Kültür darp kurmayı öğretti, medeniyet ise darp etmeyi

Bir kaç gün önce Yukarı Köprüçay bölgesindeydim. Vadinin meşeleri ve çınarlarının nehrin çevresini yeşile boyadığı bir dönem. Gece kızımla birlikte Darıbükü köyünden Değirmen Deresi’ne doğru yürüdük. Samanyolu’nun ve yıldızların hala çıplak gözle görülebildiği, ışık kirliliğinden uzak bir bölge burası. Yürürken nehir kıyısındaki çınarların altında küçük bir ışık belirdi. Minik bir el feneri ya da cep telefonu olmalıydı. Köylüler, “darp kuranlar olabilir” diye yorumladılar, ışığı…

KÜLTÜRÜN ÜRETTİĞİ DARP

Darp, bu bölgede eski bir balık tutma yöntemine verilen ad. Nehrin akış yönüne doğru taşların iki yandan başlayıp giderek daralan bir ‘v’ oluşturacak şekilde örülmesiyle hazırlanıyor. V’nin dar ucuna da söğüt ya da çınar dallarının yan yana dizilmesiyle oluştutulan düzeneğin ucuna geniş bir telle kafes oluşturuluyor. Nehrin akıntısına doğru yüzen balıklar, taşlardan örülmüş ama aralarında boşluklar bulunan darptan içeriye ilerleyince tel kafesin içine giriyor ve bekliyor…

ŞARTLARIN EŞİT OLDUĞU AVLANMA YÖNTEMİ

Kafese giren balıkların küçükleri telden geçip gidiyor ve yaşamına devam ediyor. Büyüklerin bir kısmı ise sıçrayıp kurtuluyor. Darbı kuran köylüler genellikle gece yarısı ya da sabaha doğru gelip ihtiyacı olan kadar balığı alıp gerisini bırakıyor. Darp, bir nevi ilkel baraj aslında. Ancak darba giren balıklar ne işkence görüyor ne de yaralanıyor. Ne zıpkın ne iğne acısı. Ne vahşi ağlar ne de dinamit yarası. Şartların eşit olduğu, balığa yakalanmama ve kaçma şansı tanıyan çok eski bir avlanma yöntemi. En insani avlanma biçimi.

TEKTİPLEŞTİRMECİ MEDENİYET İDDİASI

Anadolu’da içinden nehir geçen köylüler dinamiti mühendislerden öğrendi. Yol yapan, köprü yapan, baraj yapan mühendisler dinamitle dağları patlattıkları gibi balık avlamayı öğrettiler köylülere! Doğanın dilini çözerek geliştirdiği binlerce yıllık yaşama biçimi ‘medeniyet’le tuz buz olan kırsal coğrafyanın insanı kendi kültürünü birden kenara itmeye eğilimliydi. Kendinden ve ürettiği kültürden utanmasının öğretildiği kırsal kökenli insan, sahip olduğu inanılmaz zenginliğin içinde medeniyetin kölesi haline getirildi. Medeniyet, iddiası olan, dayatmacı, tektipleştirmeci ve daha da ötesi emperyalist bir yayılmacılığın bütün kültürleri yok etme tehdidi taşıyan en önemli araçlarından biriydi. Kültür ise insanlık tarihi kadar eski bir yaşama pratiği…

ÖĞRETİLMİŞ YOKSULLUĞA FİT OLAN KIRSAL YAŞAM

Kırsal nüfus, özgürlüğünün ve ruh zenginliğinin yegane temeli olan üzerinde yaşadığı coğrafyayı yeniden biçimlendiren mühendisler eliyle kendi köklerine dinamit konulmasını talep eden, talep etmekle kalmayıp bizzat yardım eden; hatta dinamitin fitilini kendi eliyle ateşleyen bir ‘medeniyet cehaletinin’ girdabında sürüklendi. Öğretilmiş yoksulluğun ve çaresizliğin yarattığı atmosferde, nefessiz kaldıkça medeniyete doğru intihar etti. Kendisi yaşamın ruh pınarlarından doğan nehirlerde yüzerek köklerini beslerken, çocuklarının medeniyetin enformatik cehaletin sularında yüzmesi için çuval dolusu para ödemeye fit oldu! Oysa yarasına merhem olacak bütün araçlarla donatılmış bir doğa eczanesinde yaşadığını unutmuştu. Çünkü onu anne sütüne en yakın olan keçi sütünün içinde yüzerken Amerikan süt tozuyla beslediler! Keçi sütüyle akıllanırken, Amerikan süt tozuyla aklını aldılar…

BAŞBAKAN SOMALİ’YE NEDEN ACİİR

Adına devlet denilen aygıtın biçimlendirdiği ancak çoğu kez yaşamın diliyle örtüşmeyen kurallarla süslenen bol kıvrımlı sistemin yolu bir gün medeniyete uzak kalmış kırsal coğrafyalara düşünce ilk işi oradaki kültürü silip geçmek oluyor. Bu, Afrika’da da böyle, Hindistan’da da böyle, Isparta’da böyle. Bunun için hükümetin uygulamaya koyduğu HES politikaları yüzünden yaşamından, kültüründen olan Erzurum-Tortumlu kadın, “Başbakan Türkiye’yi Somali ediir, gidir Somali’ye aciir” dedi.

BALIĞI AVLAMAK YASAK, DİNAMİTLEMEK SERBEST

Yukarı Köprüçay’da gece yarısı gözüme çarpan minik ışık medeniyetin bir ürünü olsa da köylüler tedirgindiler. Çünkü sanırım üreme dönemi olmasından, bu dönem nehirde balık avlamak yasakmış. “Jandarma devriye geziyor, balık avlayanlara göz açtırmıyor” diyorlar. Aslında çok yerinde bir uygulama bu. Doğa adına güven verici. Jandarma’nın görevleri arasında doğayı korumak da var. Ancak Jandarma’ya bu görevi veren yasaları çıkaranlar, en insani yöntemlerle bile olsa balık avlayan köylüleri denetlerken; aynı nehirleri dinamitleyen şirketlere yasal olarak izin vermekten geri durmuyorlar.

BU ÇELİŞKİYİ ÇOCUKLARIMIZA NASIL ANLATACAĞIZ

Köylünün acısız, işkencesiz; karnını doyurmak için yaptığı eyleme yasak konulurken, (ne olursa olsun bu yasağa uyulmalı ve denetlenmeli) aynı nehrin kıyısına dinamit deposu kurulmasına izin veriliyor. Nehirden üç tane balık tutan köylüye göz açtırmayan yasalar, aynı nehirde kurulacak HES için vadinin binlerce ton dinamitle tahrip edilmesine izin veriyor. Bu çelişkiyi çocuklarımıza nasıl anlatacağız?

ADINA BARIŞ ÖDÜLÜ VERİLEN SAVAŞ ARACI

Yukarı Köprüçaylıların darpla balık tutmaları, atalarından öğrendikleri incelik dolu bir kültürdü. Dinamit ise medeniyet! Darp, balıkların geçişinden faydalanmak üzere üretilen kültürün ürünüydü. Baraj ise balık geçitlerini dinamitleyen bir medeniyetin ürünü. Darp, doğayla barışık, doğanın insana sunduğu ödülün aracıydı, dinamit ise mucidinin adına ‘barış’ da dahil olmak üzere köşeli ödüller verilen bir savaş aracı!

Kültür, dün nehirlere darp kurup karnını doyuran insanların aracıydı, medeniyet ise bugün nehirlere barajlar kurarak yaşamı ‘darp’ eden, insanları ve doğayı aç bırakanların aracı oldu…

Önceki haberTürkiye’nin ilk vicdani retçisi Gönül, yaşamını yitirdi.
Sonraki haberSiyaseti sevmek
Yusuf Yavuz
YUSUF YAVUZ (GAZETECİ-YAZAR) Isparta, Sütçüler'de doğdu. 1990’da edebiyatla ilgilenmeye başladı. Deneme ve inceleme tarzındaki ilk yazıları 1996 yılında 'Atatürkçü Ses' Dergisi’nde yayımlandı. Aynı yıl yerel ölçekte yayın yapan kanallarda 'Dönence' başlıklı radyo ve televizyon programları hazırlayıp sundu. 1999 yılında Antalya'da kurulan Müdafaa-i Hukuk Dergisi’nde yazmaya başladı. 2001’de Gazete Müdafaa-i Hukuk’ta Muhabir-Temsilci olarak görev aldı. Daha sonra adı 'Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk' olan dergiyle bağını temsilci-yazar olarak sürdürdü. 2001-2007 yılları arasında Kaş Kitap Şenliğini organize ederek başta çocuklar ve gençler olmak üzere yöre insanının kültür, sanat ve edebiyat çevreleriyle buluşmasını sağladı. 2005 yılında Muğla ve Antalya arasındaki sahil bandında yaşanan yabancılara toprak satışına ilişkin yaptığı araştırmalar önemli etkiler yarattı. Deneme, inceleme, röportaj, düz yazı, haber ve yorumları; Cumhuriyet Akdeniz, Odatv, Yeni Harman, Edebiyat ve Eleştiri, Yolculuk, Evrensel, Atlas, Magma, Aydınlık, Birgün, Açık Gazete gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Antalya merkezli VTV Televizyonunda, Pelin Gel Ağan'la birlikte 'İki Ağaç İçin' adıyla 16 bölümden oluşan bir program hazırlayıp ve sundu. Kanal V Televizyonunda, Biyomühendis Çağlar İnce ile birlikte, Yörük kültürünü ve tarihsel köklerini ele alan 'Islak Çarıklar' adlı belgesel haber programı hazırlayıp sundu. Araştırma yazılarından bazıları, 'Yer Bize Çimen Verdi' ve 'Darağacına Takılan Düşler' adıyla belgesel filmlere de konu olan Yavuz, şu sıralar 'Islak Çarıklar' adlı bir belgesel haber programı için çalışmalarını sürdürüyor. Ağırlıklı olarak arkeoloji, çevre, kentsel dönüşüm ve tarım konularını ele alan çalışmalar yapmayı yazılı ve görsel medyada sürdüren Yavuz, yıkım politikalarıyla tarımdan hayvancılığa, kültürden mimariye kırsal yaşamın dönüşümünü ele alan araştırma yazılarıyla tanınıyor. Ziraat Mühendisleri Odası Basın Ödülü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Belgesel ödülü, Türkiye Ziraatçılar Derneği Tarım ödülü, Kubaba Derneği kültür hizmeti ödülü'nün yanı sıra Türkiye Ormancılar Derneği gibi çeşitli meslek odası, kurum ve kuruluşlar tarafından ödüle layık görülen Gazeteci Yusuf Yavuz, Likya'dan Teke yöresine uzanan coğrafyadaki su kültürüne ilişkin uluslararası bir sanat projesinin de danışmanlığını ve metin yazarlığını üstleniyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here