Kölelik ve efendilik

PAYLAŞ

Kimileri birilerinin kölesi olmanın kimileri de birilerinin efendisi olmanın yalancı güzelliğini yaşamaktan hoşnutturlar. Bir köleler ve efendiler dünyasında yaşıyoruz. Kendini birilerinin ellerine gönül rahatlığıyla bırakıp vurdumduymaz bir yaşam sürmekle tam tamına bir sorumsuzluk içinde birilerinin yaşamını zorla yönlendirmek arasında insan olma değerlerini yitirmişlik açısından herhangi bir ayrım yoktur. İnsanlar genelde yaşamın güzelliklerine varmak için değil de yaşamdan bir şeyler elde etmek için yaşarlar. Birilerinin kölesi olmayı ya da birilerinin efendisi olmayı seçmeleri bu yüzdendir. Her iki durumda da bir şeyler elde edilir, bu elde edilen şeyler üstü balla kaplanmış zehirler gibi çekici ve öldürücüdür. Yaşamın gerçek verimi ve anlamlı güzelliği kendinin efendisi ve kendinin kölesi olabilmekte gizlidir.
Kendinin efendisi olmayı anladık, diyeceksiniz, kendinin kölesi olmak diye bir şey doğrusu aklımıza yatmadı. İnsan köle olduktan sonra ha kendinin kölesi olmuş ha başkalarının kölesi olmuş, ne fark eder. Böyle diyebilirsiniz. Kendinin kölesi olmak gerçekte kendinin efendisi olmanın bir başka görünümüdür. Kendine söz geçirebilen insana ne mutlu! Yaşamınızı kocaman örslerde ağır çekiçlerle dövmediyseniz, gün olup bir çalışmayı sürdürebilmenin heyecanı içinde bir masanın başında on altı saat oturma tutarlılığını gösteremediyseniz, bir onursuzluk çemberinde bir yarar elde etmek gibi çirkin bir duruma düşmemek için size sunulan şeyi elinizin tersiyle itmediyseniz kendinizin efendisi olabilir misiniz? Hiçbir hesap yapmadan sevmeyi beceremiyorsanız siz neyin ya da kimin efendisisiniz? En küçük bir eleştiriyi bile kaldıramıyorsanız, en aşağılık eğilimlerinizi ya da edimlerinizi bile bir özeleştiri süzgecinden geçiremiyorsanız siz neyin efendisi olacaksınız? Dünyanın en bayağı insanını büyük adam ilan edip çıkarken hiç sıkılmıyor musunuz? Çıkar elde etmek adına en pespaye adamın karşısında binbir şaklabanlık yaratma telaşındaysanız siz kimsiniz ve ne yapıyorsunuz?
Birilerinin kölesi ya da efendisi olmak isteyenler gerçekte kendileriyle sorunlu kimselerdir. Onların durumu doğrudan doğruya insan olma eksikliği diye açıklanabilir. Kolay yaşamak ve düz yaşamak çekici ve verimli görünür çoklarına. Hem pek bir şey yapmadan yaşıyorum, der onlar, hem de elde ettiklerime bakın, kucak kucak şeyler topladım. Gerçekte topladıkları şeyler onları dillerinden düşürmedikleri mutluluk’a götürecek şeyler değildir. Tersine, biriktirdikleri şeylerin içinde boğulup kalacakları yetmezmiş gibi bir de yeterince elde edememişlik duygusu yaşayacaklardır. İnsan için en tehlikeli duygulardan biri yeterince elde edememişlik duygusudur. İnsanın canavarlaştığı, ölesiye acımasız duruma geldiği gerilik aşaması bu aşamadır.
Bilinçsiz bir biçimde ona buna saldırmak: biraz daha kazanmak, gidip biraz daha bir yerler görmek, daha başka birilerini tanımak, daha değişik topluluklara girmek ve her atılan adımda daha köklü bir yarar elde etmek. En önemlisi de ünler ve unvanlar kazanmak. Böyle böyle birbirlerini kullanarak yaşamı aşağıya çeker zayıf insanlar. Onları bir salonda alkışlar arasında üzerine adları yazılmış olan demir parçalarını ödül niyetine alırken, bir toplulukta son derece dokunaklı ve baştan sona yüce değerlerden sözeden söylevler verirken görebilirsiniz. En çirkin ilişkilerde birbirlerini kollamak adına şaklabanlıklar yaparken, dört tanıklı düğünlerde bir yandan para saçıp bir yandan altın elmas gümüş toplarken görebilirsiniz. Rahmetli babalarının ve dedelerinin insanlık için ne büyük işler yaptıktan sonra gönül rahatlığıyla bu dünyadan ayrıldığını anlatırken, çocuklarını ya da başka yakınlarını hiç de hak etmedikleri bir takım köşe başlarına yerleştirmek için ona buna yaltaklanırken, toplumun esenliği adına üstün görevler alarak dostum dedikleri insanların ağzını acemice yoklamaya çalışırken görebilirsiniz.
Birbirlerinin köleleri olarak ve birbirlerinin efendileri olarak hep birlikte batıyorlar. Düşüşlerini bir yükseliş gibi algıladıkları için hiç tedirgin olmuyorlar. Yükseldikçe düşüyorlar ve düştükçe yükseliyorlar. Durmadan yalan söylüyorlar. Hem başkalarına hem kendilerine yalan söylüyorlar. İnsanın başkalarına söylediği yalan kendine söylediği yalan kadar tehlikeli değildir. İnsan kendine yalan söylemeye alıştığı zaman tüm sağduyu kanallarını tıkamış, tüm doğru görme ölçeklerini parçalamış olur. O noktadan sonra insanın başkaları için ve kendi için yapamayacağı kötülük yoktur. Bu arada ilkeli davranmayı da elden bırakmayacaklardır. İlkeleri belirsiz, değişken, oynak, tutarsız ve aptalcadır. Utanç duvarını aşmış olmanın rahatlığıyla kendilerini insanlığa ve öncelikle kendi toplumlarına adamış olmanın onurunu yaşıyor olmaları da iyice gariptir.

CEVAP VER