Kılıçdaroğlu: Ezberi bozacağız

Kılıçdaroğlu: Ezberi bozacağız

0
PAYLAŞ

Türkiyeliyim… Kemal Kılıçdaroğlu’nun en önemli vurgusu bu oldu. ‘Türkiyelilik’ aslında İkinci Cumhuriyetçiler’in ağzında sakız haline getirilmiş, propaganda amacı olarak kullanılmış bir kimlikti. Kemal Kılıçdaroğlu ise bu toprakların mozaiğini vurgulamak için kullanıyor. Kendi kökenlerinin olduğu Dersim’i, Horasan’ı; yaşadığı ve dolaştığı şehirleri, Elazığ’ı, İstanbul’u, Ankara’yı anlatmak için ‘Türkiyeliyim’ diyor. Etnik kökene dair siyaset yapmayacağını taahhüt eden bir liderin ‘Bende bu ülkenin her damarı mevcut’ açıklaması aslında Türkiyelilik.

‘Bütün ezberleri bozacağız’ da diyor CHP Genel Başkanı. Zannederim Türkiyelilik kavramının telaffuz edilmesi bir sarsıntı yaratacaktır.
Bu söz bir anlamda neden Kürt, neden Alevi demediğinin, siyasette neden özellikle bu kesimleri vurgulamadığının da yanıtı. Bana ikna edici geldiğini, tatmin ettiğini de açıklayayım.

‘Türk demediğim gibi Kürt de demiyorum’ diyor, ‘İnsanları etnik kökenlerine göre değerlendirmiyorum.’

– Siz bir umut olarak doğdunuz, ama Türkiye’de müthiş bir umutsuzluk var.
– Halkalı’daki patlamada hayatını kaybeden genç Buse’nin cenazesine katıldım, oradan bir vatandaş ‘Son umuduz sensin’ diye bağırdı. Bu seçim Türkiye’nin çağdaşlaşma sürecini belirleyecek olan temel bir seçim. Bu seçim halka gelecek umudu vaat etmek zorunda. Ve bu seçim geçmişteki karamsarlıkları bir tarafa bırakıp, siyasette kirlilikten arınmış, saydam, düz, halka hesap verenin seçimi olacak.

– Nasıl hesap vereceksiniz?

– Gaziantep’te STK’larla buluştuk, işadamlarının da olduğu bir toplantıydı, onlara şu sözü verdim: CHP iktidarında siz her yıl vergi beyannamesi doldurup maliyeye veriyorsunuz. O beyannamenin bir sayfasında geçen yıl ödediğiniz vergiler nereye harcanmış göreceksiniz. Doğrudan hesap vereceğiz… O yurttaş çalışıyor, üretiyor, istihdam yaratıyor, ihracat yapıyor ve vergi ödüyor. Ama nereye harcandığını bilme hakkı var.

– Galiba bütün paralar duble yollara harcanıyor…
– Bir kilometresi kaça mal oldu; bunu insanların bilmesi gerek.

– Siz Türkiye’nin Obama’sı mısınız?
– Hayır, ama Türkiye’de belki de tam bir Türkiyeli olarak görüyorum kendimi. Her yapıyı bir anlamda kendi bünyemde birleştirmiş durumdayım.

– Kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

– Biz Anadolu’dan geldik. Okuyarak, yaşayarak, dolaşarak geldik. Sonunda buradayız.

– Kürt demiyorsunuz?
– Benim için karşımdaki insan. Onu etnik kimliğiyle değerlendirirseniz bana göre yanlış yaparsınız.

– Türk demediğiniz gibi mi Kürt demiyorsunuz?

– Hepimiz bu ülkenin insanıyız. Aynı havayı soluyoruz, aynı coğrafyada yaşıyoruz, benim sorunum olduğu kadar onun da sorunu. Ne Alevi ne Sünni, ne Ortodoks ne Süryani… Hepimiz beraberiz, hepimizin sorunları ortak. Benim çocuğum işsizse onun da çocuğu işsiz. Öyle bakıyorum ben olaya. Etnik kökene ve inanca dayalı siyaset yapmamanın üzerinde duruyorum. İnanca dayalı siyasetin Allah’la kul arasındaki manevi ilişkiye girmek olduğunu, buna da hakkımız olmadığını düşünüyorum.

– Türban da demiyorsunuz?
– O işin hem sosyolojik yönü var, hem inanç açısından yönü var, hem de geleneksel yönü var. Geleneğe göre mi takıyorlar; kentten, kırdan, mahalle baskısına, inancına göre mi takıyor bilmiyoruz. Ama saygı duyuyoruz. Onlar bu ülkenin saygın insanları.

– Kürt ve türban dememeniz statükocu CHP’nin temsilcisi olduğunuz şeklinde yorumlandı.
– Asla… Bütün ezberleri bozacağız. Türban eğer bir sorun olarak algılanıyorsa bunu çözecek parti CHP’dir. Biz bunu çözmeye kararlıyız. Ortak değerlerimize her zaman saygı gösterek, toplumsal bir uzlaşma sağlayarak aşacağız. Aşmak zorundayız.

Twitter’a geliyorum

– Twitter’da var mısınız?

– Gireceğime söz verdim ama henüz giremedim.

– Facebook’a karşı bir dava açmıştınız?

– Benim aleyhime yalan yanlış haberlerle bir kampanya açılmış orada, avukatım da dava açmış. O dava üzerine mahkemeden bir karar çıkmış, yoksa ben yasağını savunan biri değilim.

– YouTube hakkında ne düşünüyorsunuz?
– Orada da yasak olmamalı. Ben yasağa karşıyım.

– Bir partinin ‘YouTube’umu istiyorum’ diye bir seçim sloganıyla çıkmasını istiyorum.
– Olabilir, belki onu da ileride yapabiliriz.

ABD’yi de eleştiririz

– ABD Başkanı Barack Obama’yla temasınız oldu mu?
– ABD Büyükelçisi seçildikten sonra telefonla kutladı ve Obama’nın da kutlama mesajları olduğunu ifade etti.

– ABD’ye gidecek misiniz?
– Bu aşamada yok tabii ki ama önce yurtdışı gezisi için Kıbrıs’a gitmeyi düşünüyoruz. Sonra Fransa’daki Sosyalist Parti’den bir teklif geldi. Almanya’dan bir teklif geldi; onlarla zamanları ayarlıyoruz, yurtdışı ilişkiler için güzel bir işbölümü yaptık kendi aramızda.

– Obama’yı özellikle şundan soruyorum: ABD mevcut iktidarın üzerini çizdi, umudunu kesti ve yeni umudu CHP mi ABD’nin?
– ABD Büyükelçisi’ne ‘Zaman zaman biz de sizin bazı politikalarınızı eleştirdik, bizim beğenmediğimiz ve farklı gördüğümüz potikalar varsa bunları eleştireceğiz’ dedim. ‘Elbette’ dedi, ‘Politikaları eleştireceksiniz, Ama uluslararası ilişkilerde bireylerin değil ülkelerin çıkarları önemlidir. Siz kendi ülkenizin çıkarlarını savunacaksınız, biz de bizimkini. Ama zaman zaman öyle olur ki iki ülkenin çıkarları çakışır ve daha iyi bir tablo ortaya çıkar.’ Ben de karşılık olarak asıl önemli olanın iki ülkenin çıkarlarını maksimize edip o sağlıklı yapıyı kurmak olduğunu ifade ettim. Eğer siz devletlerle ilişkiyi kapalı kapılar ardında, farklı bir zemine oturtursanız güvensizlik yaratırsınız. AKP bunu yaptı, biz bunu yapmayacağız.

– Onur Öymen’i dışladınız, Şükrü Elekdağ yok…Dış politikasını kim yönetecek CHP’nin?
– Dış politikada çok güzel bir kurmay heyetimiz var. İçinde büyükelçiler var, akademisyenler var. Her konunun en iyi uzmanı var. Süratle bir araya geliyoruz ve çalışıyoruz.

– Kafanızda Dışişleri Bakanınız var mı?
– Elbette.

– Söyler misiniz?
– Yok söylemeyeyim. Çok iyi bir kurmay heyetimiz var. Brüksel’i yalnız bırakmayacağız. Strasbourg’u da bırakmayacağız.New York’u da, Washington’u da. New York’ta Sosyalist Enternasyonel’in tolantısı vardı. Umut Oran, Didem Engin, Gülsüm Bilgehan gitti…

Seçim sloganı belli

ÇALMAYACAĞIZ ÇALDIRMAYACAĞIZ

– Seçilirseniz kafanızda kabineniz hazır mı?

– Hiç şüpheniz olmasın.

– Peki yarın başbakan olsanız bu ülkeyi tıkır tıkır yönetirim diyor musunuz?
– Kesinlikle… Saat gibi yönetiriz. Çünkü bizim siyasetin kısır noktası şu: Sorun çıktıktan sonra çözen bir anlayış var. Biz önceden görüp sorun doğmadan onu çözmek isteyen bir anlayışa sahibiz.

– Seçim sloganınız da ‘Çalmayacağız, çaldırmayacağız’ mı?
Aynen öyle.

– CHP’li belediyelerin başarısızlığı CHP iktidarında da olacak mı? Ya da başarısızlığı demeyelim de ‘başarısız imajı’ yıkabilecek misiniz?

– Nurettin Sözen, İstanbul’da metro gibi çok büyük yatırımlara imza atan bir belediye başkanıydı. Bugün İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı da son derece başarılı.Aydın Belediye Başkanımız çok başarılı.

YOKSULLUK VE TERÖR İÇİN SOMUT ÖNERİLER
MAKARNA DEĞİL PARA DAĞITACAĞIZ

– Somut çözüm önerileriniz gelmediği, ‘Yapacağız, çözeceğiz’ diye havada kalan sözler söylemekle eleştiriliyorsunuz…

– Eleştiri geliyor medyada, gelmesi de doğal. Gelmemesi yanlış olur. Özellikle tarım kesiminde bazı somut önerilerimiz var. Çiftçiye mazot verilirken ÖTV’yi kaldırmak gibi. Böye desteklerin olması gerektiğini söylüyoruz. Doğu ve Güneydoğu’yla ilgili doğrudan devletin gidip fabrika kurması, veya özel sektör giderse sıfır faizli kredi açılacağı, faizlerin kamu tarafından karşılanacağı gibi…

– Türkiye’de mevcut iki temel problem seçimi belirleyecek. İnsanlar aç ve insanlar ölüyor…
– Somut ne yapacaksınız teröre ve yoksulluğa karşı?

Yoksulluk için projemiz aile sigortası. Yoksulluğu siyasal sömürü olmaktan tamamen çıkaracağız, bunun için önce sağlıklı bir yoksulluk envanteri yapacağız. Çıkan tablolara göre ailelere, ailede kadının hesabına düzenli bir miktar yatıracağız.

– Bu parayı nereden bulacaksınız?
– Bu para şu anda var. Hesapları yapıldı. Devlet şu anda yiyecek dağıtarak bu paraları harcıyor. Ama bir liralık makarnayı beş liraya alıyor, dört lirayı da birileri cebe atıyor. Biz bunu kaldıracağız ve tümüyle para vereceğiz. Niye makarna vereyim ben? Belki o aile o parayla bulgur alacak. Belki bir gofret alacak çocuğuna. Şimdi devlet ailelere zorla makarna dağıtıyor üstelik dağıtırken de sıraya diziyor. Onun yoksulluğunu afişe ediyor. Hesabını yaptık. Türkiye istatistik envanterinin yoksulluk rakamları çıktı, devletin ne kadar para harcadığını gördük, hem insan onuruna daha saygılı bir yapı çıkaracağız, hem de daha az para harcayacağız.

– Diğer sorun?
– Güneydoğu’da yaşadığımız sorun da çözülür, eğer toplumsal bir uzlaşma sağlarsanız. Öncelikle silahlı terör örgütünün silahlarını bırakması lazım.

– Muhatap kabul eder misiniz PKK’yı?

– Hayır, alınmaması gerek. Silahını bırakması lazım. Biz insanımızı seviyoruz. Bu coğrafyada kardeş kanı dökülmesini istemiyoruz. Bölge insanı bu sorunu nasıl algılıyor, bakılmamış. Olayın her boyutunu beraber dikkate almanız gerek. Bölgede çalışarak raporlama yapmanız gerek. Halk ne bekliyor buradan…

– Ancak CHP olarak hiç yoksunuz o bölgede…

Hiç yokuz ama güzel bir kıpırdanma var, onu görüyoruz. Kesin olacağız. Eskiden hiç milletvekili çıkaramayız diye bakıyordu örgütler, şimdi biri garanti, iki-üçü çıkarırız diye hesap yapıyorlar. Bu güzel bir gelişme aslında. O bölgede bizim tabanımız vardı, onu yitirdik.

– Devletten de çok çekti bölge insanı, yakılan köyler olsun mesela… Güveni nasıl sağlayabilirsiniz?
– İsmail Cem ‘Devlet Doğu’ya postalla değil elinde bir demet çiçekle gitmelidir’ diye yazmıştı bir kitabında. Biz aslında bunu da zamanında ihmal ettik tabii ki. Baskı baskıyı, şiddet şiddeti doğuruyor. Siz eğer baskı kurarsanız bir kişiyi ezeceğinizi düşünüyorsunuz ama sonunda geniş bir kitleyi alıyorsunuz karşınıza. Bunu aşmanın yolu var aslında. Bunu aşmanın yolu kararlı, tutarlı, akla mantığa dayanan politikalar üretmekten geçiyor.

– Sahalara adamlarınızı sürdünüz, sorun tespiti mi yapacaklar?
– Evet… Araştırıyorlar. Ayrıca o bölgede yaşayan üniversite hocalarımızdan da yardım istedik. Nedir buradaki olay diye. O bölgede çalışan sosyologlar var.

– Hep üniversite hocalarından bahsediyorsunuz, yine CHP elitizmi değil mi bu? Sokaktan değil de tepeden mi bakıyorsunuz?

– Ben bir kere genel başkan olarak elitist bir yapıya sahip değilim. Ailem, yetişme tarzım… Sıradan bir aile yapısının aşağı yukarı hepsi var. Aristokrat bir aileden gelmiyoruz. Demokrasinin en güzel tarafı bu. Belki şundan öyle bir algı var: CHP okumuş yazmışların partisi olarak algılanır Cumhuriyet’in ilk yıllarından beri. Ama hemen hemen her partide belli bir entelektüel birikimi olan insanlar var. AKP’de, MHP’de, BDP’de de profesörler var. Bu sağlıklı bir gelişme. Çünkü her düzeyde, her fikirde entelektüellerin oluşması demokrasi için iyi bir şey.

– Sokağa inmeyi ihmal etmeden ama?

– Başta ben sokaktayım zaten. Herhangi bir kahvede rahatlıkla oturabilirim, sohbet edebilirim. Mesela Batman’da yaptım bunu. Bölge halkı en çok geçim sıkıntısından, yoksulluktan dert yanıyor.

– Ergenekon davasından hiç bahsetmiyorsunuz?
– Ergenekon davasında çok ciddi hukuksuzlukların olduğunu biliyorum.İstiyorum ki onu siyasilerden çok daha fazla vicdan sahibi olan, bu konuda eğitim görmüş, bu konuda ders vermiş hukuk fakültelerindeki profesörler dile getirsinler. Çünkü siyasetçi söylediği zaman olay iki farklı kutba çekilmiş oluyor. Ama hukuk fakültesinden bir hoca çıkıp yazı yazdığında o zaman kamuoyu başka türlü bakıyor.

-Başbakan’ın ‘Yargı görevini yapmıyor’ açıklamalarına ne diyorsunuz?
– Müthiş yanlış… Zaten Başbakan anayasa değişikliğiyle yargıyı siyasallaştırmak ve kendi tahakkümü altına almak istiyor. Sayın Başbakan’ın şu sözü ciddi bir ayıp olarak kalacaktır. Yargıtay’ın vermiş olduğu bir karar üzerine ‘Yargı güvenini kaybetmiştir’ dedi. Bir karar üzerine yargıyı karşınıza alıp güvenini kaybetmiş diyorsanız sizde demokrasi kültürü yok demektir. Yargı kararı elbette eleştirilebilir, karar çıkar, bakarsınız, kararı eleştirirsiniz; siyaseten de, bilimsel olarak da… Ama bir karar çıktı diye bütün yargıyı güvenini kaybeden bir kurum olarak yansıtamazsınız.

ORAY EĞİN / AKŞAM

BİR CEVAP BIRAK