Kültür dönüşümü

Kültür dönüşümü

0
PAYLAŞ

İnsanlar genellikle iyi düşünmek zahmetine katlanamadıkları için toplum olaylarını kolayından yargılayıp çıkmaya eğilimli olurlar ve bu tür olayları çok zaman “gerilemek” ya da “ilerlemek” gibi sözlerle açıklamak isterler. Birilerinin ağzından şu sözleri duymaya alışmışsınızdır: “Son on yılda tam yüz yıl geriye gittik.” “Falanca dönemde düpedüz çağ atladık.” Efendi, dur bakalım, nereye atlıyorsun, ağır ol, senin poponu kaldıracak durumun yok, bu kafayla şuradan şuraya atlayamazsın sen demez de kimse, böyle bir şey gerçekten olmuş gibi olabilirmiş gibi kafayı evet babında yorgun at gibi öne arkaya sallar durur. Ya da bakarsınız bir toplum uzmanı gerilir gerilir, bir geriye gitme bildirisini süre de bildirerek şak diye yüzünüze vuruverir. Süre çok belirgin değildir: elli yıl, bir yüzyıl, yüz elli yıl, iki yüzyıl geriye gidilmiştir. Hayhay, ne diyelim, olamaz diyecek değiliz ya, beyimiz süresini bile söylüyor.

İleriye gitmenin ya da gidememenin daha başka bir şey olduğunu, toplumsal dönüşümlerin ancak yaşandıktan çok sonra anlaşılabilir dönüşümler olduğunu, toplumsal dalgalanmaların ancak kısa erimli kültürdönüşümleriyle ilgili olduğunu pek düşünmez kimse. Yaşadığı dönemin tarihsel açıklamasını yapabilecek kadar usta bir gözlemci henüz dünyada görülmemiştir. En büyük öngörülüler olarak bilinen dehalar bile ya kendi dönemlerinin tarih içindeki yerini belirlemekten kaçınmışlardır ya da bunu yapmadıkları zaman yanlışlara düşmüşlerdir. Olan bitenleri özellikle nüfus dalgalanmaları ve onun getirdiği toplumsal ve iktisadi sorunlar çerçevesinde anlamaya çalışırsak çok daha doğru bir iş yapmış oluruz. İnsan yaşamını çok hızlı etkileyen birbirine karşıt iki etken vardır, bunlardan biri hızlı nüfus artışı öbürü de nüfus azalmasıdır. En güzel toplumsal düzen yeterli toprak üzerinde eşit dağılmış yeterli insan koşullarında gerçekleşir. Nüfusun artması ve azalması kadar dağılımı da önemlidir. Herkes teknenin kıçında toplanırsa tekne sulara gömülür.

Bugün bu topraklarda gördüğümüz sıkıntılı toplumsal yaşamın kökeninde hızlı nüfus artışı ve ayrıca kötü nüfus dağılımı yatıyor. Geriye mi gittik yoksa ileri mi gidiyoruz sorununu bizim için geleceğin tarihçileri söyleyecek. Örneğin bundan kırk yüzyıl sonra bir tarihçi bizim ilerilik gerilik durumumuzu bilimsel verilere göre pek güzel açıklayabilir. Bugün bizim bununla ilgili öngörülerimiz bizi gülünç etmekten başka bir işe yaramaz. Ama bugün toplumsal çalkantıların başında hızlı nüfus artışını ve dengesiz nüfus dağılımını görmemek olası değil. Bu toplum hesapsız bir biçimde çoğaldı ve dağıldı. Kafaya göre isteyen üç çocuk yaptı, isteyen sekiz çocuk yaptı, isteyen kırk beş çocuk yaptı. Bir gün öncenin gereksinimleri bir gün sonranın gereksinimlerinden iyiden iyiye ayrı düştüğü zaman o toplumu toparlayamazsınız, bu kopma çok sürerse her şeyi önünde sonunda kendiliğindenliğin korkunç akışına bırakıp çıkarsınız.

Bundan böyle alacağınız önlemler yaraya merhem olmakla değil göz boyamakla ilgili olabilir. Örneğin diyelim elli yıl içinde on beş milyondan yetmiş milyona çıkmış bir toplumda tam anlamında sağlıklı bir eğitim düzeni tutturabilmek olası değildir. O zaman önünüzde iki yol vardır: birincisi, işi oluruna bırakacaksınız, olduğu kadar olacak, olmayana olmadı gözüyle bakacaksınız; ikincisi, bu koşullarda en iyi eğitim düzenini getirmenin olası olmadığını bilmekle birlikte en kötünün çemberlerine düşmemek için canınızı dişinize takıp planlı bir uygulamaya gideceksiniz. Bu planlı uygulamada eğitimin yükünü hafifletmek ve niteliğini daha çok düşürmemek için özellikle dengeli nüfus dağılımını öngörerek iktisadi önlemler alacaksınız ve buna göre diploma dağıtmak yerine iş alanları oluşturmaya bakacaksınız.

Ancak hızlı nüfus artışı her yerde sağlıklı bir yönetim bilincinden çok bir gelişigüzel yönelim inancını doğrudan yaratır. Sağlıklı bir yönetim bilinci daha çok hızlı nüfus artışının vurup geçmediği ortamlarda sözkonusu olabilir. Hızlı nüfus artışı ortak aptallaşma diyebileceğimiz bir olguyu kendiliğinden getirir. O durumda toplumda çok iyi düşündüğünü sanan ama toplumun neresinde duruyor olursa olsun hiç de iyi düşünmeyen insanlar çoğunluktadır. Bilimin düzeyi gittikçe düşer, eskinin sıradan bilim adamlarını bile mumla arar olursunuz. Sanatçılar sanki kendilerini gülünç edebilmek için birbirleriyle hızlı bir yarışa girmişlerdir. Felsefe şizofren bir ortak bilincin çok özel çabasıyla çok kötü yetiştirilmiş bir varoş çocuğu gibi zavallı bir görünüm alır. Siyasete kimse dönüp bakmaz bile. Yapılacak bir şey yoktur, sağlıklı dönüşümleri gelecek zamanlara bırakmaktan başka yapılacak bir şey yoktur. Tek bir şey yapılabilir: toplumu bu sıkıntılı durumu üzerinde bilinçlendirmeye çalışmak ve sağlıklı dönüşümlerin gelişini hızlandırmak. Biz de onu yapmaya çalışıyoruz.

BİR CEVAP BIRAK