.

ÖRP’nin yeni bir parti olarak gelişip sağda birinci parti olması önünde çeşitli engeller bulunuyor. Bunlardan en önemlisi, parti ile ilişkide olanların büyük kısmının bazı beklentiler ile partide bulunmaları. Partinin Genel Sekreteri bile Kalkınma Bankası Yönetim Kurulu Başkanı olunca, bu konudaki spekülasyonların önüne geçilemiyor.

ÖRP’nin kuruluşuyla birlikte hızlı bir yükseliş ivmesi yakaladığı biliniyor. İlk başlarda ÖRP, Kıbrıs Türk siyasetinin çehresini değiştirecek bir parti olarak ortaya çıktı. Zaman içinde ise Dışişleri Bakanı Turgay Avcı’nın icraatları etrafına sıkışıp kalan bir parti görünümü vermeye başladı. İlk başlardaki yükseliş trendini bugün daha yavaşlamış olarak görmekteyiz. Başlangıçta iç politika konularında yeni siyaset anlayışı, parti vizyonu, yenilenme ihtiyacı ve reformlar konusunda dikkate değer düşünceler dile getiren ÖRP, son günlerde Dış Politika konusunda Rum Yönetimini suçlayan tekdüze açıklamalar dışında bir görüntüyle halkın karşısına çıkamıyor.

Görkemli I. Olağan Kurultayı ile Kıbrıs Türk siyasetinde var olduğunu kanıtlayan ÖRP, hızlı örgütlenme çalışmaları, iktidar olanakları ve genç Genel Başkanları ile yükseliş trendini sürdüreceğe benziyor. Ne var ki, ÖRP’nin yeni siyaset anlayışı sloganı ile çıktığı yolda bir hız yavaşlaması trendi içine girdiği de bir gerçek.

ÖRP’nin en başarılı olduğu alan, kadınların ve gençleri gösterdiği yoğun ilgi. ÖRP toplantılarında çok farklı kesimlerden ve yaş gruplarından heyecanlı genç ve kadınlara rastlayabiliyorsunuz. ÖRP Genel Başkanı Avcı’nın eşi özlem Avcı, kadınlar ve gençler tarafından çok sevilen, çalışkan bir isim.

ÖRP, mevcut siyasi partilerden farkı olmayan bir noktaya doğru sürüklenirse, zaman içinde duraksamaya ve halkın umudu olmaktan uzaklaşmaya aday olacaktır. Diğer siyasi partilerden farklarını ortaya koyabildiği oranda ise Kıbrıs Türk siyasetinde kalıcı bir parti olabilecek ve yeni bir siyaset anlayışı ile Kıbrıs Türklerine hizmet edebilme şansını yakalayabilecektir.

CTP-BG

Kıbrıs Türk siyasal yaşamındaki siyasi partilerle ilgili yazım, Cumhuriyetçi Türk Partisi – Birleşik Güçler (CTP-BG) ile sona erecek. CTP-BG ile ilgili bilgi edinmek isteyenler, http://www.ctp-bg.com internet sayfasından yeterli bilgi edinebilirler.

CTP, 27 Aralık 1970 yılında Kıbrıs barış harekatı’ndan önce kuruldu. Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin kuruluş amacı, resmi internet sitelerinde şöyle açıklanır : Kıbrıs Türk toplumu içindeki tepeden inme yönetim anlayışını değiştirmek ve çoğulcu bir demokratik anlayışın yerleşmesini ve kurumlaşmasını sağlamak, halk egemenliği ve hukuk devleti, sosyal adalet ve güvenlik esaslarına dayanan demokratik bir toplum düzenini oluşturmaktır.
20 Nisan 2005’de CTP-BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat’ın Cumhurbaşkanı seçilmesi üzerine, CTP-BG Genel Başkanlığı görevine Gazimağusa milletvekili Ferdi Sabit Soyer seçildi ve DP ile koalisyon hükümetinde Başbakanlık görevini üstlendi. 2006 yerel seçimlerinden sonra CTP-BG ve DP Hükümeti sona erdirildi ve CTP-BG ile Özgürlük ve Reform Partisi (ÖRP) Hükümeti kuruldu.

Son seçimde büyük bir oy oranı ile birinci parti olan CTP-BG, Hükümet icraatlarında istediği ölçüde başarılı olamadı. Özellikle yükselen işsizlik, inşaat ve turizm sektörlerindeki durgunluk, ithalat rakamlarındaki artış, Hükümetin istediği başarıyı elde etmesine ve reformcu atılımlar yapmasına engel oldu.

CTP-BG’yi yıpratan, Hükümet politikalarından daha çok, partinin vizyonu haline getirilen AB, barış ve çözüm hedeflerinin lafta kalması oldu. Annan Çözüm Planı’nın Rumlar tarafından reddedilmesi, Kıbrıs Türk tarafına Referandumda “Evet” demesi durumunda verilen sözlerin yerine getirilmemesi ve özelikle AB ülkelerinden haksız ambargoların kaldırılması konusunda destek sağlanamaması, CTP-BG’nin seçmen kitlesinde büyük bir hayal kırıklığı yaşattı. Bu hayal kırıklığı ise siyasetten kopan ve siyasete küsen geniş bir kitle yaratmıştır. Siyasete küsen bu seçmen kitlesinin, son yapılan kamuoyu yoklamalarında % 40’ları aştığı görülmektedir.

CTP-BG’nin geniş halk desteğini aşındıran diğer bir gelişme, parti içindeki militan kadroların CTP-BG’ye yeni katılmış ve kendinden olmayanlara karşı giriştiği saldırgan ve düşmanca tavırlar olmuştur. CTP-BG’nin yaklaşık % 12-15 dolayında bulunan kemik oylarını kontrol eden bu militan kesim, kendi başına buyruk ve sorumsuz tavırlarla partinin merkeze doğru kayarak daha da güçlenmesine engel oluşturdu ve özellikle yerel örgütlerde partiyi geniş kitlelere kapatarak partinin oylarındaki yükselme eğilimini tersine çevirdi.

CTP-BG’nin eski militan kadroları, partinin merkeze kayarak kitle partisi olması önünde engel oluşturmaya devam ettiği sürece, iktidar partilerinin yıpranmasının getireceği dezavantajlar ve ekonomik memnuniyetsizliklerle de birleşerek CTP-BG oylarını TDP’ye ve ÖRP’ye yönlendirecektir. Bu noktada CTP-BG’nin lehine olabilecek bir gelişme, AKEL lideri Hristofyas’ın Güney Kıbrıs Yönetimi liderliğine seçilerek çözüm umutlarının yeniden filizlenmiş olmasıdır. Seçimlere kadar bu çözüm umudunun taze tutulması durumunda, CTP-BG’nin seçimlerden birinci parti olarak çıkma olasılığı bulunacaktır.

Sözün Özü, CTP-BG’nin kaderini, Kıbrıs sorununun çözüm sürecini iyi yönetmesi ve bu süreçten çıkacak olumlu sonuçlar belirleyecektir.

Kıbrıs Türk siyasal yaşamında çok önemli aktörler olan Meclis’te temsil edilen siyasi partileri tanımaya ve değerlendirmeye çalıştım. Kıbrıs Türk siyasetinin geleceği, bu 5 siyasi parti etrafında dönmeye devam edecektir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

4 + fourteen =